Usta’yla çay!

Abone Ol

Tanıştıkları gün “İyi kitaplar okumak lazım” lafından sonra Usta bellemişti ve o gün bugündür ara sıra kafası dağıldıkça; Usta’ya çay demler, sonra bir soru sorup çay bitene kadar başka hiçbir soru sormadan dinlerdi. Dün akşam da öyle oldu; Usta’nın yanına gitti, çayı demledi ve ilk çay bardağını kitapların arasında bulduğu boşluğa koyarken, “Gerçek ile hakikatin arasında ne fark var, Usta” dedi.

Yıllardır yürürlükte olan ilk kuralı o akşam da bozmadı. Bir kere soru sordu ve dinlemeye başladı. Usta’nın ilk öğrettiği şeydi; “Gevezeliğe mi geldin, ‘Ne kadar zekiyim bak’ diye gösteri yapmaya mı; yoksa dinleyip öğrenmeye mi, soruyu sordun otur dinle” demişti. “Arada soru sormak, aklıma bu takıldı diye çıkışlar yapmak aslında öğrenmeyi baltalayan şımarıklıktır” diyor Usta. Sürekli soru sorarsak, aklımızda soracağımız soruyu hazırlarmışız; bu da dinlememizi engellermiş.

Çaylardan ilk yudumlar alındıktan sonra; Usta, gerçeği izah ederek başladı gerçekle hakikatin arasındaki farkı anlatmaya:

“Gerçek acizdir; çünkü zıddına mecburdur. Sadece fark edilmek mevzuya bahis olmak için değil, var olabilmek için de zıddına mecburdur. Beyaz gerçektir mesela. Var olabilmek için siyaha muhtaçtır. Gerçek, yalan değildir geçerim de değildir. Ancak gerçeğin mevsimi vardır. Mevsimi geçince zıddına intikal eder bütün gerçekler.

Hakikatse mutlaktır ve varlık içinde zıddına ihtiyacı yoktur. Hakikatin mekânı da olmaz, zamanı da… Hep vardır, her yerde vardır; ezelden beri; yani, başı hesaplanmadan vardır. Ebedidir; yani, sonu hesaplanmadan vardır…

Gerçek bu dünyaya aittir. Bu dünyada başlar, bu dünyada biter. Dünyada var olur ve dünyayla değişir. O yüzden gerçek, dünya kadardır; o sebeple dünya kadar zayıftır. İblis onu çarpıtabilir ve değiştirebilir. Hakikatse hem sabittir hem de iblis bütün evlatlarını topalsa bir kıymık alamaz hakikatten…”

Eşyanın hakikatine vakıf olmak için dua ettik, çayları bitirdik dağıldık…