YAZI DİZİSİ - BÖLÜM 3: DEĞERLENDİRME VE SONUÇ – BÖLGESEL GÜVENLİK MİMARİSİ VE YENİ ORTADOĞU DENKLEMİ

Abone Ol

ARAŞTIRMA:

Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Libya ve Mısır'ı kapsayan ve baş döndürücü bir hızla ilerleyen diplomatik turu, sadece ülkeler arası ilişkilerin konsolide edilerek geliştirilmesi için değil; aynı zamanda Kuzey Afrika'dan Körfez'e kadar uzanan yeni bir jeopolitik düzenin inşası anlamına gelmektedir. Yazı dizimizin bu sonuç bölümünde, sahada elde edilen kazanımların bölgesel güvenlik, ekonomi ve Filistin davası üzerindeki nihai etkilerini değerlendiriyoruz.

Vekalet Savaşından Ortak İstikrara: Libya’nın Dönüşen Yüzü

Önceki bölümlerde detaylarıyla ele aldığımız üzere; Kriz döneminde Ankara ağırlıklı olarak Trablus merkezli meşru yetkililerle tek taraflı bir ilişki yürütürken, Kahire yönetimi ise Doğu Libya'daki aktörlerle yakın temas halindeydi. Ancak bugün gelinen aşamada Türkiye, geçmişteki tek taraflı ilişki modelini aşarak hem Trablus hem de Bingazi ile doğrudan temas kuran, ülkenin her iki tarafını da aynı masada buluşturabilen krizin ilk gününden beri tavizsiz savunduğu "Tek Libya" politikası bugün sahada karşılığını bulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde, Türkiye diğer bölgesel aktörleri de sürece dahil ederek Libya'da dengeyi sağlayan ve tek bir devlet yapısını destekleyen mutlak ana aktör konumuna ulaşmıştır. 2019 yılında hayata geçirilen ve stratejik olarak çok önemli olan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşmasının tam anlamıyla hayata geçebilmesi için Hafter'e yakın konumdaki Doğu Temsilciler Meclisi tarafından resmi onayın verilmesi gerekmektedir. Bu onay sağlandığı takdirde Türkiye ve Libya; Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail'in Doğu Akdeniz'de kurmaya çalıştığı kuşatma hattına karşı çok büyük ve sarsılmaz bir stratejik avantaj elde edecektir.

R4 Girişimi ve Kurumsallaşan Güvenlik Kalkanı

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik mimarisi için tarihi bir dönüm noktasıdır. Dışişleri Bakanı Fidan'ın Kahire ziyareti, bu mekanizmaya Mısır'ın dahil olma ihtimalini (R4 girişimi) daha da somutlaştırmıştır.

Mısır'ın Mekke Anlaşması'na katılması, mevcut üçlü yapıya kıyasla çok daha büyük bir jeopolitik ağırlık kazandıracaktır. Nitekim Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan halihazırda birbirini tamamlayan üç kritik güç unsurunu temsil etmektedir: Türkiye'nin sürekli gelişen savunma sanayisi ve köklü askeri yetenekleri, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan'ın devasa ekonomik gücü. Bu tabloya; Arap dünyasının en güçlü ordularından birine sahip olan ve Süveyş Kanalı'nı kontrol eden Mısır’ın da dahil edilmesi, ittifaka Kuzey Afrika ile Orta Doğu arasında kilit bir rol kazandıracak; Doğu Akdeniz ile Kızıldeniz'in kesişim noktasındaki o eşsiz coğrafi üstünlüğü de beraberinde getirecektir.

Böyle bir entegrasyon; Pakistan'dan Basra Körfezi'ne, oradan Suudi Arabistan, Kızıldeniz ve Mısır üzerinden Doğu Akdeniz'e ve nihayet Türkiye'ye uzanan kesintisiz bir güvenlik hattı oluşturacaktır. Dünyanın en hassas deniz ticaret yollarının korunmasını sağlayacak olan bu yapı; dışişleri ve savunma bakanlarını bir araya getiren, hava savunmasından insansız sistemlere, teknoloji paylaşımından ortak lojistik altyapıya kadar derin bir askeri işbirliğini hedeflemektedir.

