Bazen bir siyasetçinin geçmişte kurduğu tek cümle, yıllar sonra önümüze gelip bütün ağırlığıyla masaya oturur. Özgür Özel’in Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek için söylediği, “Verin ona İçişleri Bakanlığı’nı yönetir” sözü bugün tam da böyle bir cümle.
Çünkü Özel’in İçişleri Bakanlığı’na layık gördüğü Çiçek bugün belediyeye yönelik rüşvet, irtikap, resmî belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma dahil çok sayıda suç iddiasının bulunduğu soruşturma kapsamında tutuklu. Üstelik dosyadaki son gelişme çok daha vahim..
Başkanın sevgilisi Gülşah Çetin, bu ilişki sayesinde belediyeye girmekle yetinmemiş, annesi Kıymet Çetin’i, kardeşi Murat Çetin’i, eniştesi Ümit Durmaz’ı da belediyeye yerleştirmiş.
Yetmemiş, sevgilisine hatta sevgilisinin annesine periyodik ödeme yapmış. Belediye kasasından..
Dahası bu adam, Gençlik Merkezi’nin üst katını özel ilişkileri ve kayıtdışı para transferleri için kullanmış..
Neler neler...
Okurken insanın aklı duruyor..
İlkay Çiçek’le WhatsApp yazışmaları ortaya çıkan avukat Elifnur Gürcü… Gürcü’nün Kuruçaylar suç örgütü tarafından Çiçek’in yanına yerleştirildiği ortaya çıktı.
Şimdi insan ister istemez soruyor: Ya Özgür Özel’in siyasi öngörüsü gerçekleşseydi? Türkiye’nin emniyet teşkilatının, jandarmasının, valilerinin, kaymakamlarının ve ülkenin iç güvenlik mimarisinin siyasi sorumluluğu böyle bir isme teslim edilmiş olsaydı ne olacaktı? Elbette soruşturmadaki bütün iddiaların kesin hükme dönüşmesi için yargı sürecinin tamamlanması gerekiyor. Fakat daha şimdiden ortaya çıkan tablo bile bir belediye başkanının ötesinde, devletin en kritik makamlarına insan seçerken hangi ölçülerin kullanıldığı sorusunu gündeme getiriyor.
Menderes dosyasının bize anlattığı mesele yalnızca İlkay Çiçek değil. Asıl mesele, Özgür Özel’in siyasi kadro tercihindeki isabet meselesidir. Bir zamanlar “İçişleri Bakanlığı’nı yönetir” diye takdim edilen kişinin bugün İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden uzaklaştırılmış olması ise tarihin acı bir ironisi.
Ama mesele bundan da büyük. İçişleri Bakanlığı sıradan bir siyasi makam değildir. Organize suç örgütleriyle mücadele eden polis de, uyuşturucu baronlarının peşine düşen narkotik birimleri de, terör örgütlerine operasyon yapan güvenlik güçleri de bu devlet mimarisinin içindedir. Dolayısıyla bugün organize suç soruşturmasının gölgesinin düştüğü bir dosyanın merkezindeki isme dün “İçişleri Bakanlığı’nı yönetir” denilmiş olması, basit bir siyasi gaf diye geçiştirilemez.
Daha ürpertici soruyu soralım: Menderes’te bugün savcılık dosyasına giren ilişkiler ve iddialar, Türkiye’nin en güçlü güvenlik makamlarından birinin kapısına kadar ulaşsaydı ne olacaktı? Devlet suç örgütlerini mi takip edecekti, yoksa suç örgütleri devletin hangi adımı atacağını mı öğrenecekti? Bu sorular İlkay Çiçek hakkında verilmiş bir hüküm değildir; fakat ortaya çıkan iddiaların ağırlığı karşısında sorulması gereken meşru sorulardır. Çünkü devlet yönetiminde yanlış insan tercihi bazen bir belediyenin bütçesine değil, doğrudan ülkenin güvenliğine mal olabilir.
İşte bu nedenle Menderes soruşturması yalnızca İzmir’in yerel bir adli dosyası olarak okunmamalı. Dosya aynı zamanda CHP’nin Türkiye’yi yönetmeye talip olurken hangi isimleri devletin hangi makamlarına layık gördüğünün de fotoğrafıdır. Özgür Özel’in dün İçişleri Bakanlığı için örnek gösterdiği isim bugün tutuklu ve hakkında son derece ağır iddialar araştırılıyor.
Üstelik burada Özgür Özel açısından cevaplanması gereken ciddi bir siyasi soru var: İlkay Çiçek’i böylesine kritik bir devlet görevi için örnek gösterirken elinde hangi referanslar vardı? Çiçek hakkında nasıl bir değerlendirme yapılmıştı, hangi yöneticilik performansı onu Türkiye’nin iç güvenliğinin emanet edilebileceği bir isim haline getirmişti? Eğer bu söz yalnızca meydan heyecanıyla söylenmiş bir övgüyse vahimdir; gerçekten yapılmış bir siyasi kadro değerlendirmesinin sonucuyduysa çok daha vahimdir. Çünkü Türkiye’yi yönetmeye talip bir siyasi liderin kadro seçimi, miting kürsüsünde dağıtılan iltifatlarla geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir iştir.
Türkiye yakın tarihinde devlete sızan yapıların, bürokraside kurulan görünmez ilişkilerin ve yanlış insanlara teslim edilen yetkilerin bedelini fazlasıyla ödedi. 15 Temmuz gecesi bize yalnızca bir darbe girişimini değil, devletin kritik damarlarına kimlerin yerleştirildiğini sorgulamamanın nasıl ağır sonuçlar doğurabileceğini de gösterdi. Devlet makamları arkadaşlıkla, siyasi yakınlıkla ya da kürsü heyecanıyla dağıtılacak koltuklar değildir. Hele o koltuk İçişleri Bakanlığı ise…