TERÖRÜN ARKASINDAKİ BÜYÜK HESAP

Abone Ol

Devletin ”Terörsüz Türkiye” hamleleri, işine gelmeyen dış düşman devletler, içimizdeki piyonlar tarafından kargaşa ve tartışmaya dönüştürülmeye çalışılıyor bilinçli olarak... Çalışılacakta bir süre... Buradaki asıl mesele Türkiye'nin kendi gücünü fark edip bunu hayata geçirmemesiydi. Yıllarca iç karmaşa üretilmesinin asıl sebebi de buydu...

Niye böyle bir yazı yazıyorum, neden böyle bir başlangıç yaptığıma da değiniyim bir parça.

Son günlerde sosyal medya da FETÖ itirafçısı Enes Uludemir’in iki yıl önce verdiği Özgür Özel röportajı sosyal medyada tekrar dolanmaya başladı. Anlatıp itiraf ettiği şeyler özellikle benim ara ra yazılarımda CHP’nin getirildiği nokta, CHP’nin siyasetin ötesinde militarist bir yapıya nasıl dönüştürüldüğünü bir itirafçının gözler önüne sermesi, CHP’nin Atatürk’ün CHP’si olmaktan nasıl uzaklaştırıldığının da net bir ifşasıydı bu itiraflar…

“Sümerbank davası ile Manisa’da AK Partililere iftira atıldı. Özgür Özel, CHP’den Belediye Başkan adayı yapıldı. Manisalılar CHP yerine MHP’yi tercih etti. Özgür Özel, bu defa milletvekilliğine hazırlandı. Kızı hakkında haber yapılıp ailesi zengin edildi. Ben itirafçı olduktan sonra Özgür Özel ve Ferdi Zeyrek tarafından tehdit edildiğim için yurt dışına kaçtım.”

Gibi bir sürü perde arkasında neler varsa ortaya döküldüğü bir röportaj.

Önemliydi, çünkü yıllardır bizlerde düşman devletlerin içimizdeki zayıf insanların hainliklerini, satılmışlıklarını haykırıyorduk. Neden? Oyuna gelinmesin, ülkenin milli değerlerine ve bunun için uğraşan devletlilerin ve ülkenin kaderini kandırılmışlıklarla perdelemeyelim diyeydi.

O yüzden kaoslar, kumpaslar, terör yıllarca boy gösterdi topraklarımızda. O yüzden Güneydoğu, o yüzden bölgede terör. Çünkü batılı devletlerin ilerleyen süreçte var olmak için en çok ihtiyaç duyacağı şeyler bu bölgedeydi, eğer onlar bunu kontrol altına almazlarsa Türkiye bunları fark edip gücü eline geçirecekti...

Ve geçirdi… İçerdeki hainlerinde tüm çırpınışları yenilgilerini kabul etmeyip hırslarında boğulmaya uğraşıyorlar. Çünkü artık toplum bu oyunlara kanmıyor…

Bunu yazma gereksinimi duymamın, hem de bu süreçte duymamım bir başka asıl sebebi, sosyal medya ve birçok alandaki algı operasyonlarıyla bizim bu gerçeklere sahip çıkmamızı engellemek için daha sert oyunlar ve algılar üretip, bizi birbirimize düşürmek için daha çok çirkin oyunlara başvuracak olmalarıdır...

Siyasi oyunlara gelmeden kendi gerçeklerimize sahip çıkmak için yaşananları doğru okumak zorundayız...

Güneydoğu neden hep karıştırıldı? Bazı coğrafyalar sadece insanıyla değil, toprağının altındaki zenginlikle de sınanır. Türkiye’nin Güneydoğusu işte tam olarak böyle bir bölgeydi. Yıllardır televizyon ekranlarında bu bölgeyi hep terörle, çatışmayla, acıyla gördük.

Neden yıllarca huzur oraya uğramadı? Neden bazı dış güçler bu coğrafyaya sürekli müdahil oldu? Çünkü mesele sadece birkaç şehir değildi, mesele, enerji yollarıydı, petrol ve maden rezervleriydi, su kaynaklarıydı. Orta Doğu’ya açılan stratejik kapının kontrolüydü.

Dünyanın büyük devletlerinin en büyük derdi toprağın altı oldu hep… Enerji, Jeopolitik güç ve en önemlisi de, güçlü bir Türkiye ihtimalinden rahatsız oldu.

