''Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı'nı inşa ediyoruz. Daha müreffeh, daha adil ve daha huzurlu bir geleceğe kararlılıkla ilerliyoruz. Türkiye Yüzyılı'nı "Adaletin Yüzyılı" kılmak için çıktığımız bu yolda, Terörsüz Türkiye vizyonumuz ile tarihi bir aşamaya hep birlikte şahitlik ediyoruz. Kuşkusuz Terörsüz Türkiye hedefi; milletimizin huzurunu, devletimizin güvenliğini ve ortak geleceğimizi esas alan milli bir devlet politikasıdır.''
Bu tarihi satırlar Adalet Bakanı Akın Gürlek'e ait.
Ülkemizi suçtan, kirlilikten, kötülüklerden arındırmaya odaklı Adalet Atılımı, şimdi de yılların acısı olan terör belasını tarihin derinliklerine gömmek üzere.
Türkiye'nin terörden çektiği acıyı rakamlarla anlatmak mümkün değil.
On yıllar boyunca verilen şehitler, evladını bekleyen anneler, babasız büyüyen çocuklar, saldırılarda hayatını kaybeden siviller, köyünü terk etmek zorunda kalan insanlar…
Bütün bunların ardından bugün önümüzde çok büyük bir hedef var:
Terörsüz Türkiye.
Kim karşı çıkabilir buna?
Silahların sustuğu, hiçbir annenin evladının tabutuna sarılmadığı, çocukların terör kelimesini yalnızca tarih kitaplarından öğrendiği bir Türkiye hepimizin ortak arzusu olmalıdır.
Ancak böylesine önemli bir meselede yalnızca varılacak hedef değil, o hedefe hangi yoldan gidildiği de önemlidir.
Millet "Bundan sonra ne olacak?", "Silah bırakan örgüt mensupları hakkında hangi hukuki hükümler uygulanacak?", "Devlet hangi güvenceleri alacak?" diye soruyor olabilir.
Ancak şunu net olarak ifade etmeliyiz ki, bugünün siyasi iradesi, böylesine tarihî bir süreci en sağlam temeller üzerine kuran güçlü, kararlı ve emin bir duruş sergiliyor.
Bu noktada Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Ülkücü Hareket'in Bilge Lideri Devlet Bahçeli ve Adalet Bakanımız Akın Gürlek'in katkıları tarihe altın harflerle yazılacaktır.
İçişleri Bakanlığı, 1 Temmuz'da Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda 2 bin 763 kontrol ve arama noktası uygulamasına son verildiğini ve yılbaşından itibaren 134 PKK mensubunun güvenlik güçlerine teslim olduğunu açıkladı.
Bunlar çok önemli gelişmelerdir.
Terör örgütünün bütün unsurlarıyla silahsızlanması, örgütsel yapının fiilen ortadan kalkması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğinin hiçbir şekilde tartışmaya açılmaması bu sürecin vazgeçilmez şartlarıdır.
Bunun yanında bir başka hassas nokta daha var:
Şehit aileleri ve gaziler.
Bu ülkenin geleceği konuşulurken geçmişte ödenen bedeller unutulamaz.
Devletimiz, terörü silerken adalet duygusunu da koruyacaktır. Çünkü toplumsal barış, toplumun bir bölümünün vicdanında derin bir yara bırakarak kurulamaz.
Yeni bir sayfa açılacaksa o sayfanın mürekkebi hukuk olmalıdır.
Ne intikam duygusu…
Ne siyasi hesap…
Ne de günü kurtarmaya yönelik pazarlıklar…
Devletin pusulası hukuk, milletin ortak menfaati ve Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği olmalıdır.
Bugün Türkiye'de hukuk neferlerinin yaptığı atılımlar, her yönden Türkiye'nin geleceğine ışık tutuyor.
Aynı şekilde Kürt vatandaşlarımız ile terör örgütünü aynı cümlede değerlendiren anlayıştan da kesin biçimde uzak durulmalıdır.
Bu ülkenin Kürt vatandaşı terörün tarafı değil, bu ülkenin sahibidir.
Terör örgütleriyle mücadele başka şeydir; milyonlarca vatandaşımızın kimliği, kültürü ve demokratik hakları başka şeydir.
Türkiye'nin gerçek başarısı da zaten burada ortaya çıkacaktır:
Terörü bitirirken kardeşliği büyütebilmek.
Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle bu ülkenin bütün vatandaşlarının kendisini aynı devletin eşit ve onurlu bir ferdi olarak gördüğü bir Türkiye oluşturabilmek…
İşte gerçek "Terörsüz Türkiye" budur.
Bugün yalnızca süreç Cumhur İttifakı tarafından başlatıldığı için sürecin her aşamasına peşinen karşı çıkan bir muhalefet var.
Çünkü onların tek meselesi kendilenin kazanması. Ama bu süreçte mesele, ne parti, ne seçim, ne de siyaset.
Mesele Türkiye'dir.
Eğer bu süreç sonunda dağdan bir daha cenaze gelmeyecekse…
Eğer çocuklarımız terör saldırılarının olmadığı bir ülkede yaşayacaksa…
Eğer Türkiye enerjisini terörle mücadeleye değil kalkınmaya, eğitime, üretime ve geleceğine harcayacaksa…
Bunun kazananı bir siyasi parti değil, 86 milyon olacaktır.
Fakat bunun bir şartı var:
Devlet terörü bitirirken hukuktan vazgeçmemeli, milletinden hiçbir şeyi saklamamalı ve adalet duygusunu yaralamamalıdır.
Çünkü terörsüz bir Türkiye hepimizin hayalidir.
Kalıcı huzur ancak, adaletle, güvenle ve milletin ortak vicdanıyla kurulur.
Ve belki de bugün söylenmesi gereken en önemli söz şudur:
Silahın kazananı olmaz. Terörün kazananı olmaz. Ama hukuk içinde sağlanan huzurun kazananı bütün Türkiye olur.