Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Amerika’da “seçim” cehennemi

ABD’de anayasanın kabul edildiği 1787’den bu yana başkanlar seçimle iş başına gelse de ABD’deki seçim sistemi temsil demokrasisi açısından problem yaratan bir seçim sistemine sahip. Gelin Dünya’nın geri kalanına demokrasi dersi vermekte sakınca görmeyen ABD’nin seçim sistemine yakından bakalım.

Ebubekir Doğan
Amerika’da “seçim” cehennemi

Ebubekir Doğan / Analiz – New York – ÖZEL HABER

ABD’de bazı federal hükûmet ve bazı eyalet ve yerel yönetim görevleri için seçimler çift yıllarda yapılır. Bazı eyalet ve yerel idari bölgelerdeyse tek yıllarda yapılır. Dolayısıyla Amerikalılar her dört yılda bir başkan ve başkan yardımcısı seçerler. Her iki yılda bir 435 üyeli Temsilciler Meclisinin tamamı ve 100 üyeli Senatonun yaklaşık üçte biri yenilenir. Senatörler farklı zamanlarda, altı yıl görev yapar. ABD karışık bir federal hükûmet sistemine sahiptir. Ulusal hükûmet merkezi hükûmettir ancak eyalet hükûmetleri ve yerel yönetimler de federal hükûmetin yetki kapsamına girmeyen konularda yetki sahibidir. Eyalet hükûmetleri ve yerel yönetimlerin bölgelerindeki seçimleri organize etme konusundaki bağımsızlık seviyesi değişir ancak bütün yönetimler sık sık, kesin sonuçları olan seçimler yaparlar.

Var olan seçim türleri

ABD’de ön seçim ve genel seçim olmak üzere iki seçim türü̈ vardır. Ön seçimler, genel seçim için parti adayı belirlemek üzere genel seçimden önce yapılır. Ön seçimde kazanan adaylar partilerini genel seçimlerde temsil eder. 20. yüzyılın başlarından beri ön seçimler parti adaylarını seçmede temel seçim aracıdır. Bazı istisnalar dışında ön seçimlerde galip gelen bir aday partisi tarafından genel seçimler için aday gösterilir. Birkaç̧ eyalette, parti adayları ön seçimlerde değil eyalet veya yerel aday belirleme toplantısında seçilir. Bu toplantılar geleneklere ya da partilerin tercihine göre yapılır. ABD’de seçimler bir görev için kişi seçmekten daha fazlasını içerir. Bazı yerlerde kamu politikasıyla ilgili meseleler de oy pusulasında seçmenlerin onayına sunulabilir. Eyalet yasama meclisi veya yerel kurul veya konseyin seçmenlere sunduğu düzenlemeler (referandum) ve vatandaşların imzalarıyla oy pusulasında yer alan düzenlemeler (inisiyatif) genellikle bono (kamu projeleri için ödünç para alınmasını onaylama) ve hükümetin diğer zorunluluklarıyla ilgilidir. Son yıllarda oy pusulasında belirtilen önlemlerin özellikle bütçe ve politikalar üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bunun en iyi örneği Kaliforniya eğitim sistemidir.

Başkanlık seçimleri 

ABD başkanlık genel seçimleri her dört yılda bir Kasım ayının ilk Pazartesi gününden sonraki ilk Salı yapılır. (Bu durum genellikle eleştiri konusudur; çünkü çalışan kesimin oy vermesi iş gününde pek de mümkün olmuyor.) Genel seçimlerden önce eyaletler parti adaylarının seçildiği ulusal aday belirleme toplantısına delege seçmek için ön seçim veya parti kongresi yapar. Eyaletlerdeki bu ön seçimler ve parti kongreleri genellikle Ocak ve Haziran arasında yapılırken, ulusal kongreler Temmuz, Ağustos veya Eylül aylarında düzenlenir. 1970’lerden beri, başkan adayları çok sayıda delege topladığı için ön seçim ve parti kongresinden önce nihai adayın kim olacağı belirlenir. Bunun sonucunda, kongreler büyük ölçüde tören haline gelmiştir. Kongrenin önemli olayları arasında parti lideri veya liderlerinin bir konuşma yapması, başkan yardımcısı adayının ilan edilmesi, eyalet delegelerinin verdiği oyların açıklanması ve parti “platformu” (partinin çeşitli sorunlarla ilgili politikalarını belirten belge) onaylanması yer alır. Kongreler televizyonda yayınlanan bir siyasi etkinlik ve genel seçim kampanyasının başlangıcı olarak, parti adaylarını desteklemek ve muhalif partiyle aralarındaki farkı belirtmek için iyi bir fırsattır.