Doğu Akdeniz'de Bozulan Denklem ve Ekonomik Hedefler

Kriz yıllarında Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail ile Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu kurarak Türkiye'yi bölgesel bir enerji izolasyonuna maruz bırakmak isteyen Mısır'ın, bugün Türkiye ile kolektif bir savunma mekanizmasına yönelmesi ezberleri bozmuştur. Kahire'nin Atina veya Lefkoşa ile ilişkilerini tamamen terk etmesi beklenmese de, son on yıldır Doğu Akdeniz'i şekillendiren o katı blok dinamiklerinin kademeli olarak çöktüğü açıkça görülmektedir. Ayrıca, siyasi krizin en derin olduğu dönemlerde dahi kopmayan Serbest Ticaret Anlaşması'nın (STA) sağladığı zemin sayesinde; ikili ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarma hedefi doğrultusunda hidrokarbon, madencilik ve elektrik şebekesi entegrasyonu alanlarında atılan adımlar, bu diplomatik zaferi taçlandırmaktadır.

Gazze İçin Ortak Duruş

Türkiye ve Mısır normalleşmesinin en hayati yansımalarından biri de Filistin meselesinde oluşturulan ortak cephedir:

· Mısır'ın coğrafi yakınlığı ve Refah sınır kapısını kontrol etmesi, onu savaş sonrası kurulacak olası mekanizmaların vazgeçilmez bir parçası yapmaktadır.

· Türkiye, Hamas dahil tüm Filistinli gruplarla iletişim kanallarını açık tutarken; Suudi Arabistan, mali kaynakları ve siyasi ağırlığı ile Gazze'nin yeniden inşasında başat rol oynayacaktır.

· Pakistan'ı da içeren bu geniş mekanizma, Müslüman ülkelerin diplomatik kınamaların ötesine geçerek güvenlik ve yeniden yapılanma konusunda fiili bir koordinasyon kurmalarını sağlayacaktır.

· Bakan Fidan'ın Kahire'de Binyamin Netanyahu ve ekibinin politikalarını sert bir dille eleştirerek, bu tutumun tüm uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorununa dönüştüğünü ilan etmesi, bu ittifakın duruşunu netleştirmiştir.

Nihai Değerlendirme

Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Libya ve ardından Mısır'a yaptığı ardışık gezileri, tamamen ayrı iki diplomatik süreç olarak görmek meseleyi aşırı basitleştirmek olur. Sayın Fidan'ın MİT Müsteşarlığından beri yürüttüğü arka kapı diplomasisi ve akabinde Dışişleri Bakanlığı döneminde sahaya yansıttığı bu kararlı hamleler; Türkiye'nin bölgesel krizlerde ana oyun kurucu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Ankara; Libya’da istikrarı sağlarken, aynı zamanda Sudan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği teyit ederek çok geniş bir coğrafyada vizyon ortaya koymaktadır.

Elbette Mısır'ın Mekke Anlaşması'na tam entegrasyonu birkaç önemli engelle karşılaşacaktır. Kahire'nin ABD ile köklü askeri bağları, İsrail ile olan barış anlaşması ve Körfez dengeleri; yeni bir kolektif savunma yapısına katılımı zorlu bir stratejik hesaplamaya itmektedir. Bu süreç yalnızca Ankara ve Kahire'nin iradesine değil; Suudi Arabistan ile Pakistan'ın tutumuna ve anlaşmanın karar alma mekanizmalarına da bağlıdır.

Ancak tüm zorluklara rağmen; eğer Ankara, Kahire'yi genişlemeye mütemayil olan bu güvenlik şemsiyesine entegre etmeyi başarabilirse, İslam dünyasında on yıllardır eksikliği hissedilen kurumsallaşmış güvenlik işbirliğinin kalıcı çekirdeği nihayet oluşturulacaktır. Bu devasa stratejik kenetlenme; Libya'da kalıcı barışı tesis edecek, Doğu Akdeniz'deki dengeleri mutlak surette lehimize çevirecek ve Siyonist İsrail'in başta Gazze olmak üzere tüm bölgedeki hukuksuzluklarına karşı "İnsanlık İttifakının" en güçlü kalkanı olacaktır.