Vah Fatih'im... Olan ölene oluyor

Abone Ol

Ölüm...

İnsana hayatın en acı gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor.

Bir zamanlar sahnelerde alkışlarla karşılanan, milyonların sevgisini kazanan, servetiyle konuşulan insanlar da bu dünyadan giderken yanlarında hiçbir şey götüremiyor.

Geriye ise kimi zaman güzel hatıralar, kimi zaman da bitmek bilmeyen miras tartışmaları kalıyor.

Bugün yine bunun en çarpıcı örneklerinden birini yaşadık.

Rahmetli Fatih Ürek'in vefatının ardından aylarca konuşulan miras iddialarıyla ilgili sonunda ailesinden açıklama geldi.

Yıllarca küs olduğu bilinen ablası Sevil Ürek, kameraların karşısına geçti ve çok konuşulacak şu cümleyi kurdu:

"Hepsini satacağız."

Ayakkabılar...

Kürkler...

Takılar...

Kıyafetler...

Ve yıllarca emek vererek sahip olduğu birçok özel eşyası...

Hepsi satılacak.

Üstelik yapılan açıklamaya göre kamuoyunda konuşulduğu gibi devasa bir servet de yokmuş.

Hayat sigortaları...

Banka kredileri...

Vergi borçları...

Alınan avanslar...

Yani anlatıldığı gibi yüz milyonların içinde yüzen bir servet değil, borçları da olan bir hayat varmış.

Aylarca Bodrum'daki malikâne konuşuldu...

Ataşehir'deki daireler konuşuldu...

Mücevherler konuşuldu...

Ama görünen o ki gerçek tablo anlatıldığı kadar parlak değilmiş.

---

Fakat beni düşündüren bunların hiçbiri olmadı.

Beni düşündüren, açıklamayı yapan kişinin yıllarca Fatih Ürek ile küs olduğu bilinen ablası Sevil Ürek olmasıydı.

Çünkü Fatih Ürek ile bu konuyu defalarca konuşmuş bir dostu olarak şunu çok iyi biliyorum.

Rahmetli bana yıllarca, ablası Sevil Ürek tarafından dolandırıldığını anlatıyordu.

Yaşadığı büyük maddi kayıpların sorumlusu olarak onu gösteriyordu.

Milyonlarca dolar kaybettiğini...

Balmumcu'ndaki dört katlı evini kaybettiğini...

Hayatının altüst olduğunu...

Defalarca bana anlattı.

Zaten o dönem verdiği röportajlarda da benzer iddiaları kamuoyuyla paylaşmış, kardeşiyle tüm bağlarını kopardığını açıkça söylemişti.

Bu açıklamalar uzun yıllar magazin basınının gündeminden düşmedi.

Bugün ise mirasla ilgili açıklamanın aynı abla tarafından yapılması ister istemez geçmişte yaşananları yeniden hatırlattı.

Burada kimseyi suçlamıyorum.

Kimse hakkında kesin hüküm de vermiyorum.

Ancak bir gazeteci olarak kamuoyuna yansıyan tabloyu değerlendirmek zorundayım.

---

Ve beni en çok üzen de mirasın paylaşılması değil...

Verilen mesajın şekli oldu.

Kameraların karşısına çıkıp;

"Hepsini satacağız... Ayakkabıları da satacağız... Kıyafetleri de satacağız... Malikâne de satılacak..."

demek bana göre son derece sıradan, duygudan uzak ve eksik bir açıklamaydı.

Evet...

Miras haktır.

Hiç kimse buna itiraz edemez.

Yasal mirasçılar elbette haklarını alacaktır.

Ama mesele sadece hukuk değildir.

Bir de vicdan vardır...

Bir de vefa...

Bir de yıllarca milyonların gönlünde taht kurmuş bir sanatçının hatırası vardır.

İnsan ister istemez soruyor...

Gerçekten her şeyi satmak mı gerekiyordu?

Keşke...

En azından bir kısmı korunsaydı.

Keşke...

Fatih Ürek'in sahne kostümleri...

Özel eşyaları...

Ayakkabıları...

Ödülleri...

Sevenlerinin ziyaret edebileceği küçük de olsa bir Fatih Ürek Anı Evi yapılsaydı.

Çünkü bazı eşyalar sadece para etmez...

Hatıra taşır.

Bir sanatçının gerçek mirası bankadaki parası değil...

İnsanların gönlünde bıraktığı izdir.

Bir de kullanılan cümleye takıldım.

"Borçları vardı, mecburen satıyoruz."

Yerine...

"Maalesef satmak zorundayız."

deseydi...

İnanın kulağa çok daha farklı gelirdi.

Ama ilk cümlenin sadece "Hepsini satacağız." olması, kamuoyunda ister istemez farklı bir algı oluşturdu.