Oy kullanabilecek durumda olan seçmenlerin sayısı seçimden seçime değişir. Bu sayı başkanlık seçimleri dâhil diğer demokratik ülkelerin çoğundan daha azdır. 1960’dan beri, seçmen sayısında genel bir düşüş yaşanmıştır. 1960 yılında nüfusun yüzde 64’ü oy kullanırken, bu durum temsilde adaleti engelleyen bir durum olarak karşımıza çıkar. ABD’deki bu düşük seçmen sayısının çeşitli nedenleri mevcuttur. Diğer bazı demokratik ülkelere kıyasla ABD’deki bir seçmen oy kullanabilmek için kayıt yaptırmalıdır. Bu eyaletler arasında değişiklik gösteren bir süreçtir. Bir diğer neden ise bazı ülkelerde oy kullanmanın zorunlu olmamasıdır. Yani yalnızca isteyen kişiler oy kullanır. Ülkede seçimle göreve gelen tahminen bir milyondan fazla insanı seçmek için çok sayıda seçim yapıldığından seçmenlerin seçimlerden bıkma ihtimali de düşük katılıma neden olur. İstatistikler halk siyasi durumdan memnun olduğunda veya oylara göre bir adayın zaferi kaçınılmaz olduğunda seçmen sayısının düşebildiğini göstermektedir. Bunun bir örneğini 2016 seçimlerinde görebiliriz. Barack Obama’ya kızan siyahi seçmenlerin çoğunluğu sandığa gitmeyerek dolaylı olarak Donald Trump’ın seçilmesine katkıda bulunmuştur. Bunun tersine adaylar arasındaki yarış çok çekişmeli olduğunda veya oy pusulasında tartışmalı meseleler yer aldığında seçmen sayısı yükselebilir.

Adaylık koşulları

Seçimle doldurulan her federal görevin gereklilikleri Anayasanın I. ve II. Maddelerinde belirtildiği üzere farklıdır. Söz gelimi bir başkan adayının Amerika doğumlu ve en az 35 yaşında ve en az 14 yıldır ABD’de ikamet ediyor olması gerekmektedir. Başkan yardımcısı da aynı özelliklere sahip olmalıdır. Anayasada yapılan 12. Değişikliğe göre başkan yardımcısı başkanla aynı eyaletten olamaz. Temsilciler Meclisi adaylarının en az 25 yaşında ve yedi yıldır ABD vatandaşı olması ve yasal olarak Kongrede temsil edecekleri eyalette ikamet etmesi gerekmektedir. Senatör adaylarınınsa 30 yaşında ve dokuz yıldır ABD vatandaşı olması ve yasal olarak temsil etmek istedikleri eyalette ikamet etmesi gerekmektedir. Görüldüğü gibi Başkanlık adaylarının aksine Senatörlerin Amerika doğumlu olması şartı aranmıyor. Eyalet veya yerel yönetim görevlerine gelmek isteyen adaylar idari bölgelerin gerekliliklerine uymalıdır. 1951 yılında Anayasada yapılan yirmi ikinci değişikliğe göre bir kişi en fazla iki kez başkan seçilebilir. Bunun istisnai örneği Franklin D. Roosevelt’tir. FDR Amerika tarihinde dört kez üst üste seçilen tek başkandır.

