TÜRK VERGİ SİSTEMİNDE REFORM İHTİYACI

Abone Ol

Kamu harcamalarının finanse edilmesi konusu devletlerin doğuşuna kadar dayanan bir tartışma. Bu tartışma modern devlet anlayışıyla birlikte değişime uğrayarak farklı bir görünüm kazandı. Devletlerden beklenen hizmetlerin sayısı artarken vergi gelirleri de ciddi şekilde yükseliş gösterdi. Örneğin 19. yüzyılda Batılı devletlerin genelinde verginin toplam gelire oranı yüzde 9 civarında seyrediyordu. Eğitim, sağlık ve sosyal güvence gibi konular geri planda kalırken güvenlik ve altyapı yatırımları daha fazla önem kazandı. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren değişen beklentiler beraberinde daha fazla vergi ihtiyacını meydana getirdi. Türkiye’de de benzer bir süreç tecrübe edildi veya ediliyor. Özellikle 21. yüzyıl Türk vergi sistemi açısından altın bir dönem oldu. Vergi gelirleri milli gelirle birlikte artarken oransal olarak da yükseliş gösterdi. OECD’ye göre milli gelire oranla yüzde 25,7 ile 2011’de rekor kıran vergi yüzdesi ortalama yüzde 21-24 seviyesinde seyrediyor. 2025’te OECD’ye göre toplam vergilerin milli gelire oranı yüzde 24. TÜİK’in milli gelir rakamları üzerinden bir hesaplama yapıldığında 378 milyar dolarlık bir vergi ortaya çıkıyor. 2026 için mevcut rakam OECD ve TÜİK verileri üzerinden yapılırsa 410 milyar dolarlık bir finansal varlık beliriyor. Böylesi bir vergi geliri Türkiye ile komşu bütün devletlerin toplam vergi gelirlerinden hatta milli gelirinden daha yüksek. Örneğin Yunanistan’ın 2026 için milli geliri 290 milyar dolar civarında bulunuyor.

Türkiye’de 5,3 milyonu aşmış vaziyette kamu istihdamı, 16,4 milyon emekli ve 20 milyon kadar sosyal yardım alan kişi bulunuyor. Her ay düzenli şekilde yapılan ödemelerin vergi gelirlerinin büyük kısmına denk geldiği göz önünde bulundurulmalı. Örneğin ortalama kamuda çalışanların ücretleri 1400 dolar civarında iken yıllık olarak ödemelerin maliyeti 100 milyar doları aşıyor. Rakamı yapılan ek ödeme ve masraflarla daha yukarıya taşımak mümkün. Benzer bir durum emekli ve sosyal yardım alanlar içinde geçerli. Maliye bakanlığının verilerine göre kamu toplam milli gelirin yüzde 36,2’ini oluşturuyor. IMF verileri üzerinden 1,71 trilyon dolarlık 2026 yılı milli gelir rakamı beklendiğine göre kamunun toplam harcama ve ürettiği değeri bulmak mümkün. 2026 rakamına göre kamunun toplam iktisadi büyüklük içerisindeki payı 620 milyar dolar civarında. Vergi gelirlerine kıyasla kamunun toplam ekonomideki payı genel hatlarıyla yüksek kabul edilebilir. Normal şartlar altında yüzde 25-30 seviyesinde olması gereken rakam salgın, kriz ve yapısal problemler nedeniyle yüzde 36’lara kadar çıktı. 2001 krizinde de benzer bir olay meydana gelmiş ve kamu milli gelirin yüzde 41’ini oluşturur konuma erişmişti. Ardından IMF’nin reformları ve büyük iktisadi bir kriz geldi.

Türkiye’nin kamu harcamalarını finanse etmek için ek vergilere ihtiyacı olmadığı bunun yerine tasarruf ve verimli yönlendirmeye ihtiyacı olduğu söylenebilir. Hem vergi hem de kamu harcamalarında normalleşmenin sağlanması için giderlerin kontrolü şekilde azaltılması yegâne çözüm yolu. Haziran 2023’ten itibaren devam eden enflasyonla mücadele süreci de vergi ve kamu harcamalarıyla doğrudan bağlantılı. Kamu harcamalarının 2026’da geçen yıla göre yüzde 29 arttığı bir süreçte enflasyonun tek haneye düşüşü neredeyse imkânsız. Bu nedenle vergi ihtiyacını ortadan kaldıracak reformları hızla işleme almalı, alt ve orta gelir gruplarında biriken vergileri hafifletmeli ve kamu istihdamı gözden geçirilmeli.