VAHYİ ESAS ALALIM, AKLIMIZI KULLANALIM

Abone Ol

İslam düşünce tarihinin en parlak zihinlerinden biri olan İmam Matüridî, çağları aşan bir hakikatin altını çizerek aklı; Allah’ı idrak etmenin, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırmanın yegâne meşalesi olarak tanımlamıştı.

Ona göre akıl, pasif bir organ değil; hakkı batıldan ayıran ilahi bir pusulaydı. Aklını çalıştırmayan insanı ise gözü olduğu hâlde kör yaşamayı seçen kimseye benzetiyordu.

Ne var ki tarihsel süreçte Matüridî’nin bu diri, dinamik ve zihni özgürleştiren çizgisi hak ettiği yaygınlığa ulaşamadı. Bunun yerine zihinleri pasifize eden, düşünme eylemini geçmiş âlimlerin tekelinde bırakan bir anlayış geniş kitlelerce benimsendi:

“Bizim yerimize onlar düşünmüş, doğruları söylemiş; bize düşen sorgulamadan uymaktır.”

Peki, aklı merkeze alan bu büyük öğretinin yerini sığ bir taklitçiliğe bırakmasının ardındaki asıl dinamik nedir?

Cevap ne yazık ki insan doğasının en kadim zaaflarında gizlidir: Tembellik, sorumluluktan kaçış ve kolaycılık.

Düşünmek, insan için en ağır zihinsel ve ahlaki yüklerden biridir. Zira akletmek; sorgulamayı, muhakeme etmeyi, yüzleşmeyi ve en önemlisi varılan sonucun sorumluluğunu üstlenmeyi gerektirir.

Aklını kullanan birey, kendi kararlarının faili olur. Oysa başkalarının aklına iradesini ipotek edenler, yanıldıklarında suçlayacak hazır bir merci bulmanın konforunu yaşarlar.

Toplumların büyük kesimi için zihinsel konfor, entelektüel sorumluluğa çoğu zaman galip gelmiştir. Doğruyu aramak uğruna zihni yormak yerine hazır kalıpları ve paketlenmiş doğruları satın almak daha kolaydır.

İnsanlar hazıra konmanın kolaycılığını, pasif itaatin sağladığı sahte güvenlik limanını; sorgulamanın getirdiği fırtınalı denizlere tercih edebilmektedir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz zihinsel krizlerin ve dogmatizmin temelinde de işte bu kaçış vardır.

Oysa Matüridî’nin çağrısı, insanın ilahi hediyeyle, yani akılla yeniden barışması için güçlü bir çağrıdır.

Gözü varken karanlıkta yürümeyi seçmek bir erdem değildir.

Vahyi esas alalım. Aklımızı kullanalım. Soralım, düşünelim, araştıralım ve hakikatin peşinden gidelim.

Çünkü aklı maziye havale edip konforlu bir atalete gömüldüğümüz sürece, gerçeğin ve özgürlüğün izini sürmemiz mümkün olmayacaktır.