“Made in China” markası dünya üzerindeki imalat sanayi ürünlerinin yüzde 40’ından fazlasını kapsıyor. Çin’in ürettiği ürünlerin tüm dünya ülkeleri tarafından talep edildiği ve her geçen yıl daha fazla ithal edildiği görülüyor. 2025’te dış ticaret fazlası 1,2 trilyon doları aşan Çin’in 2026’da da yeni bir rekor kırması bekleniyor. Ticaret fazlasının büyük çoğunluğunu oluşturan imalat sanayi ürünlerinde “Made in China” damgası yer alıyor. Birçok ülke üretim maliyetleri ve hızlı teslimat süreleri nedeniyle markalarını Çin’e yönlendiriyor veya kaptırıyor. Bu eğilim son aylarda Çin’in dünyanın en büyük AR-GE harcama kapasitesine erişen aktörü olmasıyla farklı bir boyuta evrilebilir. Eğer Çin, ABD firmalarını da geride bırakır ve dördüncü sanayi devriminin sürükleyici gücüne dönüşürse “Made in China” markasıyla rekabet çok daha zorlu hale gelir. Çin’in dış ticaret fazlası artarken birçok aktör ihracat pazarlarını kaybedebilir. Mevcut gelişmelerden etkilenecek kritik aktörlerden biri ise Türk sanayisi. Dünyanın en büyük 13. sanayisini elinde bulunduran Türkiye, 250 milyar dolara yakın imalat sanayi ürünü ihraç ediyor. Dünya üzerindeki ihracata konu olan ürünlerin yüzde 95’ini üretme kapasitesine sahip olan Türk sanayisi global sanayi üretim değerinin yaklaşık yüzde 2’sini elinde bulunduruyor.
Çin’in dünya ticaretinki gücü ve teknolojik üstünlüğü birçok ülkeyi olduğu gibi Türk sanayini de tehdit ediyor. Almanya, Fransa, Güney Kore ve İtalya gibi aktörlerin rekabet etmekte zorlandığı Çinli araç markaları örneğinde olduğu gibi Türk sanayisi de sürece hazırlanmalı. Maliyet avantajını ortadan kaldırmak için komşu ülkelerle işbirliği imkanları genişletilmeli. Üretimin daha az maliyetle yapılabileceği sektörlerin ülke içerisinde kamu aracılıyla desteklenmesi ise daha stratejik alanlara kaydırılmalı. Örneğin Çin’de haftalık 70 saate varan çalışma şartlarıyla işleyen tekstil üretimi 7 gün boyunca devam ediyor. Bu devamlılık ay boyunca sürüyor ve işçilik maliyeti minimum düzeyde tutuluyor. Rakiplerine göre daha az maliyet ve fiyat avantajına sahip olan Çin ürünleri tercih ediliyor ve ihracat artışı sürekli hale geliyor. Dünyanın en büyük tekstil üreticisi olan Çin’in böylesi bir altyapıyla hareket etmesi rekabet şansını diğerlerinin elinden alıyor. Bu durum daha farklı sektörler ve ürünler için de geçerli. Üretim süreçlerinin otonom hale geldiği ve maliyetlerin yüksek teknolojiyle daha fazla düşme ihtimali, Çin’in imalat sanayindeki payını ve ihracat kapasitesini artırabilir. Böylesi bir eğilim Türk sanayisinin üretim, ihracat ve teknoloji altyapısını felç edebilir.
Yeni sanayileşme planının devreye alındığı bir dönemde Türkiye Çin’e karşı 35 milyar doların üzerinde dış ticaret açığı veriyor. Çinli otomotiv devleri ülkedeki araç sektörünü dönüştürmeye ve üretim altyapısını altüst etmeye hazırlanıyor. Türkiye ise Çin’e ürün ihraç edebilmek için ticari antlaşmalara başvuruyor ancak dış ticaret açığı artmaya devam ediyor. Bunun tersine çevrilmesi için yeni sanayileşme planı doğru bir adım olmakla birlikte Türk sanayisini koruyacak farklı üretim teknikleri, antlaşmalar ve AR-GE projeleri devreye alınmak zorunda. Sonuç olarak Türk sanayisi eğer dünyanın ilk 10 büyük sanayi gücü olmak istiyorsa Çin ile rekabetin kaçınılmaz olduğunu göz önünde bulundurmalı ve buna göre hareket edilmeli.