Yanlışlıkla

Abone Ol

Kim daha iyi yanlış anlayacak?

Kim daha yanlış anlatacak?

Kim daha yalnız kalacak?

Hayat, yanlış anlamalardan müteşekkil olmasaydı yaşanmazdı sanırım. Bir şeyi tam anlamanın mümkün olmadığı yerdir dünya. Siyahın beyaz, beyazın mavi olduğunu anladığımızda iş işten geçmiştir, diyoruz. Oysa, iş işten hiçbir zaman geçmez. O an yarım yamalak anladığımızdan ötesi yoktur. Boşlukları zanla doldururuz. Ve hayat, hayallerle, kuruntularla, zanlarla hayat adını alır. Bir ömür yanlış anlaşılmalardan doğmuş bir çocuktur. Hiç büyümez. İnsan büyüdükçe üzerine küçük gelen bu elbiseden pek kurtulmak da istemez. Zira, yanlış anlamayla yaşamak, anladıklarını olduğu gibi korumak alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık ise derin bir bağlılıktır. Yanlış anlamayı düzeltmeye çalışmak, hele ki Nuh'a peygamber demeyenin doğruyu öğrenmesini sağlamak imkânsız ve beyhudedir.

Yanlış anlamak, yanlış anladığınızı göze almaktır. Hatta, yanlış anlamak bir gözden çıkarma biçimidir. İnsanlar gözlerinden düşürdüklerinin dilinden ayet de duysalar, barış sözü de duysalar, yılanı deliğinden çıkaracak tatlı dili de görseler yanlış anlarlar. Çünkü yanlış yer, yanlış zaman ve yanlış insan dönemi başlamıştır. Hatta ideolojik ve inançla ilgili hallerde bile önceden körlemesine bağlandıkları düşünceden kopuşlarını yanlış anlama olarak anlatırlar. Ne yanlış anlaması; asıl yanlış bakan, yanlış duyan, yanlış gören sensin!

Kolayca yanlış anlaşılacak bir konuda yazıyorum. Farkındayım. Yanlış anlamaların nelere kadir olduğunu siz de yaşamışsınızdır. Nihayetinde kimimiz, vardır bunda da bir hayır, yahut; şer bildiğimizde hayır, hayır bildiğimizde şer olabilir, deyip yola devam ederiz. Bu doğru mudur, yanlış mıdır Allah bilir.

Önyargılar, yaşantılar, duyumlar bizim kanaatlerimizi besler. İşin garip tarafı bilgi, kanaatleri besler zannederiz ama kanaatler konusunda hayli duygusalız. Duygusal zekânın hâkim olduğu topraklarda yaşıyoruz. Aklî ya da itikadi yaklaşmak bedel istediği için işin kolayına kaçıyoruz. Çünkü sevdiğimizin doğru olduğuna inanmak; doğru olanı sevmekten daha kolaydır. Doğru olanı anlamak bedel ister ama sevdiğimizi yanlış anlamak bahsini bir kalemde geçeriz. Oysa bu hal hem sevgiye, hem de sevilene haksızlıktır. Bu, hayali bir elbisenin içine zorla tıkmaya benzer. Zamanla o elbisenin içinden taşan fazlalıkları görünce; ne kadar da şişmanmışsın, seni böyle bilmezdim, elbiseyi ziyan ettin, yollu sözler zuhur eder. Nedense, büyük bir yanlış anlaşılmayı bizim hayalimizin doğurduğunu pek düşünmeyiz. Hatta, beni bir sen anladın, sen de yanlış anladın, diye afili sözler söyleriz.

Allah, insan, dünya, ilişkiler, hayat(...) bizim yanlış anlamalarımızla yok olmayacak, erimeyecek, küçülmeyecek kadar net, belirgin ve kaya gibi duruyor orada. Mevlana’nın dediği: “Bu ariflerin denizidir, her kul kovası kadar su alır.” İdrak, bizi insan kılar; “he he, anladım seni” demekten, insan zihnini ve hayatı basite almaktan kurtarır.

Ama yine de insanın yanlış anlama cehdine hayranım. Tutkuyla bu yolda gidenlerin hüküm sahibi halleri, kaderkıran hükümleri(...) insanız ve yanlış anlarız. Ne kadar az yanlış anlarsak o kadar iyi! Zira, tam anlamak mümkün değildir ayarlarıyla sürekli oynanan idrak ile.

Aynı biçimde yanlış anlayanların aynı çatılar altında toplandığı güneşin altında beyhude bir oyun oynamaktansa; zamanın yargıçlığına güvenmek en iyisidir. Bir de yanlış anlaşılmayacak kadar az olanlar var. Az; düşünce, inanç, sevgi, hayat azlığı... Ruhları ve hayalleri fukara olanların yanlış anlaşılacak bile yanları yokmuş âlemde.

Yine de yanlış anlaşılmaktan korkmamalı insan. Zira, kendi değil bakışı kusurlu olandır yanlış olan.

Yalnızların yanlış arayanlardan sıyrılıp gittiği çöldür belki de doğrunun vatanı.