İki partili sistem

Amerikan Cumhuriyetinin kurucuları 1787’de Anayasayı hazırlayıp kabul ettiğinde siyasi partiler için bir rol öngörmemişlerdi. Yasama, yürütme ve yargı olmak üzere güçlerin ayrımı, federal sistem ve başkanın seçici kurul tarafından dolaylı olarak seçimi gibi çeşitli anayasal önlemlerle yeni cumhuriyetçi rejimi partileşme ve gruplaşmaya karşı korumaya çalışmışlardı. Kurucuların bu niyetine rağmen, ABD 1800 yılında, yürütme gücünün bir gruptan diğerine seçimle aktarılması için ulusal tabanlı siyasi partiler kuran ilk ülke oldu. Siyasi partilerin gelişimi ve yaygınlaşması oy kullanma hakkının genişletilmesiyle yakından bağlantılıdır. Cumhuriyetçi yönetimin başlarında yalnızca mülkiyet sahibi erkekler oy kullanma hakkına sahipti. Ancak göç, şehirlerin büyümesi ve ülkenin batısının genişlemesi gibi diğer demokratik sebeplerden dolayı 19. yüzyılın başlarında bu kısıtlama geçerliliğini yitirmeye başladı. Zamanla mülkiyet sahipliği, ırk ve cinsiyete dayanan kısıtlamaların ortadan kalkması sayesinde yetişkin nüfusun büyük bir kısmına oy kullanma hakkı tanındı. Özellikle ırk merkezli oy kullanamama durumu ABD’de çok geniş çaplı protestolara ve toplumsal olaylara neden oldu. Yasayla belirtilen hakların kullanılması konusunda bile eyalet merkezli keyfi uygulamalar özellikle siyahilerin oy kullanmasını engelliyordu. Seçmenlerin sayısı arttıkça, siyasi partiler büyüyen seçmen kitlesini siyasi kontrol aracı olarak harekete geçirmeye çalıştı. Siyasi partiler bu önemli görevi başarmak için kurumsallaşmaya başladı. Böylece Amerika’daki partiler demokratik gelişimin bir parçası haline geldi ve 1930’lu yılların başlarında siyasi arenada sağlam bir yer edindiler. Günümüzde, 18. ve 19. yüzyıldaki partilerin devamı niteliğindeki Cumhuriyetçi ve Demokrat Partiler siyasi sürece hâkimdir.

Bazı istisnalara rastlansa da bu iki büyük parti başkanlık, Kongre, valilik ve eyalet yasama organlarına da hâkimdir. Sözgelimi, 1852 yılından bu yana göreve gelen bütün başkanlar ya Cumhuriyetçi ya da Demokrat Partidendir. II. Dünya Savaşından sonraki dönemde bu iki büyük partinin başkanlık için aldığı oylar ortalama olarak yüzde 95 civarındadır. 50 eyalette göreve gelen valilerin Demokrat ya da Cumhuriyetçi Parti mensubu olmamasına çok nadir rastlanır. Bağımsız üyelerin veya üçüncü bir partiden olan Kongre veya eyalet yasama meclisi üyelerinin sayısı çok azdır. Amerikan siyasi sistemindeki uzun süreli ve etkileyici organize partizanlığa rağmen, Amerikan kültürünün en temel özelliklerinden biri halkın siyasi partilere duyduğu güvensizliğin giderek artmasıdır. Kongre ve eyalet adaylarını belirlemek için ön seçim sisteminin benimsenmesi ve giderek sistemleşmesi halkın partilere muhalif olduğunun bir kanıtıdır.

