“YARGIDA YENİ DÖNEMİN AYAK SESLERİ”

Abone Ol

Adalet sistemleri, bir ülkenin hem vicdanını hem hafızasını temsil eder. Türkiye’nin yargı tarihinde ise her on yıl bir kırılma, her on yıl bir yeniden yapılanma evresine sahne olmuştur. 1980’lerin sıkıyönetim sonrası düzenlemeleri, 2000’lerin reform dalgaları, 2010 Anayasa değişiklikleri ve 2016 sonrasında kurumsal yeniden yapılanma çabaları... Hepsi, aynı arayışın farklı adımlarıydı: daha etkin, daha hesap verebilir, ama aynı zamanda kendi içinde güçlü bir yargı sistemi.

Son birkaç ayda gördüğümüz tablo, işte bu uzun çizginin yeni bir evresine işaret ediyor. Özellikle 2025’in sonundan bu yana yürütülen adli ve idari operasyonlar, sadece bireysel dosyaların değil; kurumsal yapının da “yenilendiği” bir döneme girildiğini gösteriyor. Yıllardır eleştirilen gecikmiş davalar, kurum içi rehavet, ölçüsüz bürokrasi ve yargı bağımsızlığı konusundaki gri alanlar… Bu tartışmaların her biri, yeni dönemde net bir iradeyle ele alınıyor.

Bu dönüşümün merkezinde şüphesiz Adalet Bakanı Akın Gürlek bulunuyor. Gürlek, göreve geldiği günden bugüne, klasik yargı yönetimi anlayışını bir kenara bırakıp, yerinde ve sonuç odaklı bir yönetim modelini benimsedi. Dosya takibini sadece raporlarla değil, doğrudan sahadan gelen bilgilerle yapmayı tercih ediyor. Bu yöntem, birçok eski alışkanlığı da kırdı. Kurum içi disiplini teminat altına alırken, adalet teşkilatında "sorumluluk duygusu" nu yeniden hatırlattı.

Tarihsel olarak Türkiye’de yargı reformlarına en büyük engelin, alışkanlıklar ve iç dirençler olduğu bilinir. Gürlek’in bu noktada uyguladığı model, “kadroları değiştirerek sistemi güçlendirme” stratejisinin tipik bir örneği. Yeni dönemde yapılan üst düzey atamalara baktığımızda, hem savcılıktan gelen saha tecrübesinin hem de müfettiş kökenli idari becerinin dengeli biçimde değerlendirildiği görülüyor. Amaç, kararların sadece doğru değil, zamanda doğru alınmasını sağlamak. Çünkü geciken adaletin, adalet olmadığını artık herkes biliyor.

Son dönemde yapılan operasyonlara bakalım: Organize suçtan kamu yolsuzluklarına, yasa dışı bahis sistemlerinden kamu içinde çeteleşmeye kadar uzanan bir yelpazede, sadece “uygulayıcıların” değil, “koruyucu mekanizmanın” da yargı önüne çıkarıldığına tanık olduk. Bu, Türkiye yargısında uzun zamandır özlenen bir tablo. Suçla mücadelede “dokunulmaz alan” kavramının ortadan kalkması, sadece adaletin değil devlet ciddiyetinin de yeniden hatırlatılması anlamına geliyor.

Elbette bu süreçte eleştiriler de yükseliyor. Kimi çevreler yargının daha hızlı hareket etmesinden rahatsız; kimi de reformların kısa vadede sonuç vermeyeceği kanaatinde. Ancak tarih bize bir şey öğretiyor: Reformlar, hemen değil ama kalıcı şekilde sonuç verir. Bugün alınan kararlar, yarının kurumsal hafızası olur. Gürlek’in attığı adımlar da tam olarak bu amaca hizmet ediyor.

Bu noktada Türkiye’nin 2010 sonrası deneyimi hatırlanmalı. O dönemde yapılan reformlar, bazen siyasi iklimin baskısıyla yön değiştirdi, bazen de pratikte tutmadı. Şimdiki fark şu: Yargı kendi içinde bir ses birliği yakalamış görünüyor. Hedef net, yön sabit, kadrolar uyumlu. Bu üçlü bir araya geldiğinde, yargı bağımsızlığı söylem olmaktan çıkar; fiili bir hale gelir.

Meseleye ideolojik değil, kurumsal pencereden baktığımızda; yeni dönemin alameti farikası, “karar almaktan korkmayan yargı” olarak özetlenebilir. Bu cesaretin arkasında ise, güçlü bir yönetim iradesi ve sistematik bir ekip çalışması var.

Şunu unutmamak gerek: Devletin çimentosu adalettir. Ve o çimentonun tutması için, önce kalıbın sağlam olması gerekir. Akın Gürlek’in başlattığı bu yeni dönem, o kalıbın yeniden döküldüğü bir eşiktir. Zamanla bu hamlenin soyut değil, somut çıktılar vereceğini hep birlikte göreceğiz. Belki bugün sadece idari bir düzen gibi görünen bu hamleler, yarının Türkiye’sinde adalet duygusunu yeniden tesis edecek temel taşlardan biri olacak.

Sonuçta, tarihte her reform dönemi bir kararlılıkla başlar.
Bugün Türk yargısında gördüğümüz o kararlılık, pek çok yıl sonra dönüp bakıldığında “bir dönüm noktası” olarak anılacak gibi görünüyor.
Yargı artık sadece karar veren bir kurum değil; adaletin yeniden mimarı olma yolunda ilerliyor.