“Tarım Varsa Hayat Var” Bu cümle benim için bir proje başlığından çok bir ülkenin geleceğini tarif eden güçlü bir gerçek. Güvenilir Ürün Platformu’nun bir üyesi olarak bugüne kadar TİGEM’le gerçekleştirdiğimiz toplantıların önemli bölümüne katıldım. Tarımın, gıdanın, üreticinin ve tüketicinin meselelerini aynı masa etrafında konuşmayı çok önemsiyorum. Ancak bu kez İstanbul’daki yoğun programım nedeniyle TİGEM Karacabey İşletmesi’nde gerçekleştirilen bu buluşmaya katılamadığım için üzgünüm. Buna rağmen toplantının sonuçlarını ve sahadan aktarılan bilgileri yakından takip ettim ve size aktarmak istiyorum.
“Güvenilir Ürün Zirvesi”
Önemli bir başka buluşmadan da size haber vermek istiyorum. 29 Eylül’de gerçekleştirilmesi planlanan zirvenin hazırlıkları devam ediyor. Kaçırmayın… Bu toplantıların ve zirvelerin Türk tarımına ve gastronomisine çok ciddi katkı sunduğuna inanıyorum. Çünkü tarım çiftçinin, ziraat mühendisinin ya da bir kamu kurumunun tek başına üstleneceği bir mesele olarak görülmemeli.
Tarım varsa gıda vardır; gıda varsa hayat da vardır. Bir ülkede tarım güçlüyse sofranın güvenliği, kırsalın geleceği, istihdamın devamlılığı ve ekonomik hayatın dayanıklılığı da güçlenir. Bu nedenle “Tarım Varsa Hayat Var” sözünü biraz daha geniş okumamız gerekiyor: Bir ülkede tarım iyiyse, o ülkede yaşanabilir bir hayatın temel taşları da sağlam demektir.
Karacabey’de üretimin nabzı attı
TİGEM ve Güvenilir Ürün Platformu tarafından gerçekleştirilen iki günlük programın en önemli taraflarından biri, tarım ve gıda sektörünün temsilcilerini üretimin merkezinde buluşturmasıydı. TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç başkanlığında gerçekleştirilen programda; tohum üretiminden damızlık hayvancılığa, modern tarım uygulamalarından sürdürülebilir üretime kadar pek çok konu sahada incelendi.
Tarla üretim alanları, hayvancılık tesisleri, mekanizasyon altyapısı ve üretim süreçleri uzmanlar eşliğinde katılımcılara anlatıldı. Böylece TİGEM’in Türkiye’nin gıda arz güvenliğine yaptığı katkı, rakamlar üzerinden ve üretimin gerçekleştiği alanlarda gözlemlenmiş oldu.
Karacabey’in kendisi de bu açıdan son derece anlamlı bir merkez. TİGEM’in resmi verilerine göre işletmenin geçmişi 1300 yılına, Çiftlikat-ı Hümayun dönemine kadar uzanıyor. 1926’da Ziraat Vekâletine devredilen işletme, Karacabey Harası olarak faaliyet gösterdikten sonra 1984’ten itibaren TİGEM bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Bugün işletmenin toplam arazi varlığı 89 bin dekar olarak belirtiliyor.
TİGEM’de dikkat çeken ivme
Geçmiş toplantılarımızdaki değerlendirmelerle bugünkü tabloyu yan yana koyduğumda TİGEM’in son dönemde ciddi bir ivme kazandığını düşünüyorum. Özellikle Türk tohumu konusunda ortaya koyduğu çalışmalar dikkat çekici.
Toplantıda paylaşılan verilere göre TİGEM, sertifikalı tohum üretiminde yüzde 25 pazar payıyla sektör liderliğini koruyor. 2026 üretim döneminde hububatta 380 bin ton rekolte, sertifikalı tohumda ise 233 bin ton üretim hedefleniyor. Daha önemlisi, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki baskısı dikkate alınarak tohumluk üretim alanlarının yaklaşık yüzde 40’ının kuraklığa toleranslı çeşitlerden oluşturulması planlanıyor.
Bence buradaki mesele daha fazla tohum üretmek olarak görülmemeli. Geleceğin iklim koşullarına uygun Türk tohumunu geliştirmek ve çiftçinin üretim gücünü korumak. Çünkü iklim değişikliği artık gelecekte karşılaşacağımız ve belki de bugün tarımın karşı karşıya olduğu somut bir gerçek.