Günümüzde Amerikalılar parti başkanlarının hükümet üzerinde büyük bir güce sahip olmalarına karşıdır. Kamuoyu anketleri sürekli olarak, nüfusun büyük bir çoğunluğunun, partilerin kimi zaman sorunları çözmek yerine daha karmaşık hale getirdiğini ve oy pusulasında hiçbir partinin bulunmamasının daha iyi olacağını düşündüğünü göstermektedir. Partiler, partiye bağlı olan seçmenlerin sayısında önemli bir azalmanın olması sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu sorunun göstergelerinden biri pusula bölünmesidir. Söz gelimi, bir seçmen kendi partisinin başkan adayına ve Kongre üyeliği için başka bir partinin adayına oy verebilir. Dolayısıyla başkanlar bölünmüş bir hükümet sisteminde, zaman zaman bir veya iki Kongre meclisinde çoğunluğa sahip olmadan ülkeyi yönetmek zorunda kalırlar. Bu bölünme çoğu zaman ufak meselelerin bile bir çatışma aracı olarak kullanılmasına ve ülkenin yönetilmesinde büyük problemlere yol açar. Hükümetin yasama ve yürütme organlarının partiler tarafından bölünmesine hem ulusal hükümette hem de 50 eyalet hükümetinde yaygın şekilde rastlanır. Bazı gözlemciler seçmenler için uygunsuz olabilecek büyük hükümet girişimlerini engelleyeceği için seçmenlerin de bu bölünmeyi tercih ettiğini düşünüyor. Son yıllarda kendilerini “bağımsız” olarak nitelendiren seçmenlerin sayısı artmıştır. Pek çok eyalette bu vatandaşların bağımsız olarak kayıt yaptırmasına izin verilir. Ancak kamuoyu anketleri, bağımsız olduklarını iddia eden bu kişilerin bile normalde siyasi bir partiye eğilimleri olduğunu gösterir. Üçüncü partiler ve bağımsız adaylar daha önce bahsedilen engellere rağmen, Amerikan siyasi sisteminde sürekli bir role sahiptir. Zaman zaman bu partilerilerin yüzleşmekten kaçındıkları sosyal meseleleri kamu ve hükümet gündemine taşımışlardır. Ancak üçüncü paritlerin çoğu tek bir seçimde ayakta kalabilmiş daha sonra kapanmış, önemini yitirmiş veya büyük partilere katılmıştır. Burada ülkeyi bölen bir ahlak sorunu yani kölelik söz konusuydu. Bu sorun aday toplamak ve seçmenleri harekete geçirmek için sağlam bir temel teşkil etti.

Üçüncü partilerin seçim sonuçları üzerinde büyük bir etkisi olabileceğine dair kanıtlar mevcuttur. Söz gelimi, Theodore Roosevelt’in 1912’deki üçüncü parti adaylığı Cumhuriyetçi seçmenleri bölerek Demokrat Woodrow Wilson’ın toplam oy sayısının yarısından azıyla seçilmesini sağladı. 1992’de, H. Ross Perot’un bağımsız adaylığı 1980’lerde Cumhuriyetçilere oy veren seçmenlerin fikrini değiştirmiş ve seçimlerden önce görevde olan Cumhuriyetçi başkan George H. W. Bush’un galip gelmesine neden olmuştur. Bu durumun en yakın örneği 2000 yılında Cumhuriyetçi George W. Bush ve Demokrat Al Gore arasında yaşanan çekişmedir. Green Party adayı Ralph Nader Florida’da seçimlere katılmasaydı, Gore buradaki seçici oyları kazanıp başkan olabilirdi. Tabii burada bahsedilmesi gereken etken Amerikan seçim sisteminde var olan Seçici kurulun mevcudiyetidir. Demokrat Parti adayı Al Gore genel oyların çoğunu almasına karşın, Florida’daki seçici kurulun oylarını almayı başaran G.W Bush başkan olmuştur. Bir diğer unutulmaması gereken mesele de, seçimler sırasında Florida valisi G.W. Bush’un kardeşi Jebb Bush idi.

Kamuoyu anketleri 1990’lı yıllardan beri, üçüncü parti kavramının büyük destek gördüğünü sürekli olarak ortaya koymaktadır. 2000 yılı seçimlerinden önce yapılan Gallup Anketi Amerikalıların yüzde 67’sinin Cumhuriyetçi ve Demokrat adaylara karşı üçüncü bir partinin başkanlık, Kongre üyeliği ve eyalet görevleri için aday göstermesi fikrine sıcak baktığını göstermiştir. Teksaslı milyarder Ross Perot’un 1992’deki başkanlık seçimlerinde oyların yüzde 19’unu almasının sebebi bu fikir ve kampanya için çok para harcamış olmasıdır. Bu, Progressive (İlerici) Party’den Theodore Roosevelt’in 1912’de oyların yüzde 27’sini almasından bu yana üçüncü bir partinin elde ettiği en yüksek oy oranıdır.

