Hasan Celal Güzel’in vefat haberini pazartesi günü sabahın erken saatlerinde duyduğumda tarifsiz bir duygu kapladı beni.
Sevdiğin-saydığın bir dostun kaybının arkasından yazmak hiç kolay değil. Yazası gelmiyor insanın. Tuhaf bir hüzün ve adını koyamadığım başkaca duygular size engel oluyor. Kabullenmek zor geliyor belki de. Yalnızlıklar içinde bin bir badire ile boğuştuğunu düşünürken bir anda yeniden yapayalnız kalmak.
Çok sık görüşüp konuşmasan da bir yerlerde varlığından, nefes alıp verdiğinden, bir şeylerle meşgul olduğundan emin olduğun kişilerin ölümleri hep ani gelir.
Bu kez de öyle oldu. Alışmak ve kabullenmek zor geldi. En son olarak geçtiğimiz yıl telefonda görüşmüştük. Yine bir rahatsızlığının akabinde aramıştım ama kendisi ile görüşememiştim. Aradan çok zaman geçmeden birkaç gün sonra geri aradı. Rahatsızlığından mütevellit hemen dönemediğini ve üzüntülerini beyan etti. “En yakın zamanda görüşelim, bekliyorum” demeyi de ihmal etmedi. Zaten onun alçak gönüllülüğünü, samimiyetini ve nezaketini herkes bilirdi.
Ben de geçirmiş olduğu rahatsızlık tamamen geçsin de ondan sonra görüşürüz diye ağırdan aldım ama 17 Aralık’ta Ankara’daki Kudüs Mitingi’nin sabahında yoğun bakıma alındığı haberini aldım. Aradan epey zaman geçtikten sonra yoğun bakımdan çıktığını ama istirahat etmesi gerektiğini öğrendiğim. Sonrası malum.
El enseleri ve kucaklaşmaları meşhurdu. Samimiyetsiz, sıradan ve resmi selamlaşmalara karşı savaş açmıştı tabiri caizse. İçten, samimi kucaklaşmaları onunla karşılaşan herkes tarafından gayet iyi bilinirdi.
5 Ağustos 1998 tarihindeki Polatlı İmam Hatip Mezunları Derneği Pilav Günü’ne davet ettiğimde hemen kabul etti ve Polatlı Basri Bağları’nda yaptığımız Pilav Günü’nde bizlerle birlikte odu. (Günümüzde bazıları konferans ve seminer içim yüklü bir meblağ talep ederken ona benzin parasını dahi kabul ettirememiştim)
Pilav gününde yaptığı konuşmasında “Pes etmeyin. Hiçbir şey yapamıyorsanız bu 28 Şubatçılara dil çıkartın. Dil çıkartmak da suç değil ya!” demişti.
Fakat program biter bitmez ifadesi alınmak üzere emniyete davet ettiler. Programın düzenleyicisi olarak bizim de ifademize başvurdular. Yetmedi daha sonra Ankara DGM tarafından tekrar gözaltına alındı. 28 Şubat zulmüne karşı sesini hiç kısmaması birilerini mütemadiyen rahatsız ediyordu. Akabinde 28 Şubatçılar Hasan Celal Güzel’i cezaevine atmanın bir yolunu buldular. Ayaş cezaevinde yattı.
Adı Tank Hasan”a çıkmıştı. Geri vitesi yoktu. “Milletin emanet ettiği silahları halka çevirirlerse onlara karşı ilk ben çıkarım” demeyi sürdürdü.
“Doğru/Hak bildiğin yolda yalnız da olsa yürüyeceksin” ifadesi tam da onu anlatıyordu.
38 yaşında Türkiye’nin en genç Başbakanlık Müsteşarı olmuş, tebessümü yüzünden hiç eksik olmayan, mala-mülke vs. tamahı olmayan Hasan Celal Güzel Ağabey’in “Meğer ben ne enayiymişim!” başlıklı yazısı bugünlerde yeniden keşfedildi. Okumayan varsa mutlaka okusun.
Hasan Celal Güzel’in ebedi aleme irtihali bir kez daha gösterdi ki, insanlara sağlığında gerekli değeri vermiyoruz. Ölümlerinin ardından “güzellemeler yapmak ve methiyeler düzmek” maalesef bir gelenek halini almış.
Ve bir dostu, güzel ve yiğit bir insanı kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. Yaptığı iyi ve güzel işlere, zulme karşı sesini daima yükselttiğine şahitlik ederim. Bundan sonra her 28 Şubat’ta zalimlere karşı dil çıkartacağım. Rabbim merhametiyle muamele eylesin, mekanın cennet olsun. Seni çok özleyeceğiz güzel-yürekli adam!