Dünyada obezite giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2022 yılında yetişkinlerin yaklaşık yüzde 16’sı obezite ile yaşıyordu. Ancak ülkeler arasındaki fark oldukça dikkat çekici. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı yaşa standardize edilmiş verilerine göre Türkiye’de yetişkinlerde obezite oranı yüzde 33,3 iken Japonya’da bu oran yalnızca yüzde 5,5. Başka bir ifadeyle Türkiye’deki obezite oranı Japonya’nın yaklaşık altı katı. Peki bu kadar büyük bir farkın nedeni ne?
Japonya Neden Daha Zayıf?
Obeziteyi yalnızca “fazla yemek yemek” ile açıklamak doğru değil. Genetik özelliklerden yaşadığımız çevreye, beslenme alışkanlıklarından uyku düzenine ve günlük hareket miktarına kadar pek çok faktör vücut ağırlığımız üzerinde etkili. Bu nedenle Türkiye ile Japonya arasındaki farkı da tek bir besine veya alışkanlığa bağlamak mümkün değil.
Ancak beslenme kültürü önemli parçalardan biri. Geleneksel Japon mutfağında balık, sebze, soya ürünleri, mantar ve deniz yosunu gibi besinler önemli bir yere sahip. Sebze, balık, meyve ve soya ürünlerinden zengin bu beslenme biçimi daha düşük enerji yoğunluğuna sahip bir beslenme düzeninin oluşmasına katkı sağlayabiliyor.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise porsiyonlar. Japon yemek kültüründe farklı yiyeceklerin daha küçük miktarlarda sunulması oldukça yaygın. Bu durum hem besin çeşitliliğini artırabiliyor hem de toplam enerji alımının kontrol edilmesine yardımcı olabiliyor.
Biz Nerede Yanlış Yapıyoruz?
Aslında Türk mutfağı sağlıklı beslenme açısından oldukça güçlü bir temele sahip. Zeytinyağlı sebzeler, kuru baklagiller, yoğurt, bulgur, çorbalar ve mevsim sebzeleri geleneksel soframızın önemli parçaları. Dolayısıyla sorunu doğrudan Türk mutfağına yüklemek pek doğru değil.
Asıl değişen, yaşam biçimimizle birlikte soframız olabilir. Hazır ve enerji yoğun yiyecekler, paketli atıştırmalıklar, şekerli içecekler ve büyük porsiyonlar günlük hayatımızda giderek daha fazla yer buluyor. Buna karşılık sebze ve meyve tüketimimiz olması gereken düzeyde değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye’de gerçekleştirdiği 2023 araştırmasında toplumun yüzde 87,9’unun günde önerilen beş porsiyon sebze ve meyvenin altında kaldığı görülüyor.
Bir başka önemli nokta da yemeğin yalnızca açlığı gidermek için tüketilmemesi. Televizyon karşısında atıştırmak, gün içerisinde farkında olmadan alınan kaloriler, şekerli içecekler ve sık sık dışarıdan yemek söylemek günlük enerji alımını düşündüğümüzden çok daha fazla artırabiliyor. Küçük görünen bu alışkanlıklar aylar ve yıllar içerisinde vücut ağırlığında önemli değişikliklere dönüşebiliyor.
Sadece Beslenme Değil: Hareket de Önemli
Türkiye ile Japonya arasındaki farkı yalnızca tabaklarımız üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Günlük hareket miktarı da vücut ağırlığının korunmasında önemli bir role sahip.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 Türkiye araştırmasına göre toplumun yüzde 32,1’i yeterli düzeyde fiziksel aktivite yapmıyor. Masa başında geçirilen zamanın artması, kısa mesafelerde bile otomobil kullanılması ve ekran karşısında geçirilen sürenin uzaması günlük enerji harcamamızı giderek azaltıyor.
Japonya’nın düşük obezite oranını ise “Japonlar sürekli spor yapıyor” şeklinde açıklamak doğru değil. Burada günlük yaşamın kendisinin hareket içermesi önem kazanıyor. Yürümek ve toplu taşıma kullanmak gibi alışkanlıklar, spor yapmak için ayrıca zaman ayırmasak bile gün içerisinde harcadığımız enerjiyi artırabiliyor.
Bu nedenle hareketi yalnızca spor salonu veya haftada birkaç kez yapılan egzersiz olarak düşünmemek gerekiyor. Asansör yerine merdiven kullanmak, yakın mesafelere yürümek, gün içerisinde kısa yürüyüşler yapmak ve mümkün olduğunca uzun süre oturmamak da günlük hareketin bir parçası.
Japonya’dan Ne Öğrenebiliriz?
Elbette iki ülke arasındaki büyük fark yalnızca sofrada ne olduğuyla veya kaç adım attığımızla açıklanamaz. Genetik yapı, şehirleşme, sosyoekonomik koşullar, çalışma hayatı, gıda çevresi ve sağlık politikaları da bu tablonun birer parçası.
Bu nedenle Japonya’dan çıkaracağımız ders Japon mutfağını birebir taklit etmek olmamalı. Belki de kendi geleneksel beslenme kültürümüzün güçlü taraflarını yeniden hatırlamamız gerekiyor. Sebze ve baklagilleri sofrada artırmak, porsiyonları kontrol etmek, hazır ve enerji yoğun yiyecekleri azaltmak ve hareketi yalnızca spor salonuna değil günlük hayatın içine yerleştirmek…
Çünkü obeziteyle mücadele çoğu zaman kısa süreli diyetlerden değil, her gün tekrarladığımız küçük alışkanlıkların değişmesinden başlıyor.