Son Dakika

ABD Ortadoğu’da başka bozgunların altyapısı peşinde

Abdullah Ağar, ABD Temsilcisi Jeffrey’in Türkiye’de Suriye’deki Güvenli Bölge’nin konuşulduğu sırada Centcom Komutanı McKenzi’nin teröristlerle görüşmesini, ABD’nin dizayna maruz kalan Ortadoğu’da gelecekte başka bozgun ve düşmanlıkların altyapısı peşinde olduğunu belirtti.
ABD Ortadoğu’da başka bozgunların altyapısı peşinde

Yine, yeni bir “oyalama, avutma, yanıltma, şaşırtma, aldatma, kandırma, geciktirme, engelleme...” durumu mu?

ABD’li Temsilci James Jeffrey Türkiye’de iken Centcom Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie ve Jeffrey ile eşgüdüm diplomat William Roebuck, işlediği terör suçlarından dolayı Türkiye’nin başına 4 milyon ödül koyduğu ve şu anda Suriye’nin kuzeyinde ABD adına proxy terör yapılanması YPG’yi güden elebaşı ile görüştü.

Bunu; ABD’nin çok ata oynama temel refleksi yine istim üstünde. Bu hem Türkiye’yi hem de YPG/PKK’yı, hatta diğer örgüt ve devletleri kendi hedef ve menfaatleri doğrultusunda çoklu eksende kullanma isteğinin bir parçası gözüyle; Türkiye’nin duyarlılığını, hassasiyetlerini, reflekslerini, tepkilerini ölçme refleksiyle; Türkiye’ye; “Alış artık (!)” göndermesiyle; YPG/PKK’ya özgüven (arkandayım mesajı) verme çabasıyla; Türkiye’nin olası Münbiç ve Fırat’ın doğusu harekâtına karşı askeri ve diplomatik bir mesaj verme isteğiyle değerlendirebilirsiniz.

ABD bütün bunları yaparken hiçbir şekilde kural, değer ve ilke tanımıyor. Türkiye’nin kavramsal değerlerine karşı herhangi bir hassasiyet üretmiyor. James Jeffrey Ankara’ya gelmeden önce katılmış olduğu Aspen Security Forum’da da; “ABD tarafından da terörist kabul edilen PKK ile YPG’nin bağını, YPG-PYD’nin bir PKK türevi olduğunu bildiklerini, ama yine de (!) YPG’nin müttefikleri olduğunu” ifade etmişti.

Bilenen ve ikrar edilen bu terör bağına rağmen ABD’nin bu terör örgütünü müttefik olarak kabul etmesi, menfaatleri uğruna ABD’nin hiçbir ilke, değer ve ölçü tanımadığı anlamına gelir.

Kendisi işbirliği yapar, başkası yapamaz!

ABD’nin kendi çıkarlarının terörist olarak tanımladığı yapılarla, bırakın doğrusal ve yakın ilişkiyi, uzak-aracılı-dolaylı hatta bilmeden bağ kuran ‘başka’ tüm kişi-kurum ve devletleri nasıl cezalandırmaya kalktığı, baskı altına aldığı ve yaptırım uyguladığı da bir başka gerçek. Ama ‘kendi ikrarlarıyla sabit’ terörle bağ kuranlar kendi “iç” yapıları, ABD menfaatleri zannıyla kendi uygulayıcı-karar vericileri olunca durum, demek ki çok değişik!

Bu koşullarda ve günümüz konjonktüründe ABD temel karinesinin; ‘aklını/gücünü güdenlerin’ menfaatleri olduğu da, artık öğrendiğimiz bir gerçek.

Tabi bu fiili durum, uygulamalar ve stratejiler bu kadar doğrusal ve bu kadar basit değil. Sonuçta çok eksenli-aktörlü-devletli-örgütlü-kapsamlı-katmanlı-kavramlı-zamanlı ve alanlı asimetrik ve doğrusal bir muameleden bahsediyoruz.

