Tutarlılık Sınavı ve Samimiyet Masalı

Abone Ol

​Ahbap Derneği soruşturmasında ifade veren ünlülerin ve gazetecilerin beyanları basına yansıdıkça, ortak bir nakaratı dinliyoruz: "Kandırıldık, kamu vicdanı yaralandı, halkın iyi niyeti suistimal edildi..."

Mali iddialar, usulsüzlükler ve belirsizlikler karşısında bir anlık şaşkınlık yaşayıp ardından koro halinde nedamet getirmek, kamuoyunun gözünde bir "vicdan aklama" mekanizmasına dönüştü. Ancak tam da bu noktada, toplumun adalet duygusunu yaralayan devasa bir tutarsızlıkla karşı karşıya kalıyoruz.

​Sormak gerek: Ahbap olayındaki iddialar karşısında peş peşe kınama mesajları yayımlayan, nedamet getiren ve adalet timsali kesilen bu çevreler, sıra Ekrem İmamoğlu hakkındaki iddialara gelince neden birdenbire duyma ve görme yetilerini kaybediyorlar?

​İmamoğlu hakkındaki iddialar son derece ağır, somut ve ürkütücüdür. Üstelik ortada sadece duyumlar veya şayialar değil; somut deliller, belgeler ve açılmış resmi davalar bulunmaktadır. Devleti, kamu imkânlarını ve kamu vicdanını doğrudan ilgilendiren bu kadar net bir tablo karşısında suspus olanların, tutarlılık iddiasında bulunmaya ne hakkı vardır?

​Mesele Ahbap olunca yükseltilen o sesler, İmamoğlu ve çevresindeki şaibeler karşısında neden anında kesilmektedir?

Bu yaklaşım, ilkesel bir duruşun değil; tamamen ideolojik bir körlüğün ve ikiyüzlülüğün göstergesidir. Bir tarafta hukuki süreçleri gerekçe gösterip kınama sırasına girenlerin, diğer tarafta somut delillere rağmen kafalarını kuma gömmeleri, tutarlılık ve ilkelilik kavramlarını tamamen boşa çıkarmaktadır.

​Halkın güvenini ve iyi niyetini kim suistimal ederse etsin karşısında durmak bir vatandaşlık ve vicdan borcudur. Ancak kişiye, siyasi kimliğe veya ideolojik yakınlığa göre "seçici öfke" duyanların vicdan çağrıları, kamuoyunda hiçbir karşılık bulmamaya mahkûmdur.