YENİ NESİL SUÇ ÖRGÜTLERİ: TÜRKİYE KÜRESEL OYUNUN YENİ SAHASI Mİ?

Abone Ol

Türkiye son yıllarda organize suçla mücadelede önemli operasyonlara sahne oluyor. Birbiri ardına çökertilen suç örgütleri, uluslararası yakalama kararları, kırmızı bültenle aranan isimler ve yabancı uyruklu suç şebekelerine yönelik baskınlar, artık yeni bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Eskinin mahalle kabadayıları ya da yalnızca yerel nüfuz alanı oluşturan mafya yapılanmaları yerini çok daha karmaşık, uluslararası bağlantıları bulunan, finansal hareket kabiliyeti yüksek ve teknolojiyi etkin kullanan yapılara bırakıyor.

Peki bu tablo yalnızca Türkiye’nin iç dinamikleriyle mi açıklanabilir?

Bu soruya verilecek cevap, sadece emniyet perspektifiyle değil; jeopolitik, ekonomi ve uluslararası güvenlik ekseninde değerlendirilmelidir.

Geçmişe dönüp baktığımızda, organize suçun hiçbir zaman yalnızca adli bir mesele olarak görülmediğini fark ederiz. Latin Amerika bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Kolombiya’da yükselen karteller, yalnızca uyuşturucu ticaretinin ürünü değildi; zayıf devlet kapasitesi, uluslararası talep, bölgesel çatışmalar ve küresel finans ağlarının kesişiminde büyüdüler. Devletler bu yapılarla mücadele ederken askeri operasyonlar düzenledi, uluslararası iş birlikleri kurdu ve finansal yaptırımları devreye aldı. Ancak her büyük operasyonun ardından suç örgütleri biçim değiştirerek varlığını sürdürdü. Merkezi liderlik yerine hücresel yapılanmalar ortaya çıktı; sınırlar aşan lojistik ağlar güç kazandı.

Bugün dünya genelinde organize suçun karakteri değişmiş durumda. Artık mesele yalnızca uyuşturucu sevkiyatı değil. Kara para aklama, siber dolandırıcılık, insan kaçakçılığı, yasa dışı göç organizasyonları, kripto varlıklar üzerinden para transferi ve dijital iletişim ağları aynı suç ekosisteminin parçaları hâline geldi. Yeni nesil suç örgütleri, küreselleşmenin sağladığı imkânları devletlerden önce fark etmiş durumda.

Türkiye ise tam bu küresel ağların kesişim noktasında bulunuyor. Avrupa ile Asya arasında bir köprü, Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar’ın kavşağı olan Türkiye; ticaret yolları, göç rotaları ve finansal hareketlilik açısından stratejik bir konuma sahip. Böyle bir coğrafyada uluslararası suç ağlarının faaliyet göstermeye çalışması şaşırtıcı değildir.

Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Türkiye’de son yıllarda görülen yeni nesil suç örgütleri yalnızca yerli dinamiklerin ürünü müdür, yoksa küresel organize suç ağlarının Türkiye ayağı olarak da değerlendirilmeli midir?

Tarih boyunca büyük güçlerin, kendi dış politika hedefleri doğrultusunda farklı ülkelerde çeşitli aktörlerle ilişki kurduğu bilinen bir gerçektir. Kaldı ki, küresel güç rekabeti ile uluslararası organize suç çoğu zaman aynı coğrafyalarda kesişir. Devlet otoritesinin zorlandığı, ekonomik kırılganlıkların arttığı ve jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bölgeler, suç ağları için daha elverişli alanlardır. Yani Türkiye..

Bu nedenle meseleye yalnızca “kim kimi vurdu” ya da “hangi çete hangi mahallede etkili” düzeyinde bakmak eksik kalır. Asıl odak noktası, bu yapıların finansal kaynakları, uluslararası bağlantıları, dijital iletişim yöntemleri ve sınır ötesi ilişkileri olmalıdır. Çünkü yeni nesil suç örgütleri, klasik mafya anlayışından çok daha farklı bir organizasyon modeliyle hareket etmektedir.

Türkiye’nin son yıllarda uluslararası suç örgütlerine yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar, güvenlik kurumlarının bu dönüşümü dikkate aldığını gösteriyor. Ancak operasyonel başarıların kalıcı sonuçlar doğurabilmesi için finansal istihbaratın güçlendirilmesi, kara para aklama mekanizmalarının daha etkin biçimde takip edilmesi ve uluslararası adli iş birliğinin derinleştirilmesi de çok ama çok önemli..

Sonuç olarak, Türkiye’deki yeni nesil suç örgütlerini yalnızca yerel bir güvenlik sorunu olarak görmek de, bunların tamamını küresel güçlerin yönettiğini varsaymak da sağlıklı bir yaklaşım değildir. Doğru soru şudur: Bu yapıların uluslararası bağlantıları yeterince araştırılıyor mu? Finansman kaynakları, iletişim ağları ve sınır aşan ilişkileri yeterince çözümleniyor mu?

Bu sorunun yanıtı kaybedilmesi muhtemel yeni bir 40 seneyi şimdiden kazandırabilir bize

Ersoy Dede