YENİ DOSYA YENİ SORULAR-SUSURLUK

Abone Ol

Kâşif Kozioğlu’nun ölümü ile ilgili yazdığım iki yazıda sorduğum soruların gündemi etkilediğini gazeteci olarak görmek bana keyif veriyor. Bu dosyada uzun yıllardır eksik kalan soruların artık Adalet Bakanımız Akın Gürlek ve ekibince de önemsenip sorulduğu son birkaç gündür basına yansıyan gelişmeler ile ortaya çıktı. Bu cinayet ile ilgili önümüzdeki süreçte çok daha açık aleni bilgiler ve belgeler ortaya çıkacaktır. Bu meselede FETÖ terör örgütünün bizzat rol aldığını, bu örgütün listesinde birçok devlet görevlisi ve Aydın’ın olduğunu hep söyledim. Kâşif Kozinoğlu dosyası ile bu örgütün ilişkisinin ortaya konulması ile Karanlıkta kalmış ve belki de bile isteye birilerince gündem dışında tutulmuş, göz ardı edilmiş, zaman aşımına bırakılmış, karanlıkta kalmış birçok dosyanın da aydınlanması için ilk tuğla çekilmiş olacak. Bu tuğla ile duvarın hızla yıkıldığına şahit olacağız.

Türkiye’nin son 40 yılında yaşanılan olaylarda, meçhul kalmış cinayetlerde geriye dönük yetersiz incelemeler ve kasıtlı konuyu kapatma çabalarının artık içinde bulunduğumuz süreçte geçerliliğini yitirdiğini görüyoruz. Devlet içerisinde görev almış başka saiklerin adamları, görevlileri, huzursuzluklar çıkarıp, birtakım gerçekleri örtmek, ucu yurt dışında bir takım istihbarat örgütlerinin taşeronluğunu yaptılar. Bu örgüt sadece FETÖ değildi, tüm olanları FETÖye yüklemek illüzyondan başka bir şey değildir. Birçok yasadışı organizasyon vardı. Bu nedenle birçok insan hayatını kaybetti, operasyonların failleri izlerini kaybettireceklerine olan inanç ile fütursuzca, bazen devlet imkânlarını bazen insan ilişkilerini ve istihbaratı kullanarak eylemlerini sürdürdüler. Artık olaylara ve saklı kalmış dosyalara Türk adaletinin bakış açısı değişmiştir. Dolayısıyla Türkiye artık uzun yıllardır üstünde taşıdığı bu tip ızdırap verici dosya yüklerinden kurtulmaktadır, başlamıştır, hızla yolunda gitmektedir. Sonuçta yeni bir sayfa yazmaya başladı ve bu konuda da kararlıdır. En önemlisi de adalet kavramını ve adalete olan güveni yeniden inşa etmektedir.

Kâşif Kozinoğlu ile ilgili sormaya başladığım soruları başka iki dosya içinde sormaya başlama zamanı geldi. Bu sorular ile bu dosyaların aydınlanmasına yardımcı olmak ve gerçeğe ulaşmak için çaba sarf etmek benim gazeteci sorumluluğum. Bugün bir dosyayı daha açıyor ve sormaya başlıyoruz.

3 Kasım 1996’da saat 19.30 sıralarında Susurluk’ta bir araç bir kamyona arkadan çarpıyor. Bu sıradan trafik kazasında yaralanan ve vefat edenler anlaşılınca “Susurluk kazası” olarak tarihte yerini alıyor. Bu kazada Mercedes arabanın içerisinde DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, “Mehmet Özbay” sahte kimlikli Abdullah Çatlı ve Gonca Us vardı. Sedat Bucak bu kazadan yaralı kurtulurken diğerleri hayatını kaybetmişti. Bu kazanın ardından önemli tartışmalar oldu ve TMMB üç komisyonda bu meseleyi araştırdı. Hatta bu kazayı konu eden “The Scar” İngilizler tarafından filmleştirildi. Bu kazanın devlet, istihbarat, mafya ilişkileri içerdiği iddiaları yıllarca konuşuldu. Tam otuz yıl önce olan bu kaza maalesef derinlerde ve gizli kaldı. Bu karanlıkta kalan dosya ile ilgili soruları sormaya başlayalım isterseniz.

Kazanın olduğu saatlerde o yolda yapılabilecek hız 80-100 km'yi geçemez, kazaya karışan bir Mercedes, bu hız ile gerçekleşen kazanın sonucunda bu kadar ölüm olma olasılığı ne kadar gerçektir? Kaza sonrasında dillendirilen bazı dedikodular mevcut. Çatlı’nın ve Gonca Us’un kaza sonrası araçtan çıktıkları ve sigara içtikleri söyleniyor bu doğrumudur? Kazanın olmasından birkaç dakika sonra kaza alanı çok sayıda Jandarma tarafından çevrilmiş midir? O gün olay yerine gelen jandarma ekibinde kimler vardır? Bölge jandarma asayiş komutanı kimdir? O gün yaralanan Sedat Edip Bucak hep suskunluğunu korudu, kaza sonrası unutkanlık ve geçmişi unutma iddialarının doğru olmadığının şahitlerinden birisi benim. Kazadan aylar sonra Tandoğan’da ki inşaat ofisinde oturup konuşma fırsatım oldu oldukça sağlıklıydı. Sayın Bucak’ı kim susturdu? O gün hedef PKK ile mücadele eden Bucak mı yoksa Çatlı mıydı? Çatlı’nın Azerbaycan’da Türk devleti adına görev yaptığını Ebülfeyz Elçibey’den bizzat dinlemiştim. Çatlı daha önceki operasyonları ve Azerbaycan’da yaptıkları nedeniyle Ermeni çetelerinin listesindeydi, acaba bu konunun kazada ne kadar önemi vardır?

Kazanın olduğu alanda kamera kaydı varmıdır? Birileri kayıt tutmuş mudur? Kazaya karışan kamyon şoförü nerededir? Kaza sonrası tutanaklarda belirtilen el konulan malzemeler içerisinde uyuşturucu ile Kocadağ’ın cebinden çıkan poşet içerisindeki toprak nedir? Kim cebinde toprak taşır?

Daha soracağımız çok soru var. Kuşadası’nda kaldıkları otelde kaza aracında olmayan ama oteldeki görüşmelere katılan başkaları varmıydı? Şimdilik bu sorular ile başlayalım. Bu sorulara cevap bulundukça tarihin karanlık sayfaları da açığa çıkacak. Bu gri alanlarda bilinmesi gereken bu ülkede bu operasyonları sadece FETÖ nün yapmadığı, başka organizasyonlarında olduğudur. Susurluk dosyasının tam aydınlatılması devlet içerisinde başka gruplarında devlete zarar verdiğini açıkça ortaya koyacaktır.