Uşşak’a yolunuz düştü mü?

Abone Ol

Başlığı görünce “Uşşak diye bir şehir yok” diyeceksiniz. Ülkemizin güzel şehri Uşak var. Niye Uşşak diye yazdığımı birazdan açıklayacağım ama önce bu kıymetli beldeye neden gittiğimi açıklayayım.

Ülkemizin birçok şehrini gördüm ama yolum Uşak’a yeni düştü. Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Savaş’ın davetine İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necip Şimşek’le beraber iştirak ettik. Gitmeden önce Uşak hakkında ne bildiğimi düşümdüm. Birkaç isim ve birkaç başlıktan fazla ileri gidemedim. Rektör Ekrem Hoca, Yazar İskender Pala, Karun Hazineleri, halı, kilim ve seramik gibi çok sınırlı bilgiye sahip olduğumu anladım.

Uşak; tarih itibarıyla Hitit, Pers, Frig, Lidya, Selçuk ve Osmanlı dönemlerinde kültür ve medeniyete değer katan merkezlerin başında gelir. İlk parayı basan Lidyalıların memleketi Uşak belki biraz da bu yüzden “eyvallahsız” bir şehir özelliği taşıyor. Tarım ve sanayide başarı elde etmiş. Zengin bir yer, bu nedenle çok fazla göç vermiyor.

Uşak Üniversitesi Rektörü Ekrem Savaş hocanın rehberliğinde bölgenin tarihine yolculuk yaptık. Şehir içinde Ulu Cami ve Burmalı Cami tarihin nöbetini tutarak şehre kimlik kazandırıyor. Müze tadilatta olduğu için Karun Hazinelerini göremedik. Tabiat ve tarih harikaları kanyonlar nefesimizi kesti.

Ulubey Kanyonu bütün heybetiyle karşımızda duruyor. Kanyonu daha iyi görmek, derinliği ve yüksekliği yakından hissetmek için bir cam teras yapılmış. Taşın ve yeşilin iç içe geçtiği kanyonda farklı şekillerde peri bacaları sizi başka bir dünyaya çağırıyor. Ama duydum ki fabrikaların atıkları kanyondaki dereye veriliyormuş. Olacak iş değil bu! Güzelim vadiden akan suları kirletmeyelim efendiler.

Ulubey Blaundos Antik Kenti, tek girişi olan etrafı derin vadilerle çevrili yüksek bir tepeye konuşlanmış, kale kapısı hala ayakta duran bir tarih hazinesi. Bu şehir, Makedonyalılar tarafından Büyük İskender’in Anadolu’yu işgalinden sonra kurulmuş. Bergama ve Roma İmparatorluklarına da ev sahipliği yapmış. Tarihi eserler yıkılmış ama parçaları yüzeyde duruyor. Bir taraftan kazı ve yerleşim çalışmaları yapılıyor ve tarih yeniden diriliyor. Stadyum, su kemerleri, kaya mezarları, başlıklı sütunlar ve duvarlar yeniden gün yüzüne çıkıyor.

Taşyaran Vadisi’nde suyun taşa nasıl ayar ve şekil verdiğini görmek için buraya gelmek gerek. Ben taşların çok güçlü olduğunu bilirdim ama burada hükmü koyan su olmuş. Derin vadide su, yüzyıllar boyu dev kaya kütlelerinin içini oyarak farklı şekiller ortaya çıkarmış. Ancak maalesef buranın da suyu kesik…

Akşam güneşini Frigler zamanında Banaz Çayı üzerine yapılan Clandıras Su Kemeri’nin altından geçen tahta yoldan yürüyerek batırıyoruz. Kemerin yanından akan şelalenin sesi batan güneşi güzel bir melodiyle selamlıyor. Su sesinin getirdiği sükûnet ruhlarımıza tesir ediyor.

Gelelim bu şehrin isminin nereden geldiğine. Bu soruyu sorduklarımdan farklı yorumlar aldım. Net bir bilgi yok. Halı ve kilimleri ile meşhur bu şehrimize Uşak isminden daha çok Uşşak (Âşıklar) şehri ismi daha çok yakışır. Çünkü halı, kilimler aşkla dokunur ve âşıklara ilham verir. Uşak Valisi Dr. Naci Aktaş’ı ziyaretimizde bu konuyu yazacağıma dair izin aldım.

Uşşak’a varınca tarhana çorbası içmeyi de unutmayın.