Siyasetin tarihi yalnızca zaferlerin değil; yenilgilerin, hesaplaşmaların ve vefasızlıkların da tarihidir. Bugün CHP’de yaşanan kavga da basit bir kadro değişimi ya da olağan bir parti içi rekabet değildir. Bu kavga, CHP’nin kendi yenilgisini nasıl okuyacağına ve kendi siyasi hafızasını kimlerin yeniden yazacağına dair derin bir hesaplaşmadır.
Kemal Kılıçdaroğlu, son cumhurbaşkanlığı seçimlerini CHP’nin adayı olarak kaybetti. Bu gerçek inkâr edilemez. Ancak bugün CHP içindeki yeni güç merkezlerinin yapmaya çalıştığı şey, bu yenilgiyi tek kişilik bir hikâyeye dönüştürmektir. Sanki o seçimde yalnızca Kılıçdaroğlu vardı. Sanki kampanyanın bütün yükünü yalnızca o taşıdı. Sanki meydanlarda “kazanıyoruz” havasını yalnızca o estirdi.
Oysa hakikat ortada.
2023 seçiminde Kılıçdaroğlu’nun yanında Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu vardı. İkisi de cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olarak sahaya çıktı. Bu yalnızca teknik bir seçim vaadi değildi; seçmene sunulan iktidar kadrosuydu. Eğer seçim kazanılsaydı, zafer kürsüsünde herkes olacaktı. Kimse “Bu zafer sadece Kılıçdaroğlu’nundur” demeyecekti. Herkes “Biz kazandık” diyecekti.
Ama kaybedilince yenilginin faturası tek bir isme kesildi.
Dün aynı fotoğrafın içinde olanlar, bugün o fotoğraftan kendi yüzlerini kesip çıkarmaya çalışıyor. Dün Kılıçdaroğlu’nun arkasında alkış tutanlar, bugün Kılıçdaroğlu’nun adını tabeladan sökmeyi siyaset sanıyor.
Bu artık liderlik muhasebesi değil; hafıza tasfiyesidir.
CHP tarihi bu tür iç hesaplaşmalara yabancı değildir. İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasındaki mücadele, yalnızca iki isim arasındaki kişisel rekabet değildi; CHP’nin “ortanın solu”na yönelmesinin sancılı hikâyesiydi. Ecevit, İnönü’ye karşı çıktı ama İnönü’nün tarihsel ağırlığını yok saymadı. Siyasi mücadele verdi; fakat geçmişi kazımaya kalkmadı.
Demokrat Parti geleneğinde Adnan Menderes’in mirası, Süleyman Demirel döneminde farklı biçimlerde yorumlandı. Demirel defalarca yenildi, iktidardan düştü, darbelerle siyaset dışına itildi, sonra yeniden döndü. Ancak bir siyasi gelenek, kendi tarihindeki figürleri yok sayarak büyüyemez. Milliyetçi harekette Alparslan Türkeş, Milli Görüş çizgisinde Necmettin Erbakan da yalnızca zaferleriyle değil, yenilgileriyle ve mücadeleleriyle hatırlanır.
Çünkü siyasi hafıza yalnızca kazananları alkışlama kültürü değildir. Kaybedenlerin bıraktığı tecrübeyi de taşıma sorumluluğudur.
Bugün CHP’nin sorunu tam da budur. Kılıçdaroğlu dönemi elbette eleştirilebilir. Adaylık süreci tartışılabilir. Altılı Masa stratejisi, kampanya dili, ikinci tur hesapları, ittifak mimarisi, seçmenin kaygılarını okuyamama meselesi masaya yatırılabilir. Bunların hepsi meşru tartışma başlıklarıdır.
Ama Kılıçdaroğlu, sanki bütün bu büyük siyasi denklemde yalnız başına hareket etmiş gibi gösterilemez.
O gün Özgür Özel neredeydi?
Kılıçdaroğlu’nun kazanması için çalışıyordu.
O gün Mansur Yavaş neredeydi?
Kılıçdaroğlu’nun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı adayıydı.
O gün Ekrem İmamoğlu neredeydi?
Kılıçdaroğlu’nun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı adayıydı.
O gün CHP örgütü ne yapıyordu?
Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanması için sahadaydı.
Şimdi kaybedilince herkes kendi gölgesini topladı, yenilginin bütün yükünü Kılıçdaroğlu’nun sırtına bıraktı. Bu siyaseten kolaycılıktır; ahlaken de sorunludur.
Bir lider kaybettiğinde eleştirilir. Bu doğaldır. Fakat aynı gemide yolculuk edenlerin, gemi karaya oturunca kaptanı denize atıp kendilerini yolcu gibi göstermeye çalışması dürüstlük değildir. Çünkü herkes o gemideydi. Herkes o rotaya onay verdi. Herkes o siyasi atmosferden pay aldı.
