Arap Baharı’nın yansımalarının Suriye’de hissedildiği dönemde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Beşar Esad’a görevde kalarak tedrici bir demokratik geçişe gitmesi yönünde öneride bulundu.
Ancak Esad, bu öneriyi dikkate almak yerine, kimyasal silahlar da dâhil olmak üzere halkının üzerine bombalar yağdırmayı tercih etti.
Esad’a devrilmeden hemen önce bir teklif daha sunulmuştu, ancak bunu da dikkate almadı.
2024 Aralık sonlarında muhalifler, Ahmet Eş Şara komutasında devrimlerinde hedeflerine ulaştılar.
Türkiye, ilk baştan itibaren Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiği konusunda ısrarcı oldu.
Aksi takdirde Suriye şimdiye dek defalarca bölünmüş olabilirdi.
Şara yönetimi iktidara gelirken, SDG’nin kontrol ettiği bazı bölgeler kurtarıldı.
Hatta Haseke ve Ayn el-Arab gibi yerlerin de kurtarılması beklendi.
Ancak sanırım ABD’nin de yönlendirmesiyle YPG/SDG ile bir müzakere süreci başlatıldı.
Bu noktada MHP’nin Bilge Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” çıkışı ve sonrasında örgütün kurucusunun 27 Şubat bildirisinde PKK’nın tüm gruplarına yaptığı, özetle “kurultayınızı toplayın ve kendinizi feshedin” çağrısı dikkate alınmadı.
Dahası PKK/YPG/SDG’nin Suriye’deki elebaşı Mazlum Abdi ya da Ferhat Abdi Şahin, 10 Mart ve 1 Nisan’da Suriye Hükümeti ile yaptığı mutabakatlara uymadı.
İsrail’in de kışkırtmasıyla süreci sürekli öteledi.
İmza atıp kabul ettiği hâlde kontrol ettiği bölgelerden çekilmedi.
Suriye ordusuna entegrasyon için gerekli adımları da atmadı.
2025 Aralık sonuna dek süre verilmişti.
Bu süreye de uymadılar.
Önce Halep’te kontrol ettikleri Eşrefiye ve Şeyh Maksut’tan çıkmaları için çağrı yapıldı.
Oralardan da çıkmadılar.
Suriye Ordusu sivilleri tahliye edip gereğini yaparak bu bölgeleri YPG/PKK unsurlarından temizledi.
Sonra ne oldu?
Sonrası malum.
Yine çağrı yapıldı; kontrol ettikleri noktaları bırakmaları ve silahlarını teslim etmeleri istendi.
Ancak yine İsrail ve CENTCOM’a güvendiler.
Nihayetinde oralardan da temizlendiler.
Grup hâlinde entegrasyonları mümkün olsaydı, daha fazla kazanım elde edeceklerdi.
Şimdi bireysel olarak Suriye ordusuna katılabilecekler.
Tabii Suriye ordusu kabul ederse.
YPG/SDG’nin 100 bin kişilik ordusuna ne oldu?
Öncelikle YPG/PKK’nın hiçbir zaman 100 bin kişilik silahlı bir gücü olmadı.
Bu, yalnızca algıya dönük bir söylemdi.
Aynı zamanda Suriye polisi ve askerleri 40 ila 80 Amerikan doları civarında maaş alırken, YPG/SDG mensuplarına CENTCOM tarafından 200 ila 300 Amerikan doları maaş ödendi.
Demek ki verdikleri 100 bin kişilik sayı ile CENTCOM’u da dolandırdılar.
Ayrıca güç merkezinin değiştiğini gören Arap aşiretleri YPG’yi bırakıp saf değiştirdiler.
Sonuç olarak Suriye’de Mazlum Abdi ve çevresi, bir kez daha İsrail ve ABD’ye güvenmenin bedelini ödedi.
Ahmet Eş Şara, Suriyeli Kürtlere ilişkin eşit vatandaşlık esasına dayanan 13 maddelik kararname yayımladı.
Bu kararname ile vatandaşlık hakları güvence altına alındı.
Dolayısıyla Kürtler ve diğer etnik ve dini grupların hakları kanunen güvence altına alınmış oldu.
Bu durum, Suriye’deki devlet inşası açısından oldukça önemli bir adımdır.
Türkiye açısından ise Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki engellerden biri daha temizlenmiş oldu.
Artık SDG/YPG bugün daha az kazanımla entegre olacak.
Kendi içinde bölünmeler yaşayacak.
Terörsüz Türkiye sürecini sabote etmeye çalışan İsrail, CENTCOM, DEM Parti içindeki Terörsüz Türkiye karşıtları ve her türlü algı ve dezenformasyon ile süreci sabote etmeye çalışanlar yenildi.
Suriye halkı ve Suriye Hükümeti kazandı.
Türkiye kazandı.
Bakmayın siz YPG/SDG’nin Kürtleri temsil ettiği yalanına; Kürtler de kazandı.
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreci başlıyor.
Çocuk Çeteler Meselesi
Çocuk çetelerinin Daltonlar, Casperlar ve benzeri gibi çeteleşmiş bir tarafı var.
Bir de okullarda, parklarda ve kafelerde karşımıza çıkan tarafı var.
Geçtiğimiz yıl Ahmet Minguzzi gibi pırıl pırıl bir çocuk bu çetelere kurban gitti.
Yetmedi, acılı annesini bu çeteler tehdit ettiler.
Şimdi de 17 yaşındaki Atlas, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü.
İddiaya göre katile bıçağı veren kişi kız arkadaşıydı.
Benzer şekilde Atlas’ın acılı annesi de tehdit edildi.
Ediliyor.
Yine geçtiğimiz yıl, annesi ve kız kardeşine sarkıntılık eden kişiler nedeniyle 22 yaşındaki bir genç, 17 yaşındaki biri ve babası tarafından öldürüldü.
Bakıldığında hem suçlu hem de güçlü olmaya çalışan bir yapı olduğu görülüyor.
Esra Elönü’nün sosyal medya hesabında paylaştığı olay da çocukların çeteleşerek bir arkadaşlarını darp etmesinden başka bir şey değil.
Bu meseleler sosyal medyada kınanarak çözülecek meseleler değil.
Ağır cezalarla ve yapısal çözümlerle çözülebilecek meselelerdir.
Bunu da ancak devlet çözer.
Elbette “şu kadar trafik cezası artırdık” ve defalarca işlem yapılmış suçlular için “şu kadar suçlu yakaladık” şeklindeki PR çalışmalarıyla yetinilirse, çözüm üretilemez.