TIPTA NADİR GÖRÜLEN VAKA

Abone Ol

Sabahın ilk ışıklarıyla uyandı. İçi kıpır kıpırdı. Büyük zorluklarla bitirdiği tıp fakültesi, arkasından acilde süren nöbetler ve derken ‘aile hekimi’ olarak göreve başlayacaktı. Yapı itibariyle de sosyal birisiydi. Hastalarla çabuk uyum sağlayacağını ve gerçek bir aile hekimi olacağına olan inancı tamdı.

Aile Sağlığı Merkezi’nin önüne geldiğinde, hemen araçtan inmedi. Uzun uzun merkezi seyretti. Hem binaya bakıyor hem binanın resmini kafasında çiziyordu. Rahmetli babası da olsaydı ne sevinirdi. İçinden bir dua gönderdi babasına. Araçtan inerek annesine göndermek için de bir özçekim yaptı. Aracını merkezin önüne park etti.

Ve nihayet içeriye girdi, yani girmeye çalıştı; “Hooop” dedi, temizlikçi, yerleri yeni silmişti, hele daha doktorlar gelmemişti, acelesi neydi. Dışarıda lütfen beklesindi. “Ben doktorum” diye çekinerek söyledi ama temizlikçinin duyduğundan emin değildi.

Sessizce kenara çekildi, merkezin önündeki banka adeta sindi. Canı sıkılmıştı. Kendisini doktora benzetememişti temizlikçi. Neyse ki bu uzun sürmedi. Bir süre sonra imdadına diğer aile hekimi yetişti, “Hoş geldin hocam” deyince temizlikçi de kenara çekildi. “Hah, şöyle ya” diye içinden geçirerek sevincini bozmayacağına kendi kendine söz verdi.

Yavaş yavaş hastalar gelmeye başlamıştı. Birisi grip olmuştu, birinin aksırığı kesilmiyordu, öksürüğü bir türlü dinmeyen de vardı. Sonra bir kadın ilaç yazdıracaktı, diğeri tahlil yaptırmak için gelmişti, rutin kontroldü. Öğleye doğru yaşlı bir amca geldi; “Doktor kızım, şu kulağımdaki yaralar için bir merhem versen”, diyerek kulağını gösterdi.

Bugün ilk kez birisini muayene edecekti. Şimdiye kadar gelen hastalara ilaç yazmış, tahlil istemişti ama bugüne kadar edindiği tecrübeyle muayene edecek, şifaya sebep olacaktı. Şifa Allah’tandı ama onların eliyle, ilaçların desteğiyleydi.

Doktor Aynur, yaraya şöyle üstünkörü bir baktı ama anlamadı. Acilde çok yaralı hasta görmüştü ama bu farklıydı. Yakından inceledi. Çaktırmadan mercekle baktı. Yok, anlayamadı. Telefonunu çıkardı, fotoğrafını çekti. Hastaya yarına gelmesini söyledi. Adam söylene söylene gitti. Giderken de “alt tarafı bir merhem yazacaktın, eline mi yapışır” diye bir şeyler duydu, üstünde durmadı. Bugün moralini bozmayacaktı ve bundan sonra hiç bozmayacaktı.

Hemen üniversiteden hocasını aradı. Hâl hatır sorduktan sonra “Hocam hem de mesaimin ilk gününde ilginç bir yarayla karşılaştım. Yanlış bir şey yapmak istemiyorum. Sizin uzmanlığınız benim için referanstır. Size birkaç fotoğraf atacağım. Bir bakın, bu kulak yarası neden olmuş, hangi ilaç iyi gelir.

Hocası eski talebesinin aile hekimi olmasına sevinmişti ama daha çok kendisinin görüşüne başvurmasına sevinmişti. “Tamam” dedi, telefonu kapattı. Gönderilen fotoğraflara baktı, baktı, baktı ama bir şey anlamadı. Bu yara neden olurdu ki? Kulakta böylesine bir yara görülmüş şey değildi. İlgi çekici bir durumdu. Bunu kaçırmak olmazdı.

Derhal öğrencisi Aynur’u aradı. “Kızım, gerçekten de tıpta görülen nadir bir vakayla karşı karşıyayız. Bu senin için çok önemli. Mesleki gelişimin, bundan sonraki kariyerin açısından. Bunu birlikte çözelim, hastayı yarına çağır, ben de geleyim. Birlikte bakar, öyküsünü dinleriz. Olmazsa tıp fakültesine alır, inceleriz” dedi. Doktor Aynur da hastanın zaten yarın geleceğini belirterek, çok memnun olacağını söyleyip, telefonu kapattı ve öğle arasına çıktı. Yemekte düşünüyor, ara sıra telefonu çıkarıp bakıyordu. Bu yara neden olurdu ki?

O gece gözüne uyku girmedi. Sabah sabırsızlıkla ASM’ye gitti. Hastaları geldi, muayene etti, ilaç yazdı, tahlile gönderdi ama onun aklı yaşlı amcadaydı.

Ve derken yaşlı amca geldi. Kapıyı çalarak izin istedi. Randevusu olmadığı için ne zaman kendisini alacağını sordu. Doktor hanım biraz beklemesini söyledi. Hocası da az sonra gelirdi.

Bir süre sonra hocası geldi. Hastayı içeriye aldılar. Muayeneyi hocası yaptı. Hem bakıyor hem “hımm,” “enteresan”, “ilginç”, “farklı” gibi sözcükler ağzından çıkıyor, adeta mırıldanıyordu. Cebinden çıkardığı not defterine bir şeyler yazdı. Tekrar baktı, yine bir şeyler yazdı. Sonunda hastaya kaç yaşında olduğunu, ailede böyle bir rahatsızlık olup olmadığını sordu.

Adam gösterilen ilgiden memnundu ama bir merhem verselerdi iyiydi. Yaşını söyledi. Anasının adını, babasının adını, hatta eşinin, çocuklarının adını bile söyledi. Bir ara kedisinin adını vermeyi düşündü ama gereksiz bir diyaloga girmeyi uygun görmedi. Ama bir hastalığı olmadığını, “Maşallah turp gibi” olduğunu da ekleyerek, “Ailemizde hangi hastalığı soruyorsunuz hocam. Annem de babam da yüz yaşını gördü. Ben de 82 yaşındayım. Ne şekerim var ne tansiyonum.

Doktor Aynur oldukça sakin birisiydi ama hocası hiç de öyle değildi. “İyi de be adam tıpta nadir bir hastalığa yakalanmışsın, farkında değil misin?

Değildi. Ne olmuştu ki kendisine?

Kulağını gösterdi hoca, bu ne zaman başladı, hiçbir yerde tedavi aldı mı, Tıp Fakültesinde gözlem altına alınmasını ister miydi? Üstelik kendisinden hiçbir ücret alınmayacaktı.

Yaşlı adam her ikisine de garip garip baktı. “Ne hastalığı hoca efendi. Kulağımın kıllarını çakmakla yaktım. Alevi de fazlaymış, birazcık yara oldu. Doktor hanım bir merhem bile vermedi. Merhem verse geçerdi