Yerel yönetimde bağımsız adaylara daha sık rastlanır. Özellikle adayların herhangi bir partiye bağlılıklarını ilan etmesinin gerekmediği küçük şehir ve kasabalarda veya şehir merkezinin yeniden kalkındırılması ya da okul yapımı gibi belli bir yerel girişimi destekleyen kişiler aynı görüşteki gruba katılarak farklı görevler için bağımsız aday olabilir. İki büyük partinin ulusal, eyalet ve yerel düzeyde yönetimi organize edip hâkim olmasına rağmen ideolojiye ve programa olan bağlılıkları birçok demokratik ülkedeki partilerden daha azdır. Bu büyük partiler, ülkenin siyasi gelişimine adapte olabilmeleri sayesinde siyasi süreci pratik olarak büyük ölçüde etkiler.

Seçici kurul (Electoral College) sistemi

İki partili sistemi destekleyen bir diğer unsur da başkanlık seçiminde uygulanan Seçici Kurul sistemidir. Amerikalılar Seçici Kurul sistemi kapsamında teknik olarak, başkan ve yardımcısı için doğrudan oy kullanmaz. Bunun yerine her eyalette bir başkan adayına bağlı olan “seçici” grubuna oy verir. Seçicilerin sayısı bir eyaletteki kongre delegasyonunun yani eyaletteki temsilci ve sanatörlerin sayısına tekabül eder. Başkanın seçilmek için 50 eyaletteki 538 seçici oyun mutlak çoğunluğunu alması gereklidir. (Bu rakama, eyalet olmayan ve Kongrede temsil edilmeyen başkent Washington’ın (District of Columbia) üç seçici oyu da dâhildir.) Bu gereklilik üçüncü bir parti adayının başkanlık yarışındaki işini bir hayli zorlaştırır çünkü eyaletlerin seçici oyları kazanan her şeyi alır (iki istisna dışında) sistemine göre dağıtılır. Yani çok az farkla olsa bile bir eyaletteki oyların çoğunluğunu alan herhangi bir aday o eyaletteki seçici oyların tümünü kazanır. Maine ve Nebraska’da oyların çoğunluğunu alan aday iki seçici oy kazanırken diğer seçim bölgesindeki adaylar bir seçici oy alır. Tek üyeli bölge sistemi gibi Seçici Kurul da herhangi bir eyaletin seçici oylarını kazanma şansı düşük olan ve yeterli sayıda eyalet seçici oyu kazanma şansı olmayan üçüncü partilerin aleyhine çalışır. Ülkenin kurucuları gücü eyaletler ve ulusal hükümet arasında paylaştırma planlarının bir parçası olarak Seçici Kurul sistemini tasarlamıştır. Bu sisteme göre bir adayın ülke genelinde oyların çoğunluğunu alması başkan olması için gerekli değildir. Bu nedenle, eyalet seçimlerine göre kazanılan seçici oylar ülke genelindeki oyların sayısından farklı bir sonuç oluşturabilir. Amerikan tarihinde 17 kişi oyların çoğunluğunu almadan başkanlık seçimini kazanmıştır. Bu kişilerden ilki 1824 yılındaki seçimlerin galibi John Quincy Adams, sonuncusu 2000 yılı seçimleri galibi George W.
Bush ve 2016 seçimlerinde Donald Trump’tır. Bazıları Seçici Kurulu eskimiş bir sistem olarak görürken, bazı gözlemciler bu sistemi destekler; çünkü bu sistem başkan adaylarının sadece nüfusu çok olan eyaletlerde değil pek çok eyalette yarışmasını gerektirir. Bu sistemin sonuçlarına bakıldığı zaman dünyanın geri kalanında uygulanan demokratik seçimlere zıt antidemokratik bir durum ortaya çıkar. Nitekim genel oyların çoğunu almayı başarmış bir başkan adayının başkan olmaması temsilde adalet ilkesine vurulmuş bir darbedir.

