Yeni küresel gerilimler

Abone Ol

Dün İstanbul’da meydana gelen helikopter kazasında şehit olan askerlerimize Allahtan rahmet, yaralı askerimize de acil şifalar diliyorum. Bu kazayla birlikte acaba üretimi 1976 yılında durdurulmuş olan bu helikopterin kullanılması doğrumu yoksa kullanılmalı mı gibi sorular sorulmaya başlandı. İster hava, ister deniz isterse kara aracı olsun önemli olan kullanım sürelerine uygun bakımların zamanında yapılması ve değişmesi gereken parçaların zamanında değiştirilmesidir. Türkiye uzun zamandır zaten daha üst segmentteki UH-60 Skorsky helikopterini envanterine katarak en yaygın şekilde kullanıyordu. Ancak bu tür UH-1 gibi helikopterlerin de kendilerine göre avantajlı yönleri var ve envanterden kaldırılıncaya kadar kullanılmalarına devam edilmesi mantıklı bir seçenektir. Burada asıl önemli olan kısa süre sonra kademeli bir şekilde Skorsky ve diğer kullanılmakta olan helikopterlerin yerini alacak Türkiye’nin ilk milli ve yerli T625 Genel Maksat Helikopterinin seri üretime geçmesi. Böylece teknolojik ve üretimsel süreçlerin kontrol altında olduğu bir duruma ulaşmamız mümkün olabilecek. Ne diyelim az kaldı.

Güneyimizde yine derin ABD’nin temsilcisi Pentagon’un yeni açılım çabalarıyla karşı karşıyayız. ABD savunma bakanı Mattis, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırına yakın gözetleme (?) noktaları kuracaklarını söyledi. Böylece IŞİD ile ilgili elde ettikleri bilgileri Türkiye’ye vererek güvenliğimizi sağlamaya yardımcı olacaklarmış. Ne yapacaklarını konuşmaya gerek yok, ne yapmak istedikleri önemli. Kısaca PYD/PKK merkezli bir devlet kurabilmek ve Türkiye’yi oyalamak için zaman kazanmaya çalışıyorlar. Zaman kazanma manevrası diyebiliriz. Ancak Türkiye bunu anlayacak durumda ve Türkiye’nin analiz kapasitesi sınırlarımızın güneyinde ABD dahil kim ne yapıyor, kim kiminle iş tutuyor bilebilecek seviyede. Fakat arkadaki daha büyük sinsi tehlikeyi de görmemiz gerekir. Zira ABD, sadece PYD/PKK’ya destek vererek bölgede İsrail benzeri bir dizayn aparatını Türkiye’ye rağmen gerçekleştiremeyeceğini biliyor. Sanırım bunu fark ettiler. Bu nedenle Türkiye’yi bölgede daha güçlü bir şekilde oyalayabilecekleri yeni aparatları sahaya sürebilirler. Bu aparatlar da muhtemelen körfez ülkelerinden oluşturmaya çalıştıkları sözde Arap NATO’su olabilir. Zaten bir süredir S. Arabistan dahil bazı körfez ülkelerinin PYD/PKK’ya para ve malzeme verdikleri biliniyor. Bu ülkelerin DAEŞ’le mücadele bahanesiyle konvansiyonel askeri güçlerini burnumuzun ucuna kadar getirmeleri yeni ve daha ciddi sorunlara sebep olabilir. Böyle bir ihtimale karşı dikkatli olmak lazım. Tabii ki bu durum Türkiye-Rusya iş birliğinin güçlü bir şekilde var olduğu Suriye-Irak sahasında kolay olmayacaktır ama ABD bu, denemez diyemeyiz.

Son olarak dün İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya arasında Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa’ya Akdeniz altından yapılacak boru hattıyla gönderilmesi için iş birliği anlaşması imzalandı. Bu durum aslında aynı Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin yeni açılım gayretlerine benzer şekilde, Doğu Akdeniz’deki aktörlerin de yeni açılımlar peşinde olduklarını gösteriyor. Bunlar iş birliği imzalarını atadursunlar, o iş o kadar kolay değil. Çünkü derin deniz geçişinde gaz maliyeti ekonomik değerinin üzerine çıkıyor. O yüzden Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınmasında tek seçenek Türkiye. Görüleceği üzere ülkemiz çok yönlü küresel gerilimlerin tam ortasında bulunuyor. Her gerilim aslında kendi bünyesinde fırsatlar da barındırır. Yeter ki biz bu fırsatları kullanacak hazırlıklara sahip olalım. O zaman fırsat şansa dönüşür ve bizim için yararlı hale gelir. Bu vesileyle siyasi yönü bir tarafa, yeni hükümet sisteminde kurumsal devlet yapısının güçlenmesine katkı sağlayacağını düşündüğüm Cumhur İttifakının ülkemize hayırlı olmasını dilerim.