Zamlar, denetimler, cezalar!

Abone Ol

Materyalist zihniyetle kurulan yeni dünya düzeninin benimseyip teşvik ettiği yeni ekonomi modelinde “paylaşmak” kavramı rafa kaldırıldı.

Bunun yerine de “ben” merkezli bir yaşam ve kazanç modeli tesis edildi.

Yalnız bu model tabana yayılırken sadece ekonomik argümanlar kullanılmadı. Kültür, sanat, reklam, spor, medya gibi farklı alanlarda da gizlice algı çalışmaları yapıldı.

Uyanık olmak, kolay kazanmak, kazıklamak vb. gibi hastalıklar, komediyle harmanlanarak moralleri bozulmuş genç beyinlere nakşedildi.

Paylaşmak esasına göre ticaret yapan fedakâr insanları “saf” olmakla, “enayi” gibi davranmakla, “kerizlikle” itham ve tahkir ederek gizli bir baskılama çalışması yürütüldü.

Bütün bu olumsuzluklara ekonomik yetersizlikler de eklenince; taklit ürünler arttı, tağşiş furyası patladı, gramaj hilesi baş gösterdi.

Ticari hastalık, kolay kazanma bataklığı, ahlaksızlık, inanç hırsızlığı, ihanet…

Her türlü tarif bu hadsizlikte karşılık buluyor!

İslami, insani ve vicdani eğitimden yoksunluk ekonomik yetersizlikle bir araya gelince bu olumsuzlukları yaşamak kaçınılmaz oldu!

Yani!

Kurt dumanlı havayı sevdi, fırsatçılar hemen devreye girdi.

Toplumun geleceğini doğrudan tehdit eder boyutlara ulaşan taklit ve tağşiş konusuna acilen mercek tutulmalı ve çözüm üretilmeli.

Hem toplum sağlığını öncelediğimizi söyleyeceğiz hem de insanların alım gücü zayıfladığı için “taklit” ve “tağşiş” yöntemiyle üretilen “ucuz” ürünlere meyletmesini seyredeceğiz.

Burada bir sıkıntı yok mu?

İnsanımızın ne yediğini önemsemezsek gençlerin yarın çıkacağı meçhul yolculuklardan ve gireceği labirentli yollardan şikâyet etmeye hakkımız olamaz!

Öz güvenle maskelenmiş dengesiz tavırlardan, fizyolojik bozulmalardan, artan sağlık sorunlarından kimleri sorumlu tutacağız?

Bir diğer hassas konu da gramaj hileleri…

Satışa sunulan ürünlerin gramaj, adet ve ağırlık gibi ölçü birimlerinin azaltılmasına rağmen, ambalaj ve satış fiyatlarının değiştirilmemesi nedeniyle birim fiyatlarında gizli olarak yapılan artış, tüketiciler tarafından fark edilemiyor.

Bu suretle tüketicilerin satın alma kararları manipüle edilmiş oluyor.

Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı kaynaklarından öğrendiğimize göre, taklit ürün üreticilerine, tağşiş uygulayan sözde işletmelere, gramaj hileli gizli zam yapan açgözlü hırsızlara bugüne kadar yüzlerce milyon lira ceza kesildi.

Ahlaksızlar taklit ve tağşişle, fırsatçı hırsızlar gizli ve açık zamlarla keselerini doldurdu.

Devlet bu ahlaksızlara ve fırsatçılara ceza yazarak hazinesini doldurdu.

Finalde, olan son tüketiciye oldu; kaybeden vatandaş oldu!

Tüketici, yapay mazeretlerle cebinden çalınanları kimden tahsil ve tazmin edecek?

Nasıl ayakta kalacak?

“Fedakâr” insanlar gitti, gemisini kurtaran kaptanlar istila etti toplumu!

Tam da burada, gidişata itiraz eden biri çıktı ve ezber bozan açıklamalarıyla tehlikenin boyutlarını bize tekrar hatırlattı.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat’tan bahsediyorum.

Ömer Bolat, son dönemde taşların yerine oturtulması konusunda önemli işlere imza atıyor.

Bolat’a göre ‘pazarlamanın yıkıcı rekabet üzerinde yükselmemesi’ gerekiyor.

Hem söylemleri hem de sahada uygulamaya koyduğu eylemleriyle umut ışığı yaktı.

Bakan, sıkı denetimlerle sahada fırsatçılara aman vermezken "aşırı kâr güdüsü, toplum ve çevreye karşı sorumluluk duygusunun önüne geçmemeli" uyarısıyla tabana mesaj vermeyi de ihmal etmedi.

Bu anlayışla hareket edildiği takdirde kazanımlarımız tabana yayılacak ve herkes kazanacak.

Herkesin kazanabilmesi için üçlü sacayağının senkronize çalışması gerekiyor.

Nedir bu üçlü sacayağı?

Üretici, satıcı ve tüketici.

Siyasi otorite de bu üçlüye eğitimle, ekonomiyle, denetimle rehber olacak ve destek verecek.

Bakan Bolat, asla 'yalnız ben', 'hep ben' demeden; 'biz', 'hep birlikte' ve 'ülkemiz' demenin önemine vurgu yapıyor. Empati yapmayı, karşılıklı saygının vazgeçilmezliğini, birlikte paylaşma değerlerine sahip çıkarak ayakta kalabileceğimizi ifade ediyor.

Yıkıcı rekabetle değil, rekabet ederken birlikte yaşayarak başarabileceğimizi öğütlüyor.

Evet, bu dünya hepimize yeter; gelecek nesillere borcumuzun olduğunu unutmamalıyız.

İşte bu temel değerler etrafında birleşmemiz gerektiğinin altını çiziyor Sayın Bolat.

Bu açıklamalardan da anlıyoruz ki, bu dünyada “açlık” tehlikesi yoktur; “açgözlülük” tehlikesi vardır!