Belki niyet bu değildi.

Belki anlatılmak istenen farklıydı.

Ama iletişim bazen söylenen söz kadar, nasıl söylendiğiyle de değerlendirilir.

Bir gazeteci olarak benim eleştirim de tam olarak buna.

---

Bir ayrıntı daha var ki, açıkçası beni en çok düşündüren noktalardan biri de buydu.

Sevil Ürek açıklamasında, "Ayakkabıları ve kıyafetleri maddi olarak çok değerli. Onları satacağız ve gelirini eğitime bağışlayacağız." dedi.

Elbette eğitime yapılacak her bağış son derece kıymetlidir.

Buna kimsenin söyleyecek tek bir sözü olamaz.

Ama ben Fatih'i tanıyan biri olarak şunu biliyorum...

Fatih'in hayali sadece bağış yapmak değildi.

Her fırsatta bir okul yaptırmaktan bahsederdi.

"İnşallah bir gün bir okul yaptıracağım." dediğini bizzat duymuşluğum vardır.

İşte bu yüzden ister istemez içimden şu geçti:

Keşke Fatih Ürek adına bir okul yapılsaydı...

Keşke bu hayale ailesi öncülük etseydi.

İnanın ben biliyorum...

O eksik kalan kısmı Fatih'in dostları da tamamlamak için elini taşın altına koyardı.

Çünkü Fatih'in etrafında ona gönülden bağlı, vefalı dostları vardı.

Belki bugün satılan ayakkabılardan, kıyafetlerden ve mücevherlerden çok daha kıymetli olan şey, onun adını yaşatacak kalıcı bir eser olurdu.

İşte o zaman Fatih Ürek sadece şarkılarıyla değil, okuyacak binlerce öğrencinin duasıyla da yaşamaya devam ederdi.

Bence gerçek miras tam da budur.

---

Fatih Ürek...

Benim için sadece ünlü bir sanatçı değildi.

İyi bir dosttu.

Polemikleri severdi.

Şakalaşmayı severdi.

Takılırdı.

Ama kalbi gerçekten pırlanta gibiydi.

Yardımseverdi.

Kimseyi kırmazdı.

Çok çalışırdı.

Sahnesi nerede olursa olsun tıklım tıklım dolardı.

Hiç unutmuyorum...

Yıllar önce Bodrum'daydım.

Trafik kilitlenmişti.

Taksiciye sordum.

"Hayırdır, kaza mı var?"

Gülümsedi.

"Yok abi..." dedi.

"Fatih Ürek'in sahnesi var. Millet oraya gidiyor."

İşte o kadar sevilen bir sanatçıydı.

Vefatından yaklaşık bir hafta önce de telefonda konuştuk.

Yaklaşık yarım saat...

"Evdeyim." dedi.

"Ayaklarım çok ağrıyor."

Ben de;

"Fatih, gel seni tanıdığım çok değerli bir doktor var. Seni ona götüreyim. En azından baştan sona bir check-up yaptıralım. Neyin var, neyin yok öğrenelim." dedim.

Ama o;

"Yok Bilal, evde serum yaptırıyorum. Bir şeyim yok." dedi.

Ben de;

"Yapma kardeşim... Bilip bilmeden evde serum yaptırma. Sağlık ihmale gelmez. Mutlaka doktora görün." diye ısrar ettim.

Ne yazık ki o konuşmadan sadece bir hafta sonra acı haberi geldi.

Demek ki gerçekten ecel geldiyse her şey bahane oluyormuş.

---

Bugün dönüp baktığımda insanın içi burkuluyor.

Bir zamanlar herkesin konuştuğu Bodrum'daki malikâne...

Dolapları dolduran yüzlerce ayakkabı...

Binlerce liralık sahne kostümleri...

Takılar...

Mücevherler...

Bugün hepsi tek tek satılıyor.

Hayat işte...

İnsan bu dünyadan giderken yanında ne malikânesini götürebiliyor...

Ne arabasını...

Ne parasını...

Ne de en sevdiği ayakkabılarını...

O çok sevdiği kıyafetler...

Sahne kostümleri...

Ayakkabıları...

Bugün birer eşya olarak satış listesine giriyor.

İşte bu yüzden diyorum ki...

Olan gerçekten ölene oluyor.

Geriye kalanlar ise bazen sadece paylaşmayı konuşuyor.

Ben Fatih Ürek'i mal varlığıyla değil...

İyi kalbiyle...

Dostluğuyla...

Yardımseverliğiyle...

Çalışkanlığıyla...

İnsanlığıyla hatırlayacağım.

Rabbim mekânını cennet eylesin güzel kardeşim.

Allah rahmetiyle muamele etsin.

Seni tanımış olmak benim için her zaman bir onur olarak kalacak.

Mekânın cennet olsun Fatih'im...