Bilinçli ve sistematik bir şekilde estirilen rüzgarlarla Türkiye’nin nasıl Neo-Osmanlıcı/Halifeci/Sünnici/İhvancı ve Radikalizm üreten yapı ve kavramlarla nasıl iltisaklandırıldığını, tuzaklara nasıl itildiğini, tuzak süreçlerinin nasıl gerekçelendirildiğini, Ortadoğu’nun düşmanlıklarına ‘bir taraf ve sorunun bir parçası olarak’ nasıl çekildiğini, buralardan nasıl ötekileştirildiğini ve yalnızlaştırıldığını, nasıl otokrat-diktatör-baskıcı olarak tanımlandığını, sosyolojik birlikteliğin ve toplumsal bağların buralardan nasıl zayıflatıldığını, siyasetin nasıl kırılganlaştırıldığını ve nasıl operasyonlara maruz kaldığını, geçmiş ve gelecekteki dış etkilerin buralardan nasıl gerekçelendirildiğini de anlamak gerek.

Türkiye dibe itilmeye çalışılıyor

Türkiye’nin bu kısa dönem kronolojisinde; hendeklerle bölünmeye, darbeyle yıkılmaya, terörle boğulmaya, darbe sonrası dağlarda, Fırat Kalkanı’nda ve Zeytin Dalı Harekâtı’nda ordusu bozguna uğratılmaya, Neo-Osmanlıcı-Otokrat-Sünnici-İhvancı istenç-ilgi-itham ve yaftalar eşliğinde oluşan eleştiri ve gerekçelerle diğer milli güç unsurlarına yapılan diğer saldırılarla nasıl dibe tam itilmeye kalkıldığına dair can alıcı bir fotoğrafı var.

Bütün bunlar ve benzer uygulamalarla dizayna maruz kalan Ortadoğu’da geleceğe dair başka başka bozgunların ve düşmanlıkların alt yapısının oluşturulduğu ve kilometre taşlarının döşenmesi ise bir başka gerçek.

Öte yanıyla ABD’nin bu tutumu, oluşturduğu örnek ve etkilerle, bölgede pek çok güç ve etki odağının ilkesizlikleri-ölçüsüzlükleri ve kurnazlıkları benimsemesine yol açıyor. Yani bir de böylesine büyük bir derinleşen tehdit söz konusu.

Öncelikle bu durum, Suriye ve Irak’ın parçalanma ve diğer devlet ve toplumsal katmanlarda düşmanlaşma ve istikrarsızlaşma risklerini arttırıyor.

ABD’nin içinde bulunduğu nokta

ABD’nin ve ABD aklını güdenlerin çok iyi bir noktada olduklarını zannetmiyorum. Sonuçta bugün ABD’de pragmatist felsefe altına gizlenmiş son derece güçlü oportünist bir materyalizm söz konusu ve bu jeopolitiğin derinliğiyle karşılaştırılamayacak bir sığlık.

Sanırım bu da yeni yeni fark edilmeye başlandı. Ve karşılaşılan durum çok da istenildiği gibi değil belli ki. Yoksa Trump Beyaz Saray’da topladığı Türkiye’nin şiddetle cezalandırılmasını isteyen Cumhuriyetçi senatörlere karşılaştığı küresel riskleri bağlı; “Tüm bölgenin daha geniş sorunlarına bakın ve diğer büyük ülkelerde neler oluyor bunlara bakın. Farklı bir duruma düşebilirsiniz. Dünyadaki müttefikliklerimizi geliştirmeye çalışıyoruz” gibi bir cümleyi neden sarf etsin?

