AK Partililer var, Milliyetçi Hareket Partisi’nden Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş var, Cennet Mekân Muhsin Yazıcıoğlu’nun halefi Yalçın Topçu var, “barış güvercini” Halkların Demokratik Partisi’nden “barışın kalesi” Avrupa Birliği’yle muhatap olacak bakan var; el-Aksa sevdalısı Ayşen Gürcan var, Cumhuriyet dönemi diplomasi tarihimizin en kritik dönemlerinde en kritik noktalarda rol oynamış Feridun Sinirlioğlu var, 17-25 Aralık ve devamındaki darbe girişimini engellemek için gecesini gündüzüne katanlardan Selami Altınok ve Kenan İpek de var…
Böylesi bir profille Türkiye’yi 1 Kasım’daki seçime götürecek Geçici Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, şartlar ne olursa olsun bütün ciddiyetleri, bütün samimiyetleri ve bütün soğukkanlılıklarıyla hareket ettiklerinin çarpıcı bir belgesi.
Anayasa’nın öngörüsüyle Cumhurbaşkanı’nın kararı üzerine gerçekleşen “Geçici Bakanlar Kurulu” tecrübesini ilk kez yaşıyoruz. Önceki güne kadar, böyle bir kabine nasıl kurulmuştur, herhangi bir örneğimiz yoktu. Dahası, 7 Haziran’dan sonra oluşan Meclis’in karmaşık yapısı işleri daha da zorlaştırabilirdi. AK Parti dışındaki siyasi partilerin koalisyon görüşmelerinde sorumsuzca davranması Türkiye’yi bir tür yönetim boşluğuna itebilirdi. Cenab-ı Allah’ın lütfu; Erdoğan ve Davutoğlu gibi liderlerimiz, AK Parti gibi bir hareketimiz var.
PKK ile mücadeleden yola çıkarak “Türkiye 90’lara mı dönüyor?” diyenlerin, aslında, siyasi belirsizliğin damga vurduğu o 90’lar atmosferini büyük bir şehvetle arzuladıklarına ve aslında “Türkiye 90’lara dönsün” dediklerine işaret ettiğimiz 12 Ağustos tarihli yazımızda belirtmiştik: AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 7 Haziran’dan sonra en çok bununla mücadele etti. Taban tabana zıt olduğu ya da kendisine kapıları sıkıca kapatan siyasi görüşlerle bile masaya oturmaya çalıştı. “Koalisyon kurulsun ya da kurulmasın; Türkiye’de bir siyasi belirsizlik hali yoktur” demek için uğraştı, biiznillah başardı da.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, seçimden hemen sonra yaptığı Deniz Baykal görüşmesinden başlayarak, koalisyon ihtimallerinin ortadan kalktığı 24 Ağustos’a kadar; yasama, yürütme ve yargıdan müteşekkil devletin başı olduğunu söz ve fiilleriyle tekrar tekrar hatırlatıp cumhura güven verdi.
Erdoğan da, Davutoğlu da; tek başına iktidar görmemiş, katıldıkları koalisyonlar sınıfta kalmış, muhalefet ufku anti-tez üretmekle sınırlı kimileri gibi yapmadılar. İlkelerden ziyade gündelik kırmızı çizgileri öne çıkaranlara, sadece üç ayda üç yüz politika değiştirenlere, aldığı oyu hiç tahlil etmeden şımarıklığa başlayanlara rağmen ciddiyetlerini, samimiyetlerini, soğukkanlılıklarını yitirmediler. Koalisyon kapıları kapanmışken, diğer “seçim hükümeti” alternatifleri peşin peşin reddedilmişken, Anayasal görevler bile hiçe sayılmışken yine sahne aldılar ve yine ehliyeti kadar temsil kabiliyeti de yüksek profilli bir Bakanlar Kurulu çıktı ortaya.
Memleketin menfaati için değil; üç beş fazla oy, Meclis’te üç beş fazla sandalye için didişenler pek bilmez bunları.
Çok heyecanlıyım. Uzun zamandır; 7 Haziran’la başlayan, Geçici Bakanlar Kurulu’yla önemli bir merhale aşan bu süreçteki kadar heyecanlanmamıştım. Heyecanlıyım, umutluyum ve kendimi, ülkemi emin ellerde hissediyorum. Rahmete, berekete tahvil olur inşaallah.