☰
✕

'YER ALTI'NDAKİ BÜYÜK SIR: BİR ORMAN KADAR İNSAN OLABİLMEK

Abone Ol

Bugünlerde sokakta, otobüste ya da televizyon ekranlarında kime baksam benzer bir yorgunluk görüyorum. Herkes amansız bir koşuşturmanın, "en önde olma" yarışının içinde. Bize yıllarca şu fikir pompalandı çünkü: Dünya bir kurtlar sofrasıdır, ayakta kalmak istiyorsan en güçlü sen olmalısın. Rekabet et, kazan, geç!

Peki ya bize öğretilen bu kural külliyen yanlışsa? Ya hayatın gerçek sırrı öne geçmekte değil, yandakinin elinden tutmaktaysa?

Gelin sizi Kanada’nın balta girmemiş ormanlarına, toprağın tam altına götüreyim.

Kanadalı orman ekoloğu Prof. Suzanne Simard, ezber bozan bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. Biz gökyüzüne uzanan dev ağaçları bakınca onların tek başına duran, birbirinin güneşini çalmaya çalışan "bencil" devler olduğunu sanıyorduk. Oysa Simard, toprağın altında devasa bir "internet ağı" keşfetti: Mikorizal mantar ağları.

Ağaçlar, bu yeraltı otobanı sayesinde birbirleriyle konuşuyor, haberleşiyor ve en önemlisi paylaşıyor.

Yazın yaprakları sayesinde bol bol güneş enerjisi toplayan bir Huş ağacı, gölgede kalıp besinsiz düşen genç bir Göknar ağacına bu ağ üzerinden şeker ve karbon gönderiyor. Kış gelip Huş ağacı yapraklarını dökünce, bu kez iğne yapraklı Göknar ağacı fotosentez yapıp komşusuna besin aktarıyor. Yani kimse "Benim güneşimi çaldın" demiyor; tam aksine, "Sen yaşa ki orman yaşasın" diyor.

Ağacın ağaca yaptığını, biz insana çok görüyoruz çoğu zaman.

Simard’ın teorisinde beni en çok etkileyen kavram ise "Ana Ağaçlar" oldu. Ormanın en yaşlı, en derin köklü devleri... Bu yaşlı ağaçlar, mantar ağının ana merkezlerini oluşturuyor. Bir tehlike anında —mesela bir böcek saldırısında— yeraltından kimyasal uyarı sinyalleri yayarak genç fidanları uyarıyorlar: "Savunmanızı hazırlayın, tehlike geliyor!" Hatta ölmek üzere olan bir Ana Ağaç, gövdesinde kalan son yaşam enerjisini ve minerali, ağ üzerinden etrafındaki gençlere miras bırakarak veda ediyor.

Şimdi durup düşünelim.

Biz ne zaman bıraktık genç fidanlarımıza, yani çocuklarımıza ve gençlerimize sadece yarışmayı değil, dayanışmayı öğretmeyi? Ne zaman yaşlılarımızın tecrübesini ve bilgeliğini "eski kafa" diyerek bir kenara ittik? Birimizin başarısını diğerinin mağlubiyeti üzerine kurmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?

Modern şehir hayatı bizi betondan kutulara hapsetti, yalnızlaştırdı. Herkes kendi kökünü sadece kendi saksısına sığdırmaya çalışıyor. Oysa bir ormanda fırtına çıktığında, tek başına duran en heybetli ağaç bile devrilir. Ormanı ayakta tutan şey, ağaçların yeraltında birbirine sarılan kökleridir.

İklim krizinden ekonomik krizlere, toplumsal kutuplaşmalardan bireysel yalnızlıklarımıza kadar önümüzde duran devasa fırtınaları atlatmanın tek bir yolu var: Toprağın altındaki o mantar ağı gibi, aramızdaki görünmez vicdan ve dayanışma bağlarını yeniden kurmak.

Günün sonunda tek bir ağaç değil, bir orman kadar güçlüyüz. Yanınızdaki komşunuza, sokaktaki genç arkadaşınıza, köşedeki yaşlı teyzeye bir de bu gözle bakın. Köklerimiz birbirine bağlı. Birimiz kurursa, hepimiz eksiliriz.