Hatta çok üzgün olduğunu belirterek; “Keşke halen bu jetleri Türkiye’ye satabilsem” neden desin? Bunun sadece Lockheed Martin’in kazanacağı parayla ilgili olduğunu düşünmek aptalca olur. LM şimdiden 400 milyar doların üzerinde sipariş toplamış, Trump bu jeopolitik türbülansta sadece paraya mı bakar? Belli ki artık Trump da esip gürleyemeyeceğini, vurup geçemeyeceği bir noktaya geldiğinin farkında.

O yüzden James Jeffrey’in görüşmeleri ve performansı son derece önemli.

Suriye büyük bir hızla ve uluslararası hukuka aykırı şekilde ‘iyisiyle’ siyasi yapı değişikliğine, ‘kötüsüyle’ bölünmeye/derinleşen ve genişleyen bir savaşa doğru gidiyor. ABD ise bu süreci ve süreci icra ettiği aparat terör örgütünü süslü cümle ve görüntülerle ve gerçeklerle bağdaşmayan gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışıyor ama bu öyle kolayına yapılabilecek bir şey de değil.

Mızrak çuvala sığmıyor

Ya da bu mızrak bu çuvala bir türlü sığmıyor. ABD’nin gününü ve gündelik menfaatleri bugün kurtarıyor, bu doğru, ama geleceği bulanıklaştırarak, bilinmez öngörülemez bir karanlıkta üretiyor.

Kısaca sadece küresel eziciliği ve gücü ABD’nin bu süreci istediği gibi sonuçlandırmasına yetmeyebilir.

Öte yanıyla ABD Türkiye’yi şu an küçümseyebilir, göz ardı edebilir, ama Türkiye gibi ağır gemilerin gidişi, duruşu ve kavramsal-kimyasal istikrarı ve tercihleri son derece önemlidir. Ve sonuç üreticidir. Hele hele jeopolitik ve stratejik tercih ve eğilimler değişmeye başlamışsa!

Şu an ne Suriye, ne Irak ordusunun, ne de Peşmerge ve Haşdi Şabi bileşenlerinin YPG/PKK ile uğraşabilecek ne bir kapasitesi, ne de niyeti var. Coğrafyada YPG/PKK’yı boğabilecek tek güç Türkiye! Onun da ABD tarafından oyalanmak, avutulmak, yanıltılmak, şaşırtılmak, aldatılmak, kandırılmak, geciktirilmek ve engellenmek gibi bir sorunu var.

Türkiye yine oyalanacak mı?

Fırat’ın doğusundaki olası süreci Münbiç örneğinin gölgesinde okur isek Türkiye-ABD ilişkilerinde sayısız kere rastlanan bu bildik durum Fırat’ın doğusunda da aynı şekilde tecelli edecek midir? Ya da başka bir ifadeyle Türkiye buna, bu kez izin verecek midir? Ya da bu “Güvenli Bölge” havucuyla, uzadıkça uzayan süreçler eşliğinde Türkiye yine-yeni ve bir kez daha oyalanacak, avutulacak, yanıltılacak, şaşırtılacak, aldatılacak, kandırılacak, geciktirilecek, engellenecek midir?

Ya da sığ bir derinlikte minik bir güvenli bölgeyle dolaylı (ya da doğrusal) YPG/DSG’nin meşruiyeti kabul edilsin mi istenecektir?

Bu noktada Türkiye’nin ortaya koyacağı akıl, kararlılık, mukavemet ve olası etki son derece önem kazanmış durumda.

Ümit ederim milletin bu dar gününde son derece büyük bir bedelle sınıra yığdığı on binlerce evladından oluşan yığınak ve bu yığınağın Türkiye tezinin kabulüne dair üreteceği caydırıcılık, olmazsa üreteceği saha etkisi, ABD’nin yeni bir oyununa gelip mundar olmaz. Bu sadece ülkemiz için değil, coğrafyanın istikrarı ve insanlığın umudu adına son derece önemlidir. Yoksa insanlık ve Türkiye teröre, yıkıma ve bozgunculuğa karşı büyük bir mağlubiyet alır.

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.