Kanaatimce bugünlerde ciddi kan kaybetmiş olduğumuz en önemli konu ahlak ile ilgili; özellikle de kapısı çıkarlara daha çok açılan ticari sahada…
İnsanı belirli ahlaki sınırlarda yaşatan inançlardaki yozlaşmayı pek çok alanda hissetmek mümkün elbette fakat bugünlerde çok daha fazla can yakan şey, fırsatçılıkla eklemlenen ticari ahlak yozlaşmasıdır…
Pandeminin mecbur ettiği kapanma sürecinde, “müşterilerini velinimet” olarak hatırlayan ve “onlar başımızın tacı” diyen tacirler, aynı şekilde pandeminin ve onun küresel yansımalarının ve elbette ülkesinin terör, doğal afetler gibi özel koşullarının da getirdiği ağırlığın altında ezilmiş olan müşterilerine bakışlarını unutmuş görünüyorlar…
Devletten faizler, vergi, KDV gibi konularda destek bekleyen tacirler, ne yazık ki sağlanan her avantajı müşterilerine yansıtmak yerine kendi lehlerine zama dönüştürüyorlar…
Bu vicdan yaralayıcı tavırla mücadele etmek, öyle görülüyor ki hiç kolay olmayacak…
Birinci Dünya Savaşı esnasında da, bir tarafta bugün hala minnetle andığımız kahramanlık destanı yazanlar varken diğer tarafta yerle yeksan olmuş stokçu bir kitle vardı…
“Hükümdara bile hükmeden çıkarlar”ın esir ettiği kitleler ne yazık ki her dönemde vardı…
Bugün değişen şey ellerindeki imkanların ve manipülasyon araçlarının gelişmiş olması ve artan yozlaşmadır…
Bütün tacirlerimizi elbette aynı kefede değerlendiremeyiz; lakin onlar da birilerinin yıkıcı dalgalar oluşturduğu bir denizde ayakta/hayatta kalabilmek için şartlara boyun eğmek zorunda kalıyorlar…
Mesele aslında daha çok sistemsel olarak yorulmuş bir demokrasinin sorunudur…
Demokrasilerin “Ayetullahları” gibi konuşanlar hala kutsamaya devam etseler de “uzatmaları oynuyor” hissi veren yönlerini artık asla gizleyemezler…
Bugün gittikçe daha parçalı hale gelse de, yaşayan her parçaya hala hayat veren en önemli şeyin inançlar olduğunu dillendirenler çok önemli fikir insanlarıdır…
Gerçek bir zorluk karşısında direnme gücü veren şey hala inançlardır…
Yunanlı filozofların “adil paylaşım” konusundaki ciddi zaafları dolayısıyla onay vermedikleri demokrasi, bugün bizlere de olumsuz ve müstehzi yüzüyle gülümsüyor…
Çorbada bir tutam tuzu bulunmayanlara, “Çorbanın hepsi sizin hakkınızdır” diyecek kadar işi ileriye taşımış bu demokrasi anlayışı, çorba yapacak olanların azmini de yıpratmıyor mu?
Sırf oylarını almak uğruna, iktidar olduklarında kendilerinin de asla sunamayacağı vaatlerle, bütün miskinlere “saraylarda bir yaşam” vadeden muhalefet, hem ahlaki yozlaşmada hem de demokrasinin yorgunlaşmasında etkin bir rol üstlenmiş durumda…
Hiç üretmeyen, üretmede gözü de olmayan miskin ama arsız ve pastanın tamamına talip bu denli bir kitle -en azından bu ülkede- hiç olmadı sanırım…
İşte yorgun demokrasinin temel sebebi bu miskinler ve onlara cesaret veren siyasetçilerdir; korkarım sonunu getirecek olanlar da farklı olmayacak…
Üretmedikleri gibi saldırdıklarına da ürettirmeyerek her şeyi bir “yok oluş”a sürüklemek istiyorlar…
Her şeye rağmen ruhu bir yol bulabilmeyi öğrenmiş gerçek erdemliler, ne haklarını ne de vicdanlarını bu miskinlere bırakmayacak…
Bu da böylece biline!