Teknoloji hız ister, insan anlam. Bu iki ritim çoğu zaman çatışır. Sistemler daha çabuk, daha verimli, daha otomatik olsun ister; insan ise düşünmek, hissetmek ve anlamlandırmak ister. Hız arttıkça, derinliğe ayrılan alan daralır.
İnsanı hızlandırmak kolaydır; takvimleri doldurursun, süreçleri kısaltırsın, bildirimlerle sürekli tetikte tutarsın. Ama derinliği korumak zordur. Çünkü derinlik zaman ister, sessizlik ister, dikkat ister. Hızın egemen olduğu yerde bu üçü de hızla kaybolur.
Her şeyi otomatikleştirmek insanı her zaman rahatlatmaz. Aksine, bazı şeyleri yaparken düşünme ve hissetme imkânını elinden alır. İnsan sürecin parçası olmaktan çıkar, yalnızca sonucu izleyen bir figüre dönüşür. Bu da yabancılaşmayı beraberinde getirir.
Teknoloji insan için olmalı, insan teknoloji için değil. Hayatı kolaylaştırmalı ama insanı hız yarışına sokmamalı. Desteklemeli ama yönlendirmemeli. Aksi hâlde araç, amaç hâline gelir.
Gerçek ilerleme, hızla değil; dengeyle mümkündür. Teknolojinin sunduğu imkânları insanın ritmine uyarlayabildiğimizde… Hızla derinlik arasında sağlıklı bir mesafe kurabildiğimizde… Ancak o zaman gelişim, insanı eksiltmeden ilerler.