Tembelliğin Kaderi Yoktur

Abone Ol

Kader, insanın omuzlarına yüklenen ağır bir sır olduğu kadar, onu harekete geçiren kudretli bir çağrıdır da.
Biz çoğu zaman kaderi, tembelliğimizin kalkanı, iradesizliğimizin mazereti kılmaya çalışırız.

"Kaderimde varsa olur" deyip koltuğumuza yaslanmak, toprağa tohum ekmeden hasat beklemenin ta kendisidir.
Oysa kader, bağlayıcı olan tarafıyla insanı kuşatırken, diğer tarafıyla ona bir irade, bir sorumluluk, bir hesap alanı bırakmıştır.

İnsan, bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bir yolcudur; yolculuğun rotasını çizmek ise büyük ölçüde onun kendi elindedir.
Tembellik, kaderin bir hükmü değil, iradenin teslimiyetidir; ruhun atalete boyun eğmesidir.

İnsan, "ne yapayım, kaderim böyleymiş" dediği anda, aslında kendi sorumluluğunu başka bir isme, başka bir kavrama, başka bir adrese yüklemiş olur.

Bu tavır, ne kadere iman ne de tevekkül; sadece kaçıştır, sadece sığınmadır.
Halbuki kaderin bağlayıcılığı, insanın çabasını yok saymaz; aksine onu daha da kıymetli ve anlamlı kılar.

Gayret, insanın kadere sunduğu en samimi duadır; alnının teriyle yazılmış bir yakarıştır.
Çalışmak, didinmek, ter dökmek, her düştüğünde yeniden doğrulmak; işte kaderin âşık olduğu hal budur.
Azim ile emeğin ve sabrın birleştiği o kutlu kavşakta kader, kapılarını ardına kadar açar.

Hasta olan şifayı aramaktan vazgeçtiğinde, çiftçi tohumunu toprağa emanet etmediğinde, talebe kitabını açmadığında kaderi suçlamanın ne anlamı kalır ki?

Gayretini ortaya koymayan insan, kendi sorumluluğunu ya çevresindekilere yükler, ya şartlara havale eder, ya da "böyle yazılmış" diyerek vicdanını uyutmaya çalışır.

Dışarıya, zamana, insanlara, hatta Yaratıcı'nın takdirine sığınarak kendi iradesinden kaçan bir ruh, aslında en çok kendine zulmetmektedir.
Kader ile tevekkülü birbirine karıştırmak, çağımızın en yaygın ve en tehlikeli yanılgılarından biridir.
Tevekkül, elinden gelenin en güzelini yaptıktan sonra sonucu Yaratıcı'ya bırakmaktır; yoksa hiçbir şey yapmadan netice beklemek asla değildir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) "Önce deveni bağla, sonra tevekkül et" buyururken, bize kaderin gayretle buluştuğu o altın dengeyi işaret etmiştir.

Gayret etmeden kadere sığınmak, aslında kadere değil kendi tembelliğine iman etmektir. İnsanın bu dünyadaki en asil vazifesi, elindeki iradeyi en güzel şekilde kullanmak ve kaderin önüne çıkardığı her engeli bir basamağa dönüştürebilme cesaretini kuşanmaktır.