Ülkesinde sürgün olmak

Abone Ol

Osmanlı Devleti'nin yıkılışını hızlandıran darbeci İttihat Terakki, Cumhuriyet'in kuruluşuna uzanan komitacı zihniyeti, Birinci Meclisi tasfiye ederek ülkeyi ülkesi insanlarını inanç dünyasının dışına çıkardı. İkinci Meclis’ten itibaren Anadolu insanının bir tek ferdiyle inanç merkezli bir ilişki ve aidiyet kuramayan tek parti yönetimi, Takrir-i Sükûn Kanunu benzeri tepeden inmeci anlayışlarla ülkenin etnik ve dini kimlikleriyle mücadeleye girişti. Köy Enstitüleri ve yatılı okullarda uyguladığı pozitivist eğitim sistemiyle yetiştirdiği yeni Batıcı tiplerle Anadolu'da bir dönüşüm projesi yürüttü. Ancak halk nezdinde güvenli bulunmayan tek parti rejimi üretimi memurlar beklenen başarıyı temin edemedi.

 *

Devlet inançlara ve inanan insanlara zulmettikçe sessiz bir direniş kendiliğinden gelişti. Dini eğitim-öğretim samanlıklarda ve köy mezralarındaki korunaklı alanlarda yapılırken; devlet kontrolünün olduğu merkezlerde ezan Türkçeleştirildi ve ibadetlerin Türkçe yapılabilmesinin hazırlıklarına girişildi. Çok partili hayata geçildiğinde "açık oy-gizli tasnif" gibi dünyada örneği olmayan ve asla olmayacak bir seçim sistemi sonucu tek parti iktidarının ömrü uzatıldı. 1950 yılında yapılan seçim sonucu yirmi yedi yıllık tek parti dayatması sona erdi. Serbest seçimleri 1950, 1954 ve 1957'de art arda kazanan toplumun değerler hiyerarşisine saygılı siyasi parti, tek parti otokratlarının askeri bürokrasi ile yaptığı ittifak ve yürürlüğe konulan kimi öğrenci hareketleri sonucu 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonucu toplumuyla barışık siyasal ortam kirletildi ve on yıl ülkeyi idare eden kadronun bir kısmı idam edilirken büyük bir kısmı da hapse atıldı.

 *

Askeri darbe ve tek parti zihniyeti Batılı efendilerinin tavsiyeleri doğrultusunda yeniden seçim yapmaya karar verdiklerinde seçimi kazanma ihtimallerinin olmadığının şuurundaydı. Cezalandırılarak tasfiye edilen siyasî partinin oy tabanına talip olan ve halkın gönül dünyasına saygılı olduğunu açıklayan 'sağcı' partinin seçim çalışmalarından rahatsız olan askeri vesayet kurulu; seçime katılacak siyasi parti temsilcilerini Çankaya'da toplayarak (5 Şubat 1961) "darbe ile uzaklaştırılan siyasilerin meşruluğunu yitirdiğini, hiçbir şekilde savunulamayacakları ve dini inançların propaganda aracı yapılamayacağı" konusunda uyarıldılar ve hazırlanan bir bildiri ile durum kamu ile paylaşıldı. 15 Ekim 1961 tarihinde yapılan seçimi askerle işbirliği yapan siyasetçiler yine kaybetti.

 *

Türkiye'yi karıştırmaktan haz alan kimi derin güç odakları 1968 gençlik hareketlerinden ilham alarak gençlik üzerinden yeni bir kaos ortamı inşa etmeye başladı. İktidardaki "sağcı" hükümeti uzaklaştırmak üzere meşhur 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay ve kuvvet komutanlarının imzaladığı muhtıra darbesi gerçekleşti. Gençliğe gözdağı olması için kendilerini "sol devrimci" olarak eylem yapan gençlerin öncüleri idam edildi. Türkiye'nin muhtemel siyasi tercihleri dikkate alınarak yeni siyasi partilerin kurulmasına imkân sağlandı. Dinî, millî, muhafazakâr, liberal oy tercihi olan "inançlara saygılı seçmen oylarının tek yerde toplanmaması" için her tercihe hitap edecek bir patinin kurulması için ortam hazırlandı. Bu proje kısmen başarıya ulaştı ve 14 Ekim 1973 genel seçimleri sonucunda %33 oy alan Bülent Ecevit tek parti geleneğini sürdüren partiyi birinci parti yaptı; ancak “sağda kurgulanan bölünmüş siyasî tercihin oy oranı hâlâ yüksekti.”

Ülke sağ-sol çatışmaları tezgâhında silahlı katliamlara maruz bırakıldı. Sağcı ve solcu kimliği verilmiş genç insanlar aynı silahtan çıkan kurşunlarla katledildi. Günlük ölü sayısının yirmi beş kişiye ulaştığı zamanlara tanıklık ettik. Vezneciler’de üzeri gazete ile örtülmüş bedenler gördük. 1960-1970 arası sağ-sol çatışmalarına, 1970’ten sonra İslamcılar da dahil edildi. Akıncılar ve MTTB çatısı altında teşkilatlanan İslamcılar, bir şekilde çatışmaların içine çekildi ve bazı arkadaşlarımız bilinen meçhul (!) kişiler eliyle katledildi.

Ve 1980 darbesi. Her birimizde acı hatıralar bırakan askeri müdahale ile siyaset ve yaşama biçimleri tepeden inmeci bir dayatma ile yeniden İttihat Terakki komitacılığına dönülmeye zorlandı, toplum. Henüz reşit olmayan gençler darağaçlarında sallandırıldı. Sağdan ve soldan yapılan idamlarla da "adalet(!)" sağlandı. Oruç ayında millete hitap ederken içilen suya "Annem de başını örter oruç tutardı" gevezeliğinden meşruiyet arandı. Siyaset yeniden dizayn edildi. Emekli bir askeri kurdurulan partiye oy verilmesi için halk yönlendirilmeye çalışıldı. Kurucuları arasında inançlı ve değerlere saygılı insanların olduğu ve kapatılan siyasi partilerle doğrudan ilişkili olanların siyasete dönmeleri engellendi. Ancak Turgut Özal darbecilerin beklemediği bir çıkış yaparak askerleri bir kez daha şaşırttı.

28 Şubat 1997. Yine darbe. Gerekçe olarak modernlerin (!) doğrudan dine dönüş diyemedikleri "irtica"! Üniversite önlerinde biriken başörtülü mağdurlar. İkna odalarında başörtülerini açmaları için ikna edilmeye çalışılan genç kızlar. Tıp fakültelerinin son sınıflarından ve tüm üniversitelerden uzaklaştırılarak heba edilen hayatlar. ve tüm bu rezaletlerle işbirliği içinde olan Temmuz Darbesi'ne kalkışan "dindar" çevreler. Dizayn yine işe yaramadı ve Postmodern Darbe'den sonra yapılan ilk genel seçimde R. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları seçimi kazanarak TBMM'de ezici bir çoğunluk elde ettiler.

İki asırdır ülkeleri için her türlü fedakârlığı yapan insanların, ülkesinde ülkesinin sivil ve asker bürokratları tarafından sürekli ötekileştirilmeleri ve zihni sürgünlere maruz bırakılmalarının ızdırabının yaşanmayacağı günlerin özlemiyle 28 Şubat Darbesini ve geriye doğru tüm darbeleri lanetliyorum.

Ey insanlar,

Ey insanlık,

Bu aziz ülkenin fedakâr ve inanmış insanları,

Bu tarihleri unutmayın ve unutturmayın; "UNUTURSANIZ YENİDEN YAŞANIR!"