Kongre seçimleri 

ABD Kongre seçimlerinin başkan seçimleri kadar rekabetçi ve önemli olduğu söylenebilir. Bunun nedeni Kongrenin yasa yapmada merkezi bir rol oynamasıdır. Yürütme işlevinin parlamento tarafından yapıldığı parlamenter bir sistemden farklı olarak, Amerikan sistemi daha önce de belirtildiği gibi yasama ve başkanlık organlarını birbirinden ayırır. Başkanlar ve yasama organı üyeleri ayrı ayrı seçilir. Başkan Kongreye yasa teklifi sunabilir ancak yasanın taslağı bu kurumdaki destekçileri tarafından hazırlanmalı ve imza için başkana geri gönderilmeden önce Kongreden geçmelidir. Temsilciler Meclisi ve Senato, başkanın isteğinden yasal ve politik olarak bağımsızdır. Kongrede, Amerikan parti disiplini, parlamenter sistemlerden daha ılımlıdır. Kongre üyeleri meselelere uygun gördükleri şekilde, buna tekrar seçilmeleri de dâhil, oy verebilir. Sonuç olarak, kongre liderleri başarılı bir koalisyon oluşturmak için belli bir konuda kesin bir görüşe sahip tarafların otomatik olarak desteğini beklemektense kongre üyeleriyle görüşerek siyasi çoğunluğu sağlamalıdır. Bu nedenle kongre zaferini kazanmak zordur. Dolayısıyla, Kongre gibi kongre üyeleri de güçlü ve yapacakları önceden tahmin edilemeyeceğinden Kongre seçimleri ülke için önemlidir.

Temsilciler meclisi ve Senato

Temsilciler Meclisi ve Senato neredeyse eşit yetkilere sahip olmakla beraber üyelerin seçilme yöntemi biraz farklıdır. Amerikan Cumhuriyetinin kurucuları Temsilciler Meclisi üyelerinin halka yakın olması, halkın istek ve emellerini yansıtması niyetindeydi. Bu nedenle Kurucular küçük yasama bölgelerinden çok sayıda üyenin bulunması ve iki yılda bir seçim yapılması için Meclisi oldukça büyük şekilde tasarlamıştır. İlk başta iki yıllık bir dönem bile çok uzun bulundu. Ulaşımın atla yapıldığı günlerde Washington’da iki yıl için seçilen bir kongre üyesi görev süresi boyunca seçmenlerinden uzak kalıyordu. Bugünlerde ise kongre üyeleri, iki yılda bir yapılan seçimler nedeniyle destek toplamak için her hafta kendi bölgelerine gidiyor. Temsilciler Meclisindeki her sandalye bir bölgeyi temsil eder. Yukarıda belirtildiği gibi her üye çoğunluk kuralı çerçevesinde kendi bölgesinden tek temsilci olarak seçilir. Mecliste sandalyeler eyaletlerin nüfusuna göre dağıtılır ancak 50 eyalet için mutlaka en az bir sandalye bulunur. Söz gelimi, Alaska’nın nüfusu çok az olduğu için Mecliste yalnızca bir sandalyeye sahiptir. Kaliforniya nüfusu en kalabalık eyalet olarak 53 sandalyeye sahiptir. Her on yılda bir yapılan nüfus sayımından sonra, son on yılda eyaletlerin nüfusundaki değişikliklere göre bir eyaletin sandalye sayısı yeniden hesaplanır ve eyaletin nüfusunun artmasına veya yapılan iç göçe bağlı olarak eyalete ayrılan sandalye sayısındaki değişikliği yansıtmak için eyalet yasama meclisleri seçim bölgesi sınırlarını yeniden belirler. Bu nedenle Amerika’da nüfus sayımları çpk büyük önem arz etmektedir. Bu nüfus sayımı sadece seçim sebebi ile değil, aynı zamanda eyaletlerin aldığı federal yardımları da yakından ilgilendirdiği için eyaletler nüfus sayımı zamanında çok büyük kampanyalar yaparlar. Senato, üyelerin daha fazla seçmeni yani bütün eyaleti temsil etmek ve nüfusa bakılmaksızın her eyaletin eşit şekilde temsil edilmesini sağlamak üzere kurulmuştur. Küçük eyaletler Senatoda büyük eyaletler kadar etkilidir (iki senatör). Senatörler ilk başta eyalet yasama meclisi tarafından seçiliyordu. 1913’te Anayasada yapılan on yedinci değişiklik çerçevesinde, senatörler doğrudan eyaletlerindeki seçmenler tarafından seçilmeye başlandı. Her eyaletin farklı zamanlarda altı yıl için seçilen iki senatörü bulunur. Senatonun üçte biri her iki yılda bir yeniden seçilir. Bir eyaletten en çok oyu alan aday senatör seçilir.

