Tehditler ile vaatler arasında Kürtler

Abone Ol

Vietnam, Somali, Afganistan ve nihayet Irak’ta yüzyılın en büyük katliamlarına imza atmış bir devletin başkanı şöyle buyurmuş: “Kürtler’e saldırırlarsa Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedeceğiz. 20 millik güvenli bölge kuracağız.”

İnsanın aklı almıyor ama, bu dehşetli kan denizinde tek sorumlu ABD değil. Eğer Amerika, bu saydığım ülkelerde kendine kandırılmış destekçiler bulmasaydı, bu vahşet bu kadar büyük olamazdı şüphesiz. Efendilerinin vaatlerine kanarak, topraklarında iktidar olacağı zannına kapılanların sonu hep hüsran oldu. Afganistan’da, ABD’nin gönüllü ordusu olup, ülkeyi kuzeyden işgale başlayan Kuzey İttifakı denilen eskinin mücahitleri Kabil’de iktidar koltuğuna oturdular fakat, başkentten adımlarını dışarı atamadılar. Batılıların uyuşturucu pazarına sadece ucuz bekçilik yapabildiler.

Irak işgali sırasında binlerce Kürt gencini, ABD’li düşük rütbeli askerlerin, Black Water gibi savaş suçlusu katillerin emrine verenler Saddam devrildikten sonra Bağdat’ta sırça köşklere nail oldular. Fakat, efendilerinin kendilerine vaat ettiği Kürdistan asla kurulamadı. Washington’daki patronlar, Barzani’nin tüm siyasi ikbalini ortaya koyarak yaptığı referandumda dahi, onu destekten mahrum bıraktılar. Çünkü, patron katil olabilirdi fakat hesapsız olamazdı.Kürtler ABD için daima işlerini görebilecek ucuz savaşçı olabilirlerdi.

Kendi vatanları olan Irak’a karşı ABD için istihbarat faaliyeti yürüten 7.500 Kürt, Körfez Savaşı sonrası Guam’a götürülmüş, yetiştirilmiş, 2003’ten sonra ise geri getirilip, Irak’ta yüksek mevkilere yerleştirilmişti. Mesrur Barzani şimdi, Irak’ta 270 bin Peşmerge olduğunu söyleyerek gururlanıyor. Sonuç?

Bir buçuk milyon Iraklının cesetleri üzerinde yükselen büyük bir enkaz. Her bir parçası diğeriyle kavgalı, en az üçe bölünmüş bir Irak. Dedesi Molla Mustafa’yı Ruslar kandırıp, İran’da çadırdan devlet kurdurmuş; sonra Sovyetler İran’dan çekilince hepi topu 11 ay yaşayan devletçik, İran Ordularının çizmesi altında birkaç günde yok olmuştu. Mustafa Barzani ise soluğu Moskova’da almıştı.

Oğlu Mesut ise bir başka emperyal gücün, ABD’nin himayesinde kurmaya çalıştığı yapının, Washington’un gözünde nasıl saman çöpünden bile değersiz olduğunu şimdi anlıyor mudur, bilinmez.

Trump, Beşşar Esed rejiminin 50 yıldır vatandaşlık dahi vermediği Kürtleri korumak bahanesiyle şimdi Türkiye’ye çemkiriyor. Bu topraklarda da kendisine ucuz köleler bulabilir, zor değil. Ağızlarından anti-emperyalizm türküsünü düşürmeyen PKK başta olmak üzere sol terör örgütleri önlerine atılacak kemik için ABD’ye şimdiden minnettarlar. Fakat akıbetlerini görmek istiyorlarsa yanı başlarındaki Irak’a bakmaları yeterli. Barzaniler gibi bölgenin en güçlü ve itibarlı Kürtlerine vermediklerini, kendilerinin dahi terörist olarak kabul ettiklerine ABD verir mi?

Kürt halkı, bin yıldır Türklerle birlikte, tek bir devletin çatısı altında huzur içinde yaşadı. Kendi küçük menfaatleri için, topraklarımızı parçalayanlarla iş tutanlar ise asla gün yüzü görmedi. Bunu en iyi Barzanilerin babası anlamıştı. Oğlu Mesut, ilk defa 1992’de Türkiye’ye geldiğinde görüştüğü dönemin Başbakanı Demirel’e babasının vasiyetini şu sözlerle aktarıyordu: “Tek güvenebileceğimiz millet Türkler’dir. Türkiye ile dayanışma içinde olun” Oğlunun bu vasiyete ne kadar bağlı kaldığını hepimiz yaşayarak gördük.

Yaklaşık yüz yıldır, sömürgecilerin eline esir düşmüş, köleleştirilmiş adamların peşinde maceradan maceraya sürüklenen Kürtler’in daha fazla tahammülü kalmadı. Dünyaya zulümden başka bir şey götürmemiş ABD’nin liderinin yalancı merhametine de ihtiyacı yok. Aklı başında herkes, kurtuluş ve adaletin ancak Türkiye’nin gölgesinde olduğunu biliyor. Onun için düşün artık Kürtlerin yakasından.