İnsanlık tarihinin en büyük devrimlerinden birinin eşiğindeyiz.
İnşallah yapay zekâ ve robotlar insanlığın modern köleleri olur da insanlar binlerce yıldır omuzlarında taşıdıkları ağır çalışma ve geçim yükünden kurtulur.
Ancak burada hayati bir soru var:
Robotlar bütün üretimi gerçekleştirirse, ortaya çıkan servet kimin olacak?
Eğer bu muazzam zenginlik, üretim araçlarını elinde bulunduran küçük bir azınlığın mülkiyetinde kalırsa insanlık özgürleşmeyecek, tarihin en büyük ekonomik eşitsizliğiyle karşı karşıya kalacaktır.
İşte bu noktada İslam'ın ekonomik adalet anlayışı ile Karl Marx'ın üretim araçlarının mülkiyetine ilişkin eleştirileri yeniden ve esaslı biçimde tartışılmalıdır.
Elbette İslam ile Marksizm aynı şey değildir. Ancak her ikisinin ekonomik adalet ve servetin paylaşımı konusundaki düşüncelerinden yararlanılabilir.
Kur'an-ı Kerim, servetin yalnızca zenginler arasında dolaşan bir ayrıcalığa dönüşmemesini öğütler (Haşr, 7).
Marx ise üretim araçlarının mülkiyetini ve sermayenin belirli ellerde toplanmasını sorgular.
Bana göre gelecekte bütün üretim araçları devletin etkin kontrol ve denetiminde olmalı, faizsiz bir ekonomik düzen kurulmalı ve üretilen servetin adil bölüşümü kesinlikle sağlanmalıdır.
Ancak devletin kendisi de hukukla sınırlandırılmalı, demokratik denetime ve hesap verebilirliğe tabi olmalıdır. Çünkü sermaye tekeli kadar denetimsiz devlet tekeli de tehlikelidir.
Yapay zekâ sayesinde hırsızlık, rüşvet, irtikap, dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma gibi suçların önlenmesinde de büyük imkânlar doğabilir. Yeter ki teknoloji, ahlakın ve hukukun emrinde olsun.
Benim bütün akademik dünyaya çağrım şudur:
Filozoflar, siyaset bilimcileri, sosyologlar, ekonomistler, hukukçular, ilahiyatçılar, mühendisler ve teknokratlar şimdiden bir araya gelmelidir.
İslam'ın adalet ilkeleri, Marx'ın mülkiyet eleştirileri, liberal ekonomi, sosyal devlet ve alternatif ekonomik modeller ideolojik taassuptan uzak, bilimsel tarafsızlıkla incelenmelidir.
İnsanlık, yapay zekâ çağının ekonomik, siyasi, ahlaki ve hukuki düzenini belirleyecek yeni bir toplum sözleşmesi hazırlamalıdır.
Bu sözleşmenin üç temel dayanağı olmalıdır:
İLİM, AHLAK VE HUKUK!
Çünkü geleceğin en büyük meselesi üretim değil, bölüşüm olacaktır.
Benim hayalim; robotların çalıştığı, insanların geçim korkusundan kurtulduğu, üretimin bolluğa, bolluğun adalete, adaletin de toplumsal huzura dönüştüğü bir medeniyettir.
İnsanlık, teknolojinin geleceğini beklemek yerine kendi geleceğini şimdiden tasarlamalıdır.
Ve unutmayalım:
YAPAY ZEKÂ ÇAĞININ ASIL DEVRİMİ, MAKİNELERİN İNSANIN YERİNE ÇALIŞMASI DEĞİL, İNSANLIĞIN ÜRETİLEN SERVETİ ADALETLE PAYLAŞMAYI BAŞARMASI OLACAKTIR!
ÇÜNKÜ İNSANLIĞI KURTARACAK OLAN YALNIZCA ÜRETİMİN BOLLUĞU DEĞİL, BÖLÜŞÜMÜN ADALETİDİR!