Yanlış yere bakıyoruz

Abone Ol

Yaklaşık 10 sene önce kendisi de Yahudi asıllı olan Roni Margulies, bir sohbetimizde İsrail için "Batı’nın bir türlü rahatça kontrol edemediği, çok istikrarsız bir bölgede; Batı’nın uzantısı, uç karakolu, jandarması…" demişti.

İslami gelenekte ise bunun aksine "tüm şerlerin başı İsrail'dir" algısı var.

Bi'l-mânâ doğru olabilir bu elbette, siyonizmin bir ülkesi yok.

Yahudi lobilerinin, süper güçlerin kritik noktalarında, karar alma mekanizmalarında etkin olduğu düşünüldüğünde büyük olasılıkla bu yaklaşım daha doğru gibi.

Ama merhum Roni'nin söylediklerini de yabana atamayız.

Nihayetinde 6 milyonluk taşıma nüfusuyla, Arap coğrafyasının kalbine saplanmış hançer olan İsrail'in cürmü ne ki?

7 Ekim'den beri canlı bir tiyatro seyrediyoruz.

Gözlerimizi kapatıp, kulaklarımızı tıkayarak geçiştiremeyeceğimiz, insanlık dışı bir zulümle karşı karşıyayız.

Her yeni gün, masum insanların hayatlarının kaybedilmesiyle sonuçlanıyor ve biz, evlerimizde oturup sadece izliyoruz.

31 bin ölü!

Tespit edilebilen, sayılabilen ölü sayısı bu.

Açlığa sürüklenmiş, bir lokma ekmek için günlerce bekleyen insanların yavaş yavaş ölümü de eklenince korkunç bir rakam çıkacak ortaya.

Annelerin sütünün kesildiği, bebeklerin açlıktan öldüğü bir dünya burası.

Ramazan arifesindeyiz.

Nefsi açlıkla terbiye etmenin arifesinde.

Açlıktan sinir küpüne dönen insanlar hepimizin hayatında var.

İftar topu patladığında ya da ezan okunduğunda nefes almadan karnını doyuranlar da.

8 saat, 10 saat, 12 saat açlığa tahammül edemiyoruz; üstelik vakti geldiğinde midemizi hıncahınç dolduracağımızı bildiğimiz hâlde.

Günlerdir kursağından lokma geçmeyen insanlarla, yetişkinleri geçtim; büluğ çağına ermemiş çocuklarla, bebeklerle empati kurabilir miyiz?

13 bebek açlık sebebiyle öldü Gazze'de.

13...

Bir Amerikalı askerin kendini yakması kadar gündem olmadı.

Aylardır (gerçi ivmesini kaybetmeye de başladı) yürüyor, bağırıyor, sloganlar atıyoruz.

Kime, nereye?

Havaya!

Sessizlik elbette suça ortak olmak demek ama havaya konuşmak da artık suç ortaklığı boyutuna geldi.

Sosyal medyada paylaşım yapmak, yürüyüşlere katılmak önemli ancak yeterli değil.

Bu sistematik zulmü destekleyen yapıları ve politikaları değiştirmek için daha fazlasını yapmalıyız.

Evet, birey olarak elbette tepkilerimizin bir sınırı var.

Peki, asıl tepki göstermesi gerekenleri harekete geçirebiliyor muyuz?

Henüz İsrail'i durdurma konusunda kendimizi bile inandıramıyorken attığımız sloganlar kimi ikna edecek?

Ben tersine ikna oldum; Gazze boşaltılsın, Kudüs İsrail'in olsun, Mescid-i Aksa yıkılsın.

Bu zulme seyirci kalan ülkeler de bilabedel Filistinli mültecilere kucak açsın.

Bebekler açlıktan ölüyor yahu!

Çünkü bu zulme seyirci kalmak artık dayanılmaz noktaya geldi.

"Yok, hayır! Mescid-i Aksa kırmızı çizgimiz" diyorsanız o hâlde bedel ödemenin vakti gelmedi mi?

İsrail'in cürmü ne ki?

Tükürsek boğarız, evet.

Ama ardından gelen tufana da direnebilmeliyiz.

Batı'nın uzak karakolu, İslam dünyasının kalbine sokulmuş hançer olan İsrail aslında bir hiç!

Onu besleyen, büyüten, semirten lobilere karşı durabilir miyiz?

Bir olup, "insan" ve "insanlık" kavramları üzerinde bütünleşip bu zulmü durdurabilir miyiz?