ÜLKEMDE POLİS OLMAK

Abone Ol

Yarın Türk Polis Teşkilatımızın 181. Yıl dönümü. Polis bir babanın çocuğu olarak polis olunmasının nasıl bir şey olduğunu iyi bilenlerdenim.

Akşam cam kenarında babanızı beklerken, çocuğunun onu dört gözle beklediğini bilip cebindeki son üç kuruşu ona çikolatalı gofret alarak harcayan adamdır babam gibi polisler…

Tüm polislerimizin yıl dönümünü en yürekten ve saygıyla kutluyorum.

Unutmayalım ki onlarında aileleri var ve cam kenarında bekleyen evlatları var.

Vatan uğruna kaybettiğimiz tüm şehit polislerimizin mekânı cennet olsun…

*

Ülkemde polis olmak!

Bu topraklarda polis olmak, sadece bir meslek sahibi olmak değil; bir vicdanı omuzlamak, bir millete gece gündüz nefes olmaktır. Ülkemde polis olmak, bir üniformanın içinde yalnızca görev değil, aynı zamanda fedakârlık, sabır ve yürek taşımaktır.

Gecenin en karanlık saatinde, herkes evinde huzurla uyurken bir sokak başında nöbet tutan o insanı düşünün. Soğukta, yağmurda, sıcakta… Saatin kaç olduğu önemli değil onun için. Çünkü onun mesaisi saatle değil, ihtiyaçla ölçülür. Bir annenin evladına kavuşabilmesi, bir çocuğun korkusuzca sokakta oynayabilmesi, bir şehrin sabaha güvenle uyanabilmesi için oradadır.

Polis olmak, bazen bir kayıp çocuğun gözyaşını silmek, bazen bir yaşlının elinden tutup karşıya geçirmek, bazen de en zor anlarda bile metanetini korumaktır. Her gün farklı bir hikâyenin içine girer polis; kimi zaman sevinçle, kimi zaman hüzünle yoğrulur. Ama her defasında aynı kararlılıkla ayağa kalkar: “Ben buradayım” diyebilmek için.

Gecesi gündüzüne karışır, bayramı çoğu zaman görev başında geçer. Ailesine ayırması gereken zamanı, bu milletin güvenliği için feda eder. Belki bir evlat onu özler, belki bir eş yolunu gözler. Ama o bilir ki; onun yokluğu bir başkasının güvenliğini eksiltir.

Bu yüzden polis olmak, yüreği büyük olanların işidir. Çünkü bu meslek, korkunun üzerine yürümeyi, gerektiğinde kendinden vazgeçmeyi, en zor anda bile dimdik durabilmeyi gerektirir.

Türkiye’de polis olmak, bir millete “yalnız değilsin”diyebilmektir.

İşte bu yüzden, her üniformanın ardında görünmeyen bir kahramanlık hikâyesi vardır. Ve o hikâye, bu ülkenin kalbinde sessizce atmaya devam eder.

*

Küçüktüm daha, sekiz ya da on yaşlarında.

Akşamın sis düşmüş, pusulu, kararmış saatlerinde sokağa bakan, giriş kat olduğu için penceresinde demir parmaklıkları bulunan camın önünde, heyecanla babamın işten dönüşünü bekliyordum.

Hani ola ki sıkıştırmışsa mini bir çikolatalı gofreti cebinin bir kenarına eve dönerken...

Ve eve geldiğinde o üç kuruşluk gofreti bin bir mizanseneşliğinde, önce almamış gibi yapıp üç beş dakika ve ben de inanıp küsmeye dönüşürken çıkarıp bana verme halleriydi beklenen...

Değme gitsin keyfine çikolata tatlı gofretin.

Saat ilerledikçe ve gelmedikçe babam, gofret, artmıştı huysuzluğum.

Huysuzlanmalarımı annemin bana kızmalarından hatırlıyorum; “Başlayacağım şimdi gofretine, ya babanın başına bir şey geldiyse...”

Polis memuruydu baba, yoktu o dönemlerde gecesi gündüzü.

Ankara’da, Siyasal Bilgilerde öğrenci hareketlerinin ve çatışmaların had safhada olduğu yıllar... Beklerken uyuyakalmıştım demir parmaklıklı pencerenin kenarında. Dokunmamış annem, bölmemiş tatlı uykumu, örtmüş üzerime nevresimi...

Ambulansın acı ve sağanak sesiyle sıçramıştım gofret üstünde sızıp kalmış halimle!..

Babam yaralanmış bir çatışmada, saçma yemiş bacağından, ayağı kanlar içerisinde bindirmişler apar topar bir ambulansa yetiştirmek için hastaneye...

“Dari dari da”

Ambulans giderken hastaneye, babam kan revan içerisinde çıkarmış cebinden ÇİKOLATALI GOFRETİ, uzatmış hemşireye, “geçerken uğrayıp eve verelim oğluma”demelerine etse de hemşire itiraz, pes etmiş sonunda ve uğramışlar eve...

Ağlıyordu annem sıçrayarak uyandığımda, elindeki çikolatalı gofreti uzatırken bana, kıyıp uyandırmamış babam, sadece öpmüş beni...

Bir güzel yedim gofreti, ağlıyordu annem, damlıyordu çikolataları yanaklarımdan ama ağlıyordu annem. Acımış fedakârlık yapmıştım, cam önündeki mesailerimden, çikolatamdan, yarısını da anneme vermişim ağlamasın diye!

Yıllarca yiyemedim çikolatalı gofret, kıyamadım, varmadı elim...

Cam kenarında beklemenin kanlı şefkatini yaşamasın çocuklar diye yiyemedim yıllarca.

Bu vesileyle babam Hayati AGAŞE’yi de rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Mekânı cennet olsun.

Emniyet Teşkilatı sıcaklığını topluma ve aileme hep hissettiren Değerli Kayseri Emniyet Müdürü Atanur AYDIN’ısaygı ve sevgiyle selamlıyorum. Atanur AYDIN’lar hep olsun…

Ülkemde polis olmak!

Babam her sabah işe giderken sanki çok uzaklara gidiyormuş ta bir daha bizi göremeyecekmiş gibi sıkı sıkı sarılıp, öpüp koklayıp işe giderdi. Sonradan öğrendim niye öyle yaptığını. Akşama eve dönemeyip vurulur ya da ölürsem diyeymiş…

Ve bir tarafları Anadolu’dur ülkem polisinin…

Bir tarafı da “Bugün akşam eve gidebilecekmiyim,çocuğuma çikolatalı gofret alabilecekmiyim” telaşıdır…