Bugün Kılıçdaroğlu’nun adının parklardan, spor salonlarından ve belediye tesislerinden sökülmesi bu yüzden basit bir isim değişikliği değildir. Bu, yeni parti içi iktidarın eski döneme dönük sembolik tasfiye hamlesidir. Tabelayı değiştirerek tarihi değiştireceklerini sanıyorlar. Bir parkın adını değiştirerek seçmenin hafızasını değiştireceklerini düşünüyorlar.
Ama siyaset böyle işlemez.
Tarih, belediye meclisi kararıyla yeniden yazılmaz. Bir ismi tabeladan sökersiniz; fakat o ismin etrafında yaşanmış siyasi gerçekliği silemezsiniz. Hangi mitingde kim konuştu, hangi meydanda kim el kaldırdı, hangi ekranda kim umut sattı, milletin hafızasında kayıtlıdır.
CHP’nin önünde iki yol vardı. Birincisi, dürüst bir muhasebe yapmaktı: “Biz bu seçimi birlikte kaybettik. Adaylıkta, stratejide, ittifakta ve kampanyada hata yaptık” diyebilirlerdi. Bu siyasi olgunluk olurdu.
İkincisi ise bugün yaptıklarıdır: “Kılıçdaroğlu kaybetti, biz kenardaydık” demek. Kılıçdaroğlu dönemini bir günah keçisine dönüştürmek. Sonra da bu kişiselleştirilmiş yenilginin sembolik infazını yapmak: Parktan adını indir, salondan tabelasını sök, geçmiş dönemin izlerini sil.
Bu değişim değil; intikam psikolojisidir.
Kılıçdaroğlu kutsal bir figür değildir. Siyasi aktördür ve her siyasi aktör gibi eleştirinin muhatabıdır. Fakat eleştiri başka şeydir, linç başka şeydir. Muhasebe başka şeydir, hafıza kazıma başka şeydir. Değişim başka şeydir, rövanş başka şeydir.
Bugün CHP’de yaşanan şey, değişim iddiasıyla başlayan ama giderek intikam psikolojisine dönüşen bir iç tasfiye dalgasıdır. Oysa bir siyasi hareket, geçmişini aşmak istiyorsa önce onu anlamak zorundadır. Geçmişini anlamadan sadece silmeye çalışanlar, geleceği de kuramazlar.
Burada ironik olan şudur: Kılıçdaroğlu’na en ağır faturayı kesmeye çalışanların önemli bir kısmı, onun açtığı siyasi alanın içinde yükseldi. İstanbul ve Ankara belediyeleri Kılıçdaroğlu döneminde kazanıldı. Ekrem İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın ulusal ölçekte siyasi figüre dönüşmesi de o dönemin siyasal ikliminde mümkün oldu.
Şimdi aynı siyasal zemin üzerinde yükselenlerin, o zemini tümüyle yok sayması siyasi hafızasızlıktır.
Doğru cümle şudur: 2023’te yalnızca Kılıçdaroğlu kaybetmedi. Kılıçdaroğlu’nun adaylığında, Mansur Yavaş’ın ve Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olduğu, Özgür Özel’in ve CHP kadrolarının sahada destek verdiği geniş muhalefet kampanyası kaybetti.
Cümleyi böyle kurmadığınızda hakikati eğip bükmüş olursunuz.
Sonuçta mesele çok basit bir yere geliyor: Eğer Kılıçdaroğlu kazansaydı, bugün herkes zaferin ortağı olacaktı. Kaybettiğinde ise herkes yenilginin ortağı olmak zorundadır.
Siyasette namuslu duruş budur.
Özgür Özel de, Mansur Yavaş da, Ekrem İmamoğlu da, o gün Kılıçdaroğlu’nun arkasında duran bütün CHP kadroları da bu gerçeklikten kaçamaz. Kimse o fotoğrafın içinden kendisini kesip alamaz. Çünkü oradaydılar.
Bugün Kılıçdaroğlu’nun adını tabelalardan sökmek, sadece eski bir genel başkana yapılmış bir vefasızlık değildir. Aynı zamanda seçmenin hafızasına karşı yapılmış bir saygısızlıktır.
Millet gördü.
Kim kiminle yürüdü, gördü.
Kim kimin arkasında durdu, gördü.
Kim hangi sözleri söyledi, gördü.
Şimdi tabelayı indirerek bu gerçeği örtemezsiniz.
Kılıçdaroğlu’nun adını duvardan sökersiniz; ama 2023 yenilgisindeki ortaklığınızı tarihin defterinden silemezsiniz.