Yeni Parti kuruldu, eski defter kapandı... Artık mazeret değil, siyaset üretme zamanı!

Abone Ol

Türkiye siyasetinde uzun süredir devam eden bir belirsizlik nihayet sona erdi.

CHP’de yaşanan kurultay tartışmaları, mahkeme kararları, genel başkanlık kavgası, istifalar, ihraçlar, karşılıklı suçlamalar ve parti içindeki meşruiyet mücadelesi yeni bir siyasi sonuç doğurdu: Özgür Özel ve beraberindeki milletvekilleri CHP’den ayrıldı, Yeni Parti’yi kurdu.

Yeni Parti, 91 milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci büyük siyasi gücü ve ana muhalefet partisi konumuna geldi. CHP ise 44 milletvekiliyle yoluna devam edecek.

Bu noktadan sonra hâlâ eski tartışmaların içinde dolaşmanın, her siyasi gelişmeyi CHP’nin iç kavgası üzerinden okumaya çalışmanın, aylarca aynı kurultay dosyalarını konuşmanın ülkeye kazandıracağı hiçbir şey yoktur.

Çünkü artık ortada bir ihtimal değil, kurulmuş bir parti vardır.

Bir hazırlık değil, tamamlanmış bir siyasi ayrışma vardır.

Bir parti içi muhalefet hareketi değil, Meclis’te ana muhalefet gücüne ulaşmış yeni bir siyasi aktör vardır.

Bu hareket başlayana kadar ne olduysa oldu.

Kim kimi destekledi, kim hangi kongrede hangi tarafta durdu, hangi milletvekili hangi bildiriyi imzaladı, kim parti yönetimine karşı çıktı, kim mahkeme kararını meşru gördü, kim görmedi…

Bütün bunlar artık siyasi tarihin ve gerektiğinde yargının konusudur.

Bugünün meselesi ise başkadır.

Bugünden sonra kavga politiktir.

Yeni Parti artık yalnızca CHP’den neden ayrıldığını anlatan bir yapı olarak kalamaz. Sürekli geçmişte yaşanan mağduriyetleri hatırlatarak, kurultay tartışmalarına dönerek, eski parti yönetimini suçlayarak siyaset yapamaz.

Çünkü artık muhalefet etmek istediği yapı CHP yönetimi değil, Türkiye’yi yöneten iktidardır.

Yeni Parti’nin karşısında artık bir parti içi rakip değil; yönetilmesi gereken bir ekonomi, çözülmesi gereken sosyal meseleler, güçlendirilmesi gereken bir sağlık sistemi, yeniden düzenlenmesi gereken eğitim politikaları, tartışılması gereken bir anayasa ve cevap bekleyen bir dış politika tablosu vardır.

Dolayısıyla Yeni Parti’ye sorulması gereken ilk soru şudur:

Türkiye’ye ne teklif ediyorsunuz?

Ekonomide hangi modeli savunuyorsunuz?

Enflasyonu nasıl düşüreceksiniz?

Vergi sistemini nasıl değiştireceksiniz?

Asgari ücretlinin, emeklinin, esnafın ve çiftçinin gelirini artırmak için hangi somut programı uygulayacaksınız?

Kamu harcamalarında nereden tasarruf edeceksiniz?

Belediyelerinizde savunduğunuz ekonomik anlayışı merkezi yönetime nasıl taşıyacaksınız?

Sağlık sisteminde aile hekimliğinden şehir hastanelerine, ilaç tedarikinden hekimlerin çalışma şartlarına kadar hangi değişiklikleri yapacaksınız?

Eğitimde müfredat, öğretmen atamaları, üniversiteler ve mesleki eğitim konusunda ne öneriyorsunuz?

Terörle mücadele politikanız nedir?

Türkiye’nin Suriye, Irak, İran, Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde hangi çizgiyi savunuyorsunuz?