Yerli Tohum, Güçlü Çiftçi
Türk tarımının geleceği açısından beni en çok heyecanlandıran başlıklardan biri de yerli ve millî tohum meselesi. Toplantıda aktarılan bilgilere göre TİGEM, yerel tohumların tespit edilip tescillenmesi ve üreticilerle buluşturulması konusunda çalışmalar yürütmeye devam ediyor. Yerel Tohum Projesi kapsamında tescillenen tohumların 1 milyon paket halinde üreticilere ulaştırılması hedefi, bu yaklaşımın önemli bir örneği.
Vezir-55 kenevir çeşidinin yanı sıra sertifikalı tohum ihracatının KKTC, Azerbaycan ve Irak başta olmak üzere farklı ülkelere yapılması da Türkiye’nin tohumculuk kapasitesinin dış pazara da yöneldiğini gösteriyor.
TİGEM’in tohumculuktaki çalışmalarını Türkiye’nin gelecekteki tarımsal bağımsızlığı açısından değerlendirmek gerekiyor.
Kırsalda Bereket, Üretimde Devamlılık
Programın bir diğer önemli başlığı hayvancılıktı. TİGEM’in 70 bin büyükbaş ve 300 bini aşan küçükbaş hayvan varlığıyla ıslah ve damızlık üretiminde önemli bir kapasiteye sahip olduğu aktarıldı.
“Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi” kapsamında üç yılda 150 bin baş küçükbaş hayvanın üreticilerle buluşturulması planlanıyor. Bu tür projelerin sadece hayvan sayısını artırmak olarak değerlendirilmemesi gerekir. Burada asıl hedef, aile işletmelerinin güçlenmesi, kırsal nüfusun üretimde kalması ve hayvancılığın sürdürülebilir bir ekonomik faaliyet olarak devam etmesi.
Sultansuyu İşletmesi’nde kurulan Boğa Anası Tesisi ve dondurulmuş boğa sperması üretiminde 1 milyon doz hedefi de dikkat çekici. Toplantıda, merkezin yılda 1 milyon doz sperm üretimiyle iç piyasa ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını tek başına karşılayabildiği ifade edildi.
Tarım aynı zamanda genetik mirasımız
Tarımı buğday, arpa, mısır ya da hayvan üretiminden ibaret görürsek önemli bir şeyi gözden kaçırırız. Tarım aynı zamanda bir ülkenin genetik mirası. Karacabey’de Safkan Arap atlarının yetiştirilmesi, Kangal ve Akbaş gibi yerli gen kaynaklarının korunması; TİGEM’in ekonomik üretimin yanında kültürel ve biyolojik mirasa da sahip çıktığını gösteriyor. Toplantıda ayrıca Asya ceylanı ve 1.548 başlık Safkan Arap Atı sürüsünün korunmasına yönelik çalışmalar aktarıldı.
Bugünün tarımı artık dünün yöntemleriyle yönetilemez.
Su, enerji, iklim, toprak verimliliği ve ürün kayıpları birbiriyle bağlantılı konular. Karacabey’de de modern tarım teknikleri uygulanıyor. TİGEM’in 2026 yılı planlamasında ayçiçeği, dane mısır, hasıl mısır ve yonca üretimleri yer alıyor. Hayvancılığın sürdürülebilirliği için 2.591 dekarda yonca üretimi ve yaklaşık 1.800 ton kaliteli yonca silajı hedefleniyor. TİGEM’in sulu tarım alanını 1 milyon 41 bin dekara ulaştırma hedefi, 48 MW’ı aşan GES projeleri, 275 bin tonluk silo kapasitesi ve modern yem tesisleri bu nedenle önem taşıyor.
İşte “Tarım Varsa Hayat Var” sözünün gerçek anlamı burada ortaya çıkıyor. Suyu doğru kullanamıyorsak, toprağı koruyamıyorsak, tohumu geliştiremiyorsak, hayvancılığın genetik kapasitesini sürdüremiyorsak bugünün de yarının da sofrasını riske atıyoruz.
TİGEM’in Geleceğe Bıraktığı Miras
TİGEM; tohumluk, damızlık, gen kaynakları, modern tarım teknikleri, hayvancılık, safkan Arap atı yetiştiriciliği ve sürdürülebilir üretim başlıklarını aynı çatı altında buluşturan stratejik bir yapı. Yaklaşık 700 yılı aşan üretim geçmişine sahip Karacabey işletmesi de bunun en güzel örneklerinden biri.
Dolayısıyla Karacabey’de yapılan toplantıyı Türkiye’nin tarım geleceğine dair önemli bir fotoğraf verdiğini düşünüyorum.
Ve o fotoğrafın altında hâlâ aynı cümle yazıyor:
Tarım Varsa Hayat Var