Yalnızlaşıyoruz

Abone Ol

Yalnızlık insanın kaderi midir?

Yalnız doğar, yalnız ölürüz.

Ama yaşamımızı yalnız sürdürmeyiz.

Bir ailemiz olur.

Annemiz, babamız ve kardeşlerimiz...

Amcamız, teyzemiz, halamız, dayımız...

Daha sonrasında ailemiz olur, eşimiz, çocuklarımız ve hatta nihayetinde torunlarımız...

Dahası arkadaş çevremiz, dostlarımız, sırdaşlarımız, yol arkadaşlarımız...

Yalnız doğan insanın dünyadaki yaşamının bu şekilde çevrelenmesi ve kurgulanması aslında yalnız yaşayamayacağının, bir diğerine ihtiyacın da zaruriliğini ortaya koymaktadır.

Bu manada yalnızlaşmak sorunlu bir hal almayı beraberinde getirir.

“Yalnızlık Allah’a mahsustur”.

Yaş ilerledikçe insan yalnızlaştığını, tek başına kaldığını hisseder.

Sevdiklerini teker teker kaybeden, ahirete uğurlayan insan çevresindeki tüm kalabalığa rağmen yalnızlığı iliklerine kadar yaşar.

Sevdiklerini kaybettikçe acısı derinleşir.

Bazen de bu kaybın adı vefasızlık olur, duyarsızlık olur, vurdumduymazlık olur, haksızlık olur, diğergamsızlık olur.

Bu kayıp insanı iki defa yaralar.

Maddi ölüm bir kayıpsa, manen ölüm daha derin acı veren bir kayba dönüşür.

 İnsan fiziken bir defa ölür; lakin insani değerlerini kaybettikçe bin defa ölür.

İnsan toplumsal bir varlıktır.

Yaşamını sağlıklı sürdürebilmesi için sosyalleşmesi zaruridir.

İnsan sosyalleştikçe var olur, varlığını sürdürür.

Sosyal bünyeden kopan ölüme yelken açar.

İnsanın en büyük acısıdır yalnızlık.

Tek başına kalma, derdini anlatacağı, sevincini paylaşacağı, başını yaslayacağı, hayatın zorluklarına karşı birlikte yürüyeceği birilerini bulamaması acıdır, acı verir.

 

Ve insan tek başına başladığı yolculuğu tek başına tamamlar.

Sessiz, sedasız çekilir gideriz bu dünya denen diyardan.

İnsanın kaderidir yolcu olmak, yolda olmak.

Sahip olmadığımız, belli bir süre emanetçiliğini yaptığımız her ne varsa, geride bırakır gideriz.

Her başlangıç bir nihayeti, her nihayet yeni bir başlangıcı gerektirir.

Ve yolculuk devam etmek zorundadır.

Kiminin ismi bile hatırlanmaz, kimisi ise on yıllar, yüzyıllar geçse de bıraktığı iz ile (Olumlu ya da olumsuz) anılır.

Asıl mesele bu gök kubbede hoş bir sada bırakmak olsa gerek.

Kimi sessiz çığlıklar atar, duyulmaz sanır bu çığlıklar ama kendisi darı bekaya irtihal etse de, çığlığını duyanlar ve taşıyanlar olur.

İnsan yalnızlaşsa da, unutulmayacak izler bırakmalı.

Mehmet Akif’in şu dizeleri meramımızı güzel anlatıyor:

“Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma

Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir.”