Savunma sanayisinde mevcut politikaları sürdürecek misiniz, değiştirecek misiniz?

Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacını kabul ediyor musunuz?

Kabul ediyorsanız nasıl bir anayasa öneriyorsunuz?

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne karşıysanız yerine ne koyacaksınız?

Güçlendirilmiş parlamenter sistem diyorsanız bunun maddelerini, denge ve denetleme mekanizmalarını, yürütmenin yapısını ve seçim sistemini açıkça anlatacak mısınız?

Bunlar artık kaçınılabilecek sorular değildir.

Çünkü 91 milletvekiliyle Meclis’in ikinci büyük partisi olmak yalnızca bir siyasi imkân değil, ağır bir sorumluluktur.

Ana muhalefet partisi olmak, her şeye itiraz etmek demek değildir. Alternatif bütçe hazırlamak, alternatif dış politika üretmek, kanun teklifleri sunmak, toplumun önüne uygulanabilir bir hükûmet programı koymak demektir.

İktidar açısından da yeni bir dönem başlamıştır.

İktidar partisi bundan sonra muhalefeti yalnızca CHP üzerinden okuyamaz. Eski CHP tartışmalarını sürdürerek, muhalefetin kendi içindeki kavgasını gündemde tutarak veya Yeni Parti’yi CHP’nin geçici bir uzantısı gibi görerek siyaset yapamaz.

Meclis’te yeni bir ana muhalefet partisi vardır.

Bu siyasi gerçek kabul edilmeli, Meclis komisyonlarından konuşma sürelerine, siyasi temaslardan anayasa görüşmelerine kadar bütün ilişkiler yeni tabloya göre düzenlenmelidir.

İktidar, Yeni Parti’nin programını eleştirir, politikalarıyla mücadele eder, yanlışlarını ortaya koyar. Ancak bunu kişisel husumetler, eski parti kavgaları veya sürekli geçmişi hatırlatan bir dille yaparsa yeni dönemin ruhunu kaçırır.

Aynı şekilde CHP de bundan sonraki varlığını yalnızca Yeni Parti’ye yönelik öfke üzerine kuramaz.

CHP, “Bizi böldüler”, “Partimizi elimizden aldılar”, “Asıl mirasın sahibi biziz” diyerek siyaset yapmaya devam ederse giderek küçülen, kendi tarihinin içine kapanmış bir yapıya dönüşür.

CHP’nin de kendisini yeniden tarif etmesi gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP neyi savunmaktadır?

Yeni Parti’den hangi temel politikalarla ayrılmaktadır?

Ekonomide, dış politikada, Kürt meselesinde, laiklik anlayışında, devlet yönetiminde ve belediyecilikte Yeni Parti’den farklı olarak ne önermektedir?

Türkiye artık bu soruların cevaplarını duymak zorundadır.

Çünkü bir partinin tarihî olması, onun gelecekte de güçlü olacağını garanti etmez.

Siyasi tarih, kendi iç kavgasını ülkenin meselesi zanneden partilerin nasıl küçüldüğünün örnekleriyle doludur.

Demokrat Parti’nin mirasından doğan Adalet Partisi, 1960’lı yıllarda siyaset sahnesinin merkezine yerleşmişti. Ancak 1970’lerde yaşanan bölünmeler ve Demokratik Parti’nin kuruluşu, merkez sağdaki parçalanmanın önemli aşamalarından biri oldu.

1980 sonrasında Anavatan Partisi uzun yıllar iktidarın en güçlü aktörüydü. Fakat siyasal yenilenmeyi sağlayamayınca birkaç seçim içinde Meclis dışına düştü.

Demokratik Sol Parti, 1999 seçimlerinde birinci parti oldu. Yalnızca üç yıl sonra yaşanan ekonomik kriz ve parti içi çözülme sonucunda yüzde 1’lere geriledi.

