TABLACIYA BAHŞİŞ, ASIL SAHİBE BEDEL

Abone Ol

Üstad Said Nursî, Risale-i Nur’da bütün kâinatı anlatırken ilginç bir benzetme yapar.

Der ki: Mevcudat birer tablacı gibidir.

Eskiden padişahlar büyük ziyafetler verirmiş.

Misafirler oturtulur.

Yemekler hazırlanır.

Sonra tablacılar gelir, sofraları taşır.

Tablacılar yemekleri baş üstünde getirir.

Misafir de hizmet eden o tablacılara bir bahşiş verir.

Ama herkes bilir:

Yemeğin sahibi tablacılar değildir.

Onlar sadece getirendir.

Üstad diyor ki:

Kasaptan aldığın et…

Ağaçtan kopardığın meyve…

İnekten gelen süt…

Bunların hepsi tablacı eliyle gelen nimetlerdir.

Sen kasaba para verirsin.

Çiftçiye ödeme yaparsın.

Marketin kasasına ücret bırakırsın.

Ama o para tablacıya verilen bahşiş hükmündedir.

Çünkü asıl malik başkasıdır.

İşte Üstad soruyu burada sorar:

“Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah bizden ne fiyat istiyor?”

Cevap kısa.

Ama derin.

Üç şey.

Zikir.

Şükür.

Fikir.

Başta Bismillah.

Bu zikirdir.

Sonunda Elhamdülillah.

Bu şükürdür.

Ortada ise başka bir şey var.

Fikir.

Yani o nimetin ne olduğunu düşünmek.

Üstadın cümlesi çok keskin:

“Bu kıymetdar hârika-i sanat olan nimetler, Ehad-i Samed’in mu’cize-i kudreti ve hediye-i rahmetidir.”

Otuz beş yıldır bu cümleyi düşünür insan.

Çünkü burada iki büyük isim saklıdır:

Ehad.

Samed.

Ehad ne demek?

Fiilinde bir.

İsminde bir.

Sıfatında bir.

Zatında bir.

Yani kâinatın tamamına hükmeden tek kudret.

Samed ne demek?

Hiçbir şeye muhtaç olmayan.

Ama bütün varlıkların kendisine muhtaç olduğu.

İşte burada iki yön ortaya çıkar.

Her şeyin sanat yönü vardır.

Her şeyin nimet yönü vardır.

Mesela göz.

Hem sanat.

Hem nimet.

Nar.

Hem sanat.

Hem nimet.

Sanat tarafı bize Ehad’ın kudret mucizesini gösterir.

Nimet tarafı ise Samed’in rahmet hediyesini.

Çünkü böyle bir nimeti verebilmek için

Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmaması gerekir.

Kıdem gerekir.

Beka gerekir.

Muhalefetün lil-havadis gerekir.

Kıyam bi-nefsih gerekir.

Vahdaniyet gerekir.

Ama yetmez.

Bu nimeti verecek olanın

ilim sahibi olması gerekir.

İrade sahibi olması gerekir.

Kudret sahibi olması gerekir.

Kelam, sem, basar ve hayat sahibi olması gerekir.

Yani mesele bir meyve değil.

Bir nar tanesi,

arkasında bütün kâinatı çalıştıran bir kudreti gösterir.

İşte fikir budur.

Yemeği yiyip kalkmak kolaydır.

Bahşişi tablacının eline bırakmak da kolaydır.

Ama sofranın gerçek sahibini görmek…

İşte insanın imtihanı tam burada başlar.

Selam ve dua ile

Fiemanillah