TCMB’NİN REZERV POLİTİKASI VE BAŞARILI KRİZ YÖNETİMİ

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) dünyanın en büyük 15 merkez bankası arasında yer alıyor. Büyüklüğü, tarihi ve kurumsal yapısıyla ülkenin en prestijli yapılarından biri olan banka güçlü rezerv politikasıyla son dönemde öne çıkıyor. Haziran 2023’te rasyonel ekonomi politikalarına dönüşle birlikte TCMB’de de değişimler meydana geldi. Enflasyonla mücadele için maliye ve para politikaları yeniden gözden geçirildi. TCMB rezervler üzerinden TL’nin değerini korumaktan vazgeçerken para birimi revize edildi. Aşırı değerli Türk Lirasının (TL) getirmiş olduğu rezerv birikim zorluğunun terk edilmesi beraberinde güçlü döviz rezerv politikasına dönüş sağladı. Swap hariç eksi rezerv stoku hızla artıya ardından Cumhuriyet tarihinin en yüksek rezervlerini getirdi. 230 milyar dolara kadar çıkan daha sonra global çatışma nedeniyle 170 milyar dolara düşen rezervler tekrar artış eğilimine girmiş vaziyette. 2023-2026 dönemi içerisinde güçlü rezerv politikasını benimseyen ve enflasyonla mücadeleyi öncelik haline getiren TCMB günümüzde global krizlerle karşı karşıya.

Küresel çatışmaların yaygınlaştığı, savaşların bölgesel olmaktan çıktığı, tedarik hatlarının güvenli olmadığı ve yaptırımlarla çerçevelen global şartlar rezerv politikasını önemli hale getiriyor. Cari açığının finanse edilmesi içinde gerekli olan rezervler TL’nin değerini de belirleyebiliyor. Yabancı yatırımcılarda güçlü rezerv politikasından ciddi şekilde etkileniyor. 2023-2026 döneminde Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarında da bu nedenle bir yükseliş eğilimi görülüyor. Ocak 2023-Mart 2026 arasında çekilen doğrudan yabancı yatırım ise 38 milyar dolar civarında seyrediyor. 2026’da 15 milyar dolara yakın doğrudan yabancı yatırım tahmin ediliyor. Benzer şekilde güçlü rezervler yabancı yatırım kuruluşlarının kredi notlarına olumlu yansıyor. Ek olarak Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviye notuna yakınlaşması daha fazla yatırım çekilmesi için kritik önem arz ediyor.

TCMB’nin 2023-2026 döneminde karşılaştığı iç ve dış krizler güçlü rezerv politikası yardımıyla büyük ölçekli zarara neden olmadan bertaraf edildi. Eğer güçlü rezerv politikası benimsenmiş olmasa TL’nin değeri ve enflasyonla mücadele gibi iki olgu yüksek düzeyli zarar görebilir veya ülke finansal bir karmaşayla karşı karşıya kalabilirdi. Rezervlerin kısa vadeli borç stokundan daha yüksek bir seviyeye getirme hedefinin bulunması da mevcut krizler çağında Türk ekonomisini daha istikrarlı hale getiriyor. Özelikle gelişmekte olan ülkelerin enerji fiyatlarına karşı olan hassas yapısı Türkiye’yi diğerlerinden ayrıştırıyor. Bu nedenle TCMB’nin krizlere karşı aldığı önlemler ve başarılı rezerv politikası taktir edilmeli.

İran-İsrail-ABD çatışmasının gideceği yön ve yeni krizlerin teşvik edilmesi TCMB’nin güçlü rezerv politikasına olan ihtiyacı artırıyor. Bu ihtiyaç fiyat istikrana giden süreçte en gerekli olan güveni ve öngörülebilirliği artırıyor. Sonuç olarak TCMB’nin rezerv politikası hem doğru bir tercih hem de başarılı kriz yönetimini neden olan bir sürece dönüştü. Gelecek yıllarda da benzer bir politikanın devam ettirilmesi gerekliliği ise güçlü şekilde savunulmalı.