Son Dakika

Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’yi dağıtanlar, muhacirleri de kabul etmiyor

2009’dan bu yana küresel ekonomik kriz ile boğuşan ve “kuzey-güney” diye bölünme yaşayan Avrupa, muhacir akınının da tetiklediği aşırı sağcı siyasi akımlarla beraber artık ‘Doğu-Batı kutuplaşmasına’ doğru yelken açtı.
Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’yi dağıtanlar, muhacirleri de kabul etmiyor

Mehmet Kancı İstanbul / AA

Ekonomik kriz ile mücadele halindeki Avrupa Birliği için ‘cehennemin kapılarının’ açılması Arap Baharı sürecinde sorgusuz sualsiz müdahil olduğu Libya’daki iç savaş ve Beşşar Esed rejiminin yıkılacağına mutlak bir inanç duyduğu Suriye’deki çatışma sürecine seyirci kalması ile gerçekleşti. 2011 yılının ekim ayında 42 yıl boyunca Libya’ya hükmetmiş olan Muammer Kaddafi, muhalifler tarafından Sirte’de yakalanıp linç edilirken, Fransa başta olmak üzere kimi Avrupa başkentlerinde zafer şarkıları söylenmekteydi. Aradan geçen 7 yılda Libya’ya ‘demokrasi’ gelmediği gibi, bugün Trablus ve çevresinde sürmekte olan çatışmalarla “kaos” giderek boyut kazanmakta... Avrupa’nın ise kaostan payına düşen, sonu gelmeyen bir muhacir akını oldu.

KADDAFİ’Yİ DİNLEMEDİLER

Kaddafi’nin yönetimde olduğu yıllarda, Avrupa başkentlerinden, “Afrika’dan Avrupa’ya” göçü önlemek için para talep ettiği, yani bir nevi şantaj yaptığı iddiaları gündeme getirilmişti. Kaddafi’nin tarih sahnesinden silinmesinden sonra yaşananlar ise bir Kuzey Afrika ülkesinde sonu hesap edilmeden merkezi yönetimin ve istikrarın yok edilmesinin bedelinin ne olacağını uluslararası topluma gösterdi. Yalnızca Libya’daki istikrarsızlıktan ve çatışmalardan canlarını kurtarmak isteyenler değil, Afrika’nın sahra altı ülkelerindeki yoksulluk, kuraklık ve kıtlıktan kaçan on binlerce kişi ‘daha iyi bir gelecek’ umuduyla yollara döküldü. Çölleri plastik şişelerden yaptıkları ayakkabılarla aştılar, otobüsler dolusu insan çöllerde kumların arasında yitip gitti, açlıktan öldü, Libya’ya varabilenler ise insan kaçakçılarının ‘ölüm gemilerinde’ şanslarını denemek zorunda kaldılar. Bu süreçte Tunus’a 113 kilometre mesafede bulunan İtalya’daki Lampedusa Adası’nın ismi tüm dünyada ilk kez duyuldu. Binlerce Afrikalı göçmen Lampedusa’ya ayak basarak Avrupa Birliği’nin parçası olma heyecanını yaşıyordu. Lampedusa üzerinden İtalya’ya başlayan bu göçmen akını, Avrupa içerisinde yükselecek yeni bir duvarın da habercisiydi.

“BİRLİK” BÖLÜNMEYE DOĞRU

Kısa sürede Fransa başta olmak üzere çok sayıda ülke, İtalya’nın açtığı kapılardan geçen göçmenlerin akınıyla karşı karşıya kaldı. İtalya’nın açtığı kapıya Fransa’nın yanıtı ise Avrupa içerisinde yeni bir “duvarın” temelini atmak oldu. Fransa, İtalya ile sınırlarını kapattı, yakaladığı göçmenleri komşusuna geri gönderdi. Fransa, İtalya’ya yardımda isteksiz davranıp kapılarını da kapatarak, komşusunda kısa sürede göçmen karşıtı bir koalisyonun iktidara gelebileceği öngörüsüne de sahip olacak basireti sergileyemedi. Avrupa kendi eliyle istikrarsızlaştırdığı Libya’dan kaynaklanan göçmen dalgasına çözüm üretemeden, 2016 yılı ile beraber Suriye’den gelen ve bu defa bir tsunami boyutuna ulaşan akınla karşı karşıya kaldı. Suriye’deki savaştan kaçan sivillerin korunması için Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a gereken desteği vermekten kaçınan Batı dünyası bu kez doğu sınırlarından Orta Avrupa’ya ilerleyen insanlık ayıbıyla yüzleşti. Hâlihazırda ekonomik krizle ve kendi içerisindeki göçmen karşıtı aşırı sağcılarla baş etmekten aciz durumdaki Yunanistan bu göçmen dalgasına dayanamadı.

AKDENİZ’İN SULARI ÇEVRİLDİ

Makedonya, Sırbistan, Macaristan, Avusturya ve Almanya toplumları, günler içerisinde kendilerinden binlerce kilometre uzakta yaşandığından emin oldukları, zaman zaman televizyon haberlerinde göz ucuyla izledikleri bir insanlık dramının gerçeğiyle yüzleşti. Bu yeni göçmen akını, Avrupa’da duvarlar yükselten Fransa’ya yeni ortaklar ekledi. Macaristan, Çekya, Polonya ve Slovakya “Vişegrad Dörtlüsü” adı altındaki bölgesel birliklerini göçmen karşıtı politikalar odağında yeniden organize ettiler. Macaristan, sınırlarını göçmen geçişlerini engellemek için boydan boya çitlerle donatırken, Avrupa Birliği genelinde sınır kontrolleri yeniden yürürlüğe girdi. Kuzey Afrika’dan yola çıkan ve ölümün kıyısında yolculuk yapan göçmenler, gemiler tarafından kurtarılsa dahi bugün İtalya, Fransa ve Malta limanları tarafından kabul edilmiyor. 2009’dan bu yana küresel ekonomik kriz ile ‘kuzey-güney’ bölünmesini yaşayan Avrupa, göçmen akınının tetiklediği aşırı sağcı siyasi akımlarla beraber bir “doğu-batı bölünmesine” doğru da yelken açmış durumda. Küresel refahın bölüşülmesindeki adaletsizliklere bağlı olarak giderek büyüyen göç sorunu Avrupa’yı siyasi ve ekonomik olarak parçalara ayırır ve yeni duvarlarla bölerken, anavatanlarını terk etmek zorunda kalanlar için umutlu haberler vermek mümkün değil.

'ANADOLU' ŞEFKAT YUVASI

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasında göçmen politikaları için kullandığı ‘Sorun yaşayan ülkere yardım etmek’ ifadeleri, göçmenler için duvarların yalnızca Avrupa’da değil, küresel ölçekte yükseleceğine işaret ediyor. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de terör örgütlerine destek vererek milyonlarca insanı göçmenleştirenler, Meksika sınırına, Akdeniz’e, Orta Avrupa’ya duvar örerek, Gazze’yi abluka altına alanlar, BM’den ‘diplomasi’ çağrısıyla, bu insanların geleceğini çözemez. Avrupa tarihi milliyetçi ve ırkçı fikirlerin oluşturduğu insani felaketlere ve soykırımların neticesinde yaşanan travmalara, Anadolu ise binlerce yıldır kapısını çalanlara kucak açmaya aşina. Tarihten elde edilecek bir tecrübe varsa ne Çin Seddi’nin, ne Hadrian Duvarı’nın ne de Berlin Duvarı’nın toplumların dinamiği karşısında ayakta kalamadıkları gerçeğidir.

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.