ABD’de seçim prosedürü 

ABD seçimlerinin organize edilip yapılmasından ve oyların sayılıp sonuçların belgelenmesinden binlerce kişi sorumludur. Bu kişilerin önemli olduğu kadar karışık bir dizi görevi vardır; seçimlerin tam tarihini ayarlama, adayların uygun olduğunu onaylama, uygun seçmenleri kaydetme ve seçmen listelerini hazırlama, seçim ekipmanlarını seçme, oy pusulalarını tasarlama, seçim günü oylamayı yönetecek çok sayıdaki geçici görevliyi organize etme ve son olarak oyları sayma ve sonuçları belgeleme. Amerikan seçimlerinin çoğunda sonuçlar birbirine çok yakın değildir. Ancak bazen bir taraf çok az farkla kazanırken kimi zaman sonuçlar tartışmalara yol açar. 2000 yılı başkanlık seçimi sonuçları- Amerikan tarihinde sonuçların birbirine en yakın olduğu başkanlık seçiminde kazanını belirlemek için uzun süren çekişme – Amerikalıları ilk kez bu idari meselelerin pek çoğuyla karşı karşıya bıraktı.

ABD’de seçim süreci iki aşamalıdır. Ulusal bir geçerli seçmen listesi olmadığı için bir vatandaş̧ öncelikle kayıt yaptırarak seçmenlik vasfı kazanmalıdır. Vatandaşlar oy kullanabilmek için ikamet ettikleri yerde kayıt yaptırırlar; yeni bir yere taşındıkları takdirde yeni adreslerinde tekrar kayıt yaptırmaları gereklidir. Kayıt sistemleri seçim hilelerini ortaya çıkarmak üzere tasarlanmıştır. Seçmen kayıt prosedürleri eyaletten eyalete değişmektedir. Eskiden seçmen kayıt prosedürleri başta Güneydeki Afrikalı Amerikanlar olmak üzere belli vatandaşları seçimlere katılmaktan caydırmak üzere kullanılmıştır. Yakın zamanda kayıt koşullarını kolaylaştırmaya yönelik bir eğilim oldu. Söz gelimi, 1993 Ulusal Seçmen Kayıt Yasası sayesinde vatandaşlar ehliyetlerini yenilerken seçmen kayıtlarını da yaptırabiliyor.

Seçim yetkililerinin en önemli görevlerinden biri, uygun olan herkesin kayıt yaptırmasını, uygun olmayanların ise yaptırmamasını sağlamaktır. Yerel seçim yetkilileri genellikle yakın tarihteki seçimlerde oy kullanmayanları listeden silmezler, aksi takdirde potansiyel olarak uygun bir seçmeni listeden silmiş olabilirler. Listede isimleri olmayan vatandaşlar sandık başına gittiğinde geçici bir oy pusulası verilir ve oyları kaydedilir. Oyları geçerli sayılmadan önce uygun olup olmadıkları incelenir.

Seçim Yönetimi

Federal bir görev için olsa bile aslında ABD’de seçim yerel düzeyde, yerel yetkililer tarafından yapılır. Bu da daha önce belirtildiği gibi genellikle il veya belediye görevlisi ya da sayman olan seçim yöneticileri için zorlu bir görevdir. Bu kişiler yıl boyunca seçmenlerin kaydını yapmaktan ve vatandaşların seçim için uygun olup olmadıklarını belirlemekten sorumludur. Ayrıca her seçim için oy pusulası hazırlar, geçerliliği onaylanan bütün adayların isminin listede olmasını sağlar ve karar verilecek bütün meselelerin doğru şekilde dile getirildiğinden emin olurlar. Ve oy pusulasının mümkün olduğunca basit ve kolay anlaşılır olmasını sağlarlar.

Oy pusulası formu için ulusal bir standart mevcut değildir. Oy Hakkı Yasası gereğince seçim yetkilileri, nüfusun tamamı ana dil olarak İngilizce konuşmuyorsa oy pusulalarını birden fazla dilde hazırlayabilir. Bazı idari bölgelerde aday ve partilerin oy pusulasındaki sırası rastgele belirlenir. Yerel seçim yetkilileri özel oylama araçları ve bunlara göre oy pusulası seçmelidir. Seçimler arası dönemlerde, bu yetkililer oylama araçlarının saklanması ve bakımından sorumludur. En zor görevlerinden biri uzun süren seçim gününde (genellikle 10 ila 15 saat) çalışacak çok sayıda geçici personel istihdam edip bunları eğitmektir.

