İnsan teknoloji üreterek hayatını kolaylaştırdığını sanıyor. Ancak üretilen her teknoloji beraberinde yeni meşgaleler ortaya çıkarıyor. Böylece teknolojiden beklediğimiz kolaylık başka zorlukları beraberinde getirerek hayatımızı zorlaştırıyor. Ancak insanoğlu teknolojiden ve onun getirdiği imkânlardan faydalanmayı sürdürüyor.
Hayatın zor ve çetrefilleşmesinde problem teknolojide mi? Teknolojiyi üretenlerde mi yoksa tüketenlerde mi? İnsan hiçbir teknoloji ürünü kullanmadan hayatını idame ettirebilir mi? Teknolojiyi işi kolay kılmak için üretilen aletler olarak dikkate alırsak bu imkânsıza yakın bir konudur. Yeryüzünde her canlı az veya çok bir takım araçlar kullanarak hayatını sürdürür. Ancak kitle imha silahlarını üretmek insandan başka bir canlının yapacağı iş değildir.
Kuşların ağaçların dallarına, çatıların aralarına bin bir zahmetle topladıkları çalı çırpı ile inşa ettikleri yuvalar bir mimarlık şaheseri olarak ortaya çıkar. Arıların ya da karıncaların akıl almaz teknikler kullanarak yaptıkları yuvalar karşısında şaşkınlığımızı gizleyemeyiz. Bu hayvanlara bu teknikleri kullanmayı kim öğretir ve nesilden nesile devamını kim sağlar?
İzahı zor soruların kısmen ilmi cevapları vardır. Ancak bütünüyle izahı zor bir meseledir. İlmin ve tekniğin gelişmesinde bu ve benzeri temel sorular yatar.
Hazreti Âdem ve Havva’nın yeryüzüne dönüşüyle insanoğlu, dünyada başlayan serüveninde etrafında gördüğü kullanıma müsait cisimleri alete dönüştürmüştür. Acaba insan mı önce yaratıldı yoksa diğer canlılar mı? Genel kabul gören anlayışa göre önce dağlar ve denizler sonra nebatat ve daha sonra hayvanat yaratılmıştır. Eşrefi mahlûkat olan insan bu hazırlanmış dünyaya bir efendi, bir sorumlu olarak gelmiştir. O yüzden teknik geliştirme ve alet üretmek için çok iyi bir ortam hazırdı. İnsan bu hazıra konarak yoluna devam etti. Tabiatta gelişen olaylar ve canlıların geliştirdiği teknikler insana ilham vermiştir.
Kabil kardeşi Habil’i öldürdükten sonra cesedi ne yapacağını bilemez. Kuran-ı Kerim’de Kabil’in kardeşini nasıl öldürdüğüne dair bir açıklama yoktur. Ancak ölüyü ne yapacağına dair bir bilgi vardır. Kabil yeri eşeleyen kargayı görür. Kargadan öğrendiği teknikle kardeşini toprağa gömer. İşte bir karganın tekniği insana yol göstermiştir. Karga gagası ve ayakları ile toprağı kazarken Kabil bir taş ya da ağaç parçası ile toprağı kazarak bugünkü teknolojik kazma aletlerinin ilkini kullanmıştır.
İnsanoğlu küçük topluluklar halinde yaşarken daha teknik ve teknoloji ile hayatını idame etti. Tekerleği bularak karada yürüyen araçlar, ağaçları kullanarak denizde yüzen gemiler yaptı. Demiri kullanarak daha dayanıklı aletler üretti. Tahta, taş baltalardan demir balyozları, demir zırhları yaptı. Araçlar ve aletler çoğaldıkça nefisler ve hırslar artarak daha büyük araçlar ve daha uzak diyarlara ulaşma arzusu depreşti.
Elinde aleti olan olmayana galip geldi. Elinde baltası olan olmayanı öldürdü. Aslında teknoloji bir fitne sebebi olarak hayatın merkezinde yer almaya başladı. Ne kadar çok teknik, o kadar zor imtihan demek oldu. “Daha yeni teknoloji demek iyi imkân ve hayat demek” diye düşünen insanın hayatı hiç de kolay olmadı.
Teknoloji bir taraftan dertlere derman, sadra şifa olurken diğer taraftan insanı sömürmenin, onu yok etmenin aracı haline geldi. Öyle ki nükleer silahlarla insanlık tehdit altındadır. Teknoloji üreten insan kendini yok edecek silahları yine kendi eliyle yapmaktadır. Artık yeniden şu soruya sorma vaktidir. Teknoloji hayatımızda nereye kadar ve nasıl yer almalıdır?
Acaba atı alan Üsküdar’ı geçti mi? Daha çok teknoloji mutluluk ve huzur getiriyor mu? Daha az teknoloji ile daha mutlu bir hayat söz konusu olabilir mi? Bu soruların cevabı kimdedir acaba?