Dünya tarihi, güç merkezlerinin kaydığı, eski ittifakların anlamını yitirdiği ve dengelerin yeniden kurulduğu kritik bir kırılma döneminden geçiyor. Bu dönüşümün en sert hissedildiği coğrafya ise şüphesiz Orta Doğu. Yıllardır bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışan, askeri varlığı ve siyasi müdahaleleriyle barış yerine istikrarsızlık üreten ABD önderliğindeki Orta Doğu düzeni artık fiilen sona ermiştir.
Washington’ın bölgedeki nüfuzunun zayıflaması bir tesadüf değil; sahadaki gerçekliklerden kopuk, bölge halklarının taleplerini göz ardı eden politikaların doğal bir sonucudur. On yıllardır uygulanan "böl, yönet ve denetim altında tut" stratejisi tükenmiş; geride büyük bir güç vakumu ve çözülmeyi bekleyen krizler bırakmıştır.
Peki, Bu Vakumu Kim Dolduracak?
Orta Doğu, dışarıdan dayatılan ithal reçetelerle değil; kendi dinamiklerini bilen, bölgenin tarihsel ve kültürel kodlarına hakim güçlü bir iradeyle huzura kavuşabilir. İşte tam bu noktada, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu bağımsız ve yapıcı dış politika vizyonu öne çıkıyor.
Türkiye, son yıllarda geliştirdiği yerli ve milli savunma sanayii, insani diplomasi anlayışı ve kriz anlarında aldığı cesur kararlarla sadece kendi sınırlarını korumakla kalmadı; aynı zamanda coğrafyasında söz sahibi oyun kurucu bir aktör haline geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Önderliğinde Yeni Bir Düzen
ABD sonrası dönemde bölgede kurulacak yeni düzen; küresel güçlerin piyonu olan değil, kendi geleceğini kendi tayin eden bir Orta Doğu’yu işaret ediyor. İnşallah, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde şekillenecek bu yeni denklem, bölgeye şu temel ilkeleri getirecektir:
Bölgesel Sahiplenme: Bölge sorunlarının yine bölge ülkeleri tarafından, diyalog ve adalet temelinde çözülmesi.
Güçlü Diplomasi ve Güvenlik: Terörle etkin mücadele edilirken, bölge halklarının huzurunu esas alan bir istikrar kuşağının oluşturulması.
Adil Paylaşım ve Kalkınma: Enerjiden ticarete kadar her alanda kazan-kazan ilkesine dayalı bölgesel iş birlikleri.
Eski düzenin yıkıntıları arasından doğan bu yeni dönem, coğrafyamız için bir temenni olmanın ötesinde tarihsel bir zorunluluktur. Batı merkezli vesayetçi politikaların bittiği bu yeni çağda, Ankara’nın öncülüğünde adil, güçlü ve huzurlu bir Orta Doğu düzeninin kurulması en büyük temennimizdir.