Doğru Yol Partisi ve Sosyal demokrat Halkçı Parti de bir dönem Türkiye siyasetinin merkezindeydi. Bugün onların bıraktığı boşluğu başka siyasi yapılar doldurdu.

Siyasette hiçbir tabela ebedî değildir.

Ebedî olan yalnızca milletin talebi ve değişim iradesidir.

Bu nedenle Yeni Parti’nin kurulması, yalnızca CHP’de yaşanan bir bölünme olarak görülemez. Bu gelişme, Türkiye’de siyasi rekabetin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor.

Artık herkes pozisyonunu güncellemelidir.

İktidar kendi başarılarını ve eksiklerini yeni rakibine göre değerlendirmelidir.

Yeni Parti, mağduriyet anlatısından çıkarak bir hükûmet programı hazırlamalıdır.

CHP, geçmişin mirasına sığınmak yerine neden var olduğunu yeniden açıklamalıdır.

Diğer muhalefet partileri de seçmen tabanlarının Yeni Parti karşısında nasıl değişeceğini görerek politikalarını yenilemelidir.

Medya da bu dönüşümü doğru okumalıdır.

Her tartışmayı eski CHP kavgasına bağlayan, her konuşmayı kurultay dosyalarıyla açıklayan, her siyasi gelişmeyi Özgür Özel-Kemal Kılıçdaroğlu çatışmasının devamı olarak sunan yayın anlayışı geride kalmalıdır.

Yeni Parti’nin ekonomi programı haber olmalıdır.

Sağlık politikası sorgulanmalıdır.

Anayasa teklifi incelenmelidir.

Belediyelerinin performansı araştırılmalıdır.

Milletvekillerinin kanun teklifleri takip edilmelidir.

Partinin finansman kaynakları, teşkilatlanma modeli, aday belirleme yöntemleri ve karar alma mekanizmaları şeffaf biçimde mercek altına alınmalıdır.

Aynı ölçü iktidara, CHP’ye ve diğer bütün partilere de uygulanmalıdır.

Çünkü demokrasinin ihtiyacı bitmeyen parti içi dedikodular değil; programların, kadroların, bütçelerin ve yönetim modellerinin rekabetidir.

Türkiye’nin önünde çok ağır meseleler var.

Hayat pahalılığı var.

Gelir dağılımı sorunu var.

Deprem gerçeği var.

Nüfusun yaşlanması var.

Gençlerin gelecek kaygısı var.

Sanayide dönüşüm ihtiyacı var.

Tarımda üretim problemi var.

Enerji güvenliği var.

Göç meselesi var.

Yeni bir anayasa tartışması var.

Dünyada büyük güçler arasında sertleşen bir rekabet var.

Türkiye bütün bu meseleleri çözerken siyasi partilerin geçmişte kimin hangi koltuğa oturduğunu tartışacak lüksü yoktur.

Yeni Parti artık kuruldu.

Meclis’te ana muhalefet gücünü elde etti.

Bundan sonra kendisini geçmişte ne yaşadığıyla değil, gelecekte ne yapacağıyla ispatlamak zorundadır.

İktidar da Yeni Parti’yi küçümseyerek değil, ortaya koyacağı politikaların karşısına daha güçlü politikalar çıkararak cevap vermelidir.

Yeni dönemin ölçüsü budur.

Eski defterler kapanmıştır.

Eski mazeretler tükenmiştir.

Eski parti içi savaş, yerini açık bir siyasi rekabete bırakmıştır.

Şimdi sıra programlarda, projelerde ve kadrolardadır.

Şimdi herkesin önünde aynı soru vardır:

Türkiye’yi nasıl yöneteceksiniz?

Bu soruya güçlü, uygulanabilir ve inandırıcı cevap veren kazanacaktır.

Cevap veremeyen ise hangi tarihî mirasa, hangi mağduriyet anlatısına veya hangi siyasi etikete sahip olursa olsun kaybedecektir.