TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KAVŞAK GÜCÜ: NATO’DAN MEKKE’YE

Abone Ol

Türkiye’nin bugün geldiği noktayı anlamak için tek tek krizlere değil, haritanın bütününe bakmak gerekiyor. 1952’de NATO’ya giren Türkiye, 2026’da ittifakın Ankara Zirvesi’ne ev sahipliği yaparak yalnızca bir üye değil, güvenlik mimarisinin merkez ülkelerinden biri olduğunu gösterdi. Türkiye artık NATO’nun kenar ülkesi değil; Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Akdeniz’e uzanan hattın bağlantı noktasıdır.

Bununla eş zamanlı olarak ortaya çıkan Mekke Anlaşması ise Türkiye’nin ikinci büyük eksenini işaret ediyor. Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattında şekillenen yeni güvenlik mimarisinde Ankara’nın merkezde yer alması, Türkiye’nin yalnızca Batı ittifaklarıyla değil, İslam dünyasının stratejik denklemleriyle de iç içe geçtiğini gösteriyor. Türkiye artık tek bir blokun parçası değil; bloklar arasında köprü kuran bir güçtür.

DENKLEM ANKARA’SIZ KURULMAZ

Ukrayna savaşı bunun en net örneği. Rusya ve Ukrayna ile aynı anda konuşabilen, tahıl koridorundan esir takasına kadar kritik başlıklarda rol oynayan tek ülke bizdik..

Gazze meselesinde de tablo farklı değil. Türkiye’nin hem Batı hem Arap dünyası hem de bölgesel aktörlerle aynı anda temas kurabilmesi, onu doğal bir diplomasi merkezine dönüştürüyor. Ateşkes, insani yardım ve yeniden inşa süreçlerinde Türkiye’siz bir formülün sahada karşılık bulması imkansız Suriye’de ise güvenlik, göç ve terör başlıkları doğrudan Türkiye’nin varlığıyla şekilleniyor.
Libya’dan Doğu Akdeniz’e, Hindistan-Pakistan geriliminden Körfez güvenliğine kadar uzanan geniş hatta da benzer bir gerçeklik var. Türkiye’nin olmadığı bir denklem, ya eksik kalıyor ya da sürdürülebilir olmuyor. Çünkü Ankara artık sadece krizleri izleyen değil, krizlerin birbirine bağlandığı noktayı temsil eden bir jeopolitik kavşaktır.

Son günlerde Washington’dan Moskova’ya, Brüksel’den Riyad’a uzanan diplomatik trafiğin hızlanması da bu gerçeği daha görünür kılıyor. Enerji güvenliği, göç dalgaları, Karadeniz’deki askeri denge ve Orta Doğu’daki kırılgan ateşkesler aynı anda masadayken, Türkiye’nin dışlandığı hiçbir formülün uzun ömürlü olmadığı artık açıkça görülüyor. Bu nedenle Ankara, çoğu zaman davet edilen değil, davet edilmeden hesapların yapılamadığı bir merkez haline gelmiş durumda.

Demem o ki arkadaş..

Kafanızda daha iyi şekillenmesi için şöyle diyeyim: Türkiye’nin etkisi artmış değil, Türkiye olmadan bölgesel mimari kurmak zorlaşmıştır. Ukrayna’da, Gazze’de, Suriye’de, Libya’da ve Güney Asya’da Türkiye’siz bir düzen tasarlamak imkânsızdır.. Çünkü yeni dünyanın sorusu artık diplomatik bir tercih değil, jeopolitik bir zorunluluktur: Türkiye’nin olmadığı bir masa gerçekten kurulabilir mi, kurulduysa ne kadar ayakta kalabilir?