Anadolu, tarih ve coğrafya açısından ilginç özellikler taşıyor. Hangi köşesini ele alsanız bir ansiklopedi genişliğinde bilgiye ulaşıyorsunuz. Sırf bu nedenle Anadolu topraklarında yaşayanlar için “tarihin evinde oturanlar” desek fazla abartmış olmayız. Şimdi başlıkta geçen yerin neresi olduğunu soracaksınız? Yakın zamana kadar ben de bilmiyordum, doğduğum ve büyüdüğüm topraklara “Sengistan” dendiğini. Sengistan, ‘taşlık ve kayalık yer’ anlamında Erzurum’un Tortum ilçesi için kullanılan isim imiş. Son yıllarda büyük güçlerin savaşlarının ana nedenlerinden birisi de nadir element dediğimiz taşlardır. O yüzden “aman ne olacak taş” diyip geçmemek lazım.
Tortum, Türkiye’nin çatısı Erzurum’un kuzey ilçelerinden birisidir. Derin kırmalık vadiler arasında yer alan bu küçük şirin ilçe; Tortum Gölü, Tortum Şelalesi ve Tortum Kalesinin yanı sıra elma, armut, dut, kiraz, vişne, kayısı, ceviz ve kızılcık gibi meyvelerin yetiştiği yerdir. Eskisi kadar olmasa da dağlarında büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Çocukluğum, yazları bölgeye hâkim olan Mescit Dağlarının yaylalarında geçti.
Dağlarda dolaşırken bilinen taşların dışında taşlara rastlar, bunlara fazla anlam vermezdik. Siyah cam gibi taşların Obsidyen olduğunu ve medeniyetin gelişmesinde önemli bir yere sahip olduğunu sonradan öğrendim. Bu volkanik cam; taş kesici aletlerde, balta, kazma ve bıçakların yanı sıra cerrahi işlemler için de kullanılmış. Dünyanın birçok bölgesinde bulunan bu taş şimdilerde kolye gibi süs eşyalarında kullanılıyor. Pasinler ilçesinde geniş bir alanın obsidyen yatağı olduğunu taş uzmanı Oğuzhan Türk’ten öğrendim.
Erzurum denince ilk akla gelenlerden bir tanesi Oltu Taşıdır. Daha çok tespih yapımında kullanılan taş, farklı mücevheratları da süslemektedir. Oltu taşı binlerce kişiye ekmek kapısıdır. Peki, dünyanın en kıymetli taşlarından biri olan zümrüt yataklarının da Oltu’da olduğunu biliyor muyuz? Bilsek bile gerekli ilgi ve yatırımı yaparak ekonomiye katkı sağlaması için bir çaba var mı?
Bütün bu konulara vakıf olmam her gidişimde başka bir özelliğini keşfetmeye çalıştığım Erzurum’da dolaşırken vitrininde kıymetli taşların sergilendiği mütevazı bir dükkândan kaynaklanıyor. Vitrine dikkatli bakarak incelemeye çalışırken kapıyı açan bir beyefendinin “Buyurun” demesiyle başladı. İçeri girdiğimde çok sayıda kıymetli taşın sergilendiği ve küçük bir atölyenin de bulunduğu müze-dükkanla karşılaştım.
Oğuzhan Türk Beye sorular sorunca önüme memlekete dair yeni bir ufuk açıldı. “Erzurum dağlarında Oltu Taşı hariç 30 çeşit taşımız var. Erzurum’da çok sayıda fosil de bulunmaktadır. Taşlar ve fosillerden oluşan bir müze projesi yaptım. Narman’da Lapis taşı, Oltu Zümrüdü, Pasinler, Ilıca Obsidyen, Tortum, Narman Akik, Jasper, Kuvars, topaz… Sadece Aşkale’de çıkan Kemererit. Türkiye’de 50 milyar dolar değerinde kıymetli taş var.”
Türkiye ekonomik alanda büyük gelişmeler kat ediyor ama keşfedilecek daha çok alan var. Hediyelik eşya alanında da iddialı olabiliriz. Her taşın insan sağlığı için faydalı tarafları olması dünyada bir “trend” olmuş durumda. O nedenle Oğuzhan Türk beyin Fosil Ve Taş Müzesi daha kıymetli hale geliyor. Sadece müze ile yetinmemek gerekir, gençlere bu güzel sanatı öğretmek için kurslar açılmalı, atölyelerde üretime geçilmelidir. Erzurum gibi yılın çoğunu kış olarak geçiren bir yerde sanat atölyelerinde ne tasarımlar; kolyeler, yüzükler, bileklikler üretilir.
Erzurum Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mehmet Sekmen şehrin tarihi dokusunu öne çıkardı. Erzurum üstü örtük efsane şehirden açık hava müzesine dönüştü. Turizm için Palandöken Dağı, Tortum Gölü ve Şelalesi ve Narman Peri Bacaları gibi yerlerin yanı sıra buna kıymetli taşları da eklesek ne güzel olur.