Dün yeni sistemin cumhurbaşkanını ve milletvekillerini seçmek için hep birlikte sandıklara gittik. Ben bu köşe yazımı yazar iken oy verme işlemleri hala devam ediyordu. Sandıktan çıkan sonucun şimdiden vatanımıza, milletimize ve İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum…
Seçimin sonucunu bilmiyordum. Lakin bildiğim ve takdir ettiğim bir şey vardı o da; Mübarek Ramazan ayında gecesini gündüzüne katarak oruç ağzı ile günde üç dört tane miting yapan, bir o kadar da kapalı salonlarda milleti ile bir araya gelerek toplantı yapan ve gecenin devamında da televizyonlara çıkarak yeni kurulacak olan sistemi anlatan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olağanüstü takdire şayan performansı idi… Dönüp bakınca geriye doğru, 16 yıl içerisinde ülkemiz ve ümmet için verdiği mücadeleler gözümün önünden bir film şeridi gibi geldi geçti…
Kendi kendime Dava adamı olmak sanırım böyle bir şey olsa gerek dedim.
Evet, kıymetli dostlar;
Herkesin kendine has bir dünyası ve yine kendine has bir davası varmış.
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat 56. ayet)
Diye buyuran âlemlerin Rabbi olan Allah(cc), kimseyi kendi başına ve kendi doğrusuna bırakmamış.
Bir kez daha anladım ki herkes siyasetçi olabilir fakat dava adamı olamazmış…
Davaların en kıymetlisinde,
İslam davasında…
Dava adamı olmak bilesiniz ki öyle her kula nasip olmuyormuş.
Nasip meselesi işte… Allah senden razı olsun Erdoğan…
Bu iş için;
Öncelikle aklını, sonra nefsini ve dahi ruhunu ikna etmen gerekiyormuş.
İslam sancağını dikmek için gâvurun yurduna,
Recep Tayyip Erdoğan gibi bir cesaretin ve duruşun olmalıymış…
Sende onun gibi bir dava adamı olmak istiyor musun?
Peki madem,
Var mı hak yolunda geleceğe randevu verdiğin sağlam bir idealin?
Hakk’ı savunmak için ateşten gömlek giydin mi hiç?
Ölümü öldürüp, korkuyu korkuttun mu?
Var mı mangal gibi bir yüreğin?
Karakterin, adamlığın ne durumda?
Kemiyetin keyfiyete galip gelemeyeceğini bilip
Her daim dik durabilecek misin?
Vazgeçtin mi anandan yardan?
Ya da kendine ait yaşamından…
İnandığına iman ettin mi?
İnandığın değerler uğrunda,
Canından, malından, balalarından, vazgeçebilecek misin?
Yaşam ve ölüm denen o kısacık mesafede,
Asıl olana dönmeye,
Ya da davan için hayatı dolu dolu yaşamayı becerebilecek misin?
De hele Allah’ın rızasını kazanmak için,
Arzu ve isteklerine gem vurabilecek misin?
Her türlü zulüm ve baskı sana vız gelip tırıs gidecek mi?
Yaradan’a kul olmanın tadında,
İbrahim olup ateşe atılmayı göze alabilecek misin?
Milletin duasına, fedakârlığına mazhar olabilecek misin?
Yoksa satacak mısın davanı dünya malına?
Dikenli yollarda terlemeye, gözyaşını dökmeye hazır mısın?
Serden vazgeçip, şehadeti göze alarak ardına bakmadan yürüyecek misin?
Önüne çıkartılan engeller karşısında şehadeti arzulayıp
Ölmek var dönmek yok! Diyebilecek misin?
Peki ya vefa, teslimiyet, fedakârlık?
Söyle ne durumdasın?
İki cihan sultanı Hz. Muhammed (sas) gibi,
“Güneşi sağ elime, Ayı sol elime verseniz yine de bu davadan vazgeçmem” diyebilecek misin?
“Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, Herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur.” diyen Erbakan Hocamızın yolundan gidecek misin?
Bu düsturla hareket edip Erdoğan gibi sende önüne serilen makamları elinin tersi ile yitip “Bizim adayımız falanca kardeşimdir’’ diyebilecek misin?
Ne diyordu bilge insan Aliya?
“Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
Ne dersin? Sende tüm bunlara katlanabilecek ve Recep Tayyip Erdoğan gibi gerçek bir dava adamı olabilecek misin? Zaferden değil, seferden sorumlu olanların arasına adını yazdırabilecek misin?