Susam ve Zambaklar üzerine

Abone Ol

Kentsel dönüşüm, taşınma, yerleşme derken kitaplarıma nihayet kavuştum. Kolileri açarken elim bir cilde takıldı; yüzüne şöyle bir üfleyip kapağını çevirdim, sayfa kenarlarına yıllar önce düştüğüm notlara baktım, hoşuma gitti. Okumayı seven herkesin sahip olması gerektiği gibi benim de bir kütüphanem var. Aralarında ânı geçiştirmeye yarayanlar da var, okudukça istifade ettiğim eserler de. Bu yazıda, güzel bir kitaptan söz edeceğim.

John Ruskin, Susam ve Zambaklar'da şöyle der: "Zaman öldürmek için elinize aldığınız iyi kitaplar, başka türlü sohbet edemeyeceğiniz kişilerle yapılmış, sizin için basılmış hoş ve yararlı konuşmalardır. Bilmeye ihtiyaç duyduğunuz şeyi söyleyecek kadar faydalı, duyarlı bir dostun sözü kadar hoştur onlar." Kitabın adındaki ikilik de tam burada anlam kazanır: Ruskin "susam" derken kitabı, "zambak" derken kadını kasteder — biri açılıp içindekini vermesi için sabır isteyen bir tohum, öbürü yaradılıştan güzel, ama yine de anlaşılmayı bekleyen bir çiçektir.

Önce "Susam"a, yani kitaba dönelim. Roman, hikâye, seyahatnâme, hatta hâtırât — hepsi buna misal gösterilebilir. Kanın mürekkebe dönüşmesiyle vücut bulan bu eserlere ve müelliflerine minnettar olmalı, onları özümsemeli, kendi şahsımızda yaşatmalıyız. Ruskin, akıllı insanların hayırseverlik ve dürüstlükle hareket ettiğini söyler: "Zeki birinin, dürüstçe ve iyilik güderek ortaya koyduğu her küçük çalışma, onun kitabı ya da sanat eseridir." Ruskin bir de güzel tüyo verir: "Dikkatle okursanız kitabın gerçek bölümlerini kolayca ayırt edersiniz; kitap zaten asıl o kısımdadır."

Kitabı anlamaya dair benzetmesi de güzeldir. Kişinin emek vererek, kendi faziletiyle kitaptan bir şey devşireceğini söyler: "Cennet kapılarının bekçilerini hiçbir zenginlik çeldiremez, hiçbir isim karşısında boyun eğmezler, hiçbir hile onları kandıramaz." Yani iyi bir eseri okurken onu hak edecek şuur seviyesinde olmalı, gerekli ihtimamı göstermeliyiz. "Kapı"dan girmeye layık olmalıyız.

Ruskin kitabın sonlarında "Susam"dan "Zambak"a geçer; çünkü ona göre kapıdan girme şerefi yalnızca kitaplar için geçerli bir kural değildir. Bir insanı, özellikle bir kadını anlamak da aynı sabrı, benzer bir ihtimamı ister. Ruskin, kadın ile erkeği aynı ruhun iki kanadı gibi resmeder: erkeği daha atılgan, koruyup geliştiren, fethetmeyi seven, bahadır bir varlık olarak; kadını ise gördüğünün kalitesini anlamakta, değer biçmekte mahir hissî bir varlık olarak tarif eder. Koruyan erkekle anlayan kadının bir araya geldiği evler, ona göre birer tapınağa dönüşür.

Bu bakış, Andrey Tarkovski'nin kadın fikirleriyle örtüşür. Tarkovski de kadının sonsuz bir fedakârlık taşıdığını ima ederken, iki cinsin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, ikisinin bir bütün olduğunu söyler: "Kadın ve erkeğin iç dünyaları müşterek bir dünya kurmalı; olmazsa beraberlik mutsuz, uyumsuz ve ölmeye mahkûmdur." İkisi de anlamayı ve ihtimamı bir zahmet değil, bir zaruret olarak görüyor.
Ve galiba yazının asıl meselesi de burada saklı: kitabı hakkıyla okumakla insanı hakkıyla anlamak, aynı şuur hâlini gerektiriyor. İkisi de sabrı, yüzeyde kalmamayı, "özensizce yazılmış satırların" ardındaki asıl kısmı aramayı ister. O halde kapıdan girme şerefine erenler, zambağı da anlar.