Dikkat ederseniz günümüzde dünyanın en büyük savaşları artık tankla, tüfekle yapılmıyor. Enerji, Petrol, Doğalgaz, Madenler. Bunlarla yapılıyor savaşlar. Yani bir ülkenin toprağının altı zenginse, üstü hiçbir zaman rahat bırakılmıyor.

Güneydoğu sadece bir bölge değildi. Aynı zamanda enerji geçiş koridorlarının merkezindeydi. Irak’a, Suriye’ye yakındı. Orta Doğu’nun tam kapısındaydı. Üstelik GAP gibi projelerle birlikte sadece enerji değil, su gücü açısından da devasa bir stratejik değer taşıyordu. Çünkü geleceğin savaşları artık sadece petrol için değil, su için de verilecekti. İşte tam da bu yüzden Türkiye’nin bu bölgede büyümesi, güçlenmesi ve istikrar sağlaması bazı çevrelerin işine gelmedi.

Terör örgütleri sadece dağda silahla dolaşan yapılardan ibaret değildi. Onlar aynı zamanda Türkiye’nin kalkınmasını geciktiren bir mekanizmaya dönüştürüldü. Çünkü terör yatırımı kaçırtıp fabrikayı durdurup, turizmi bitirecek bir silahtı. Devleti sürekli güvenlik harcamasına zorlar, enerjisini içeride tüketirdi. Öylede oldu.

İçeriyi karıştırıp kardeşi kardeşe düşürdüler. Sağcı-Solcu oyunlarıyla insanları birbirine kırdırdılar. İçimizde ideolojik hizipçilik yaratma sebepleri bundandı. PKK gibi örgütlerin yıllarca bu bölgede kan dökmesi yalnızca Türkiye’nin iç güvenlik sorunu değildi. Aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik gücünü hedef alan büyük bir jeopolitik hesaplaşmanın parçasıydı.

Çünkü güçlü Türkiye demek, enerji hatlarını kontrol eden Türkiye demekti. Savunma sanayisinde büyüyen Türkiye demekti. Bölgesinde söz sahibi olan Türkiye demekti.

Ve bazı küresel güçler hiçbir zaman tam bağımsız bir Türkiye istemedi. Ama hesap edemedikleri bir şey vardı. Bu topraklarda Türk ile Kürdün kardeşliği vardı. Şehit tabutlarının başında aynı gözyaşı döküldü. Aynı bayrağa sarılı evlatlar toprağa verildi. Aynı ezan bu ülkenin her şehrinde yankılandı.

Bugün artık Türkiye eski Türkiye değil. Savunma sanayisinden enerji politikalarına kadar kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir devlet var. Yıllardır oynanan oyunları artık daha net gören bir millet var.

Mesele hiçbir zaman sadece terör olmadı. Dertleri Türkiye’nin diz çöküp çökmeyeceğiydi. Bu millet tarihi boyunca diz çökmedi.

Orta Doğu’nun neden onlarca yıldır ateş hattına döndüğünü anlamak için sadece bugüne bakmak yetmez… Tarihin derinlerine de bakmak gerekir.

Bu coğrafya yalnızca petrolün, doğalgazın ve enerji yollarının merkezi değildi. Aynı zamanda yüzyıllardır dini, siyasi ve ideolojik hedeflerin de merkezindeydi. Özellikle bazı siyasal yaklaşımlarda ve stratejik doktrinlerde, Orta Doğu’nun belirli bölgeleri “vaat edilmiş topraklar” anlayışı üzerinden tarihsel bir anlam taşıdı.

Bu yüzden bölge yalnızca askeri hesapların değil, inanç merkezli siyasi projelerin ve küresel güç mücadelelerinin de tam ortasında kaldı. Türkiye’nin Güneydoğusu ise bu büyük denklemin en kritik noktalarından biri oldu. İşte tüm bunlardan dolayı şu anda da hala yapmaya çalışıp aynı oyuna düşürme çabaları bundan…

Dertleri, o partili bu partili olalım ki, iki tarafı birbirine kırdırıp iç kaosu sürdürüp bizim uyanmamızı engellemeye devam etsinler. “Önce devletin tam bağımsızlığı” diyemeyelim. Dertleri bu.

Bunları görüp, doğru okuyup ideolojilerin ucuz piyonu olmayıp, devletimizi batının oyunlarına kim alet etmiyorsa, kim onlara kafa tutuyorsa orda duralım…

Konu bu kadar net…