Oy Pusulasının Yapısı 

Ekipman ve oy pusulaları genellikle yerel yetkililer tarafından satın alınır. Bu nedenle seçmenlerin kullandığı ekipmanın tipi ve durumu genellikle yerel yönetimin sosyo-ekonomik durumuna ve vergi matrahına bağlıdır. Yerel vergi geliri okul, polis ve itfaiye hizmetleri, parklar ve eğlence tesisleri için de kullandığından, oylama teknolojisine yapılan yatırımlar genellikle daha önemsizdir.

ABD’de çok çeşitli oylama aracı bulunur ve oylama teknolojisi sürekli olarak değişir. Eskiden olduğu gibi adayın isminin yanına elle “X” işareti konan kâğıt pusulaların kullanıldığı çok az yer kalmıştır ancak günümüzde pek çok bilgisayar destekli sistem hala içi doldurulan daireler veya birleştirilen çizgilerin bulunduğu kâğıt oy pusulasına dayanır. Oyların kaydedilmesi için bu pusulalar optik tarama olarak bilinen sistemle mekanik olarak taranır.

Bazı idari bölgelerde hala, seçmenlerin tercih ettikleri adayın isminin veya destekledikleri bir durumun yanındaki küçük kolu çevirdikleri “kollu” makineler kullanılır. Yaygın olarak kullanılan başka bir alet de “delikli kart” makinesidir. Oy pusulası adayın isminin yanına delik delinen bir karttır veya kart oy pusulası resmiyle aynı hizada bulunan bir yuvaya yerleştirilir ve delikler delinir. Bu pusulalar 2000 yılı ABD başkan seçimlerinde Florida’da oyların sayımı sırasında tartışmalara neden oldu. Bu tartışmaların sonucunda pek çok idari bölge delikli kart makinelerini kullanmaktan vazgeçti. Help America Vote Act (Amerika Seçim Yardımı Yasası) kollu ve delikli kart oylama sistemlerini değiştirmeleri için idari bölgelere gönüllüler tarafından finans sağlanmasını öngörür Otomatik para makinelerine benzeyen ve dokunmatik ekranları olan doğrudan kayıt cihazlarının (DRE) kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Güvenlik uzmanları bu sistemlerin güvenlikle ilgili meselelerini çözmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz yıllarda seçmenlerin seçim gününden önce pusula alması yolunda önemli bir değişiklik yapıldı. Bu uygulama seçim gününde evlerinde (ve oy kullanma yerinde) olamayacaklarını tahmin eden seçmenlerin posta yoluyla oylarını kullanmalarını sağlamak için gerekli düzenlemelerin yapılmasıyla başladı. Bazı eyaletler ve yerel idari bölgeler bu düzenlemenin kapsamını genişleterek vatandaşların “sürekli şekilde postayla oy kullanan seçmen” olarak kaydettirmelerini ve her seçimde evlerine bir oy pusulası gönderilmesini sağladı. Diğer eyaletlerden farklı olarak Oregon’da herkes oyunu postayla gönderir. Postayla oy kullanan seçmenler genellikle oylarını postayla gönderirler.

Diğer yeni bir olanak da “erken oy kullanma” şansıdır. Seçim gününden üç hafta önce alışveriş merkezlerine ve diğer kamu alanlarına oylama makineleri yerleştirilir. Vatandaşlar istedikleri zaman buralarda oylarını kullanır. 2016 seçimlerinde büyük bir düşüş yaşanan oy verme meselesi, 2020 yılında yapılacak seçimlerde rekor düzeyde olması bekleniyor. Zira bazı eyaletlerde oy vermek isteyen insanlar kilometrelerce kuyruk oluşturuyor.  Tabii ki bu makinaların güvenliğinin sorgulanması da doğaldır. Günümüzde devam eden seçimlerde bazı bölgelerde resmi olmayan pusula makinalarına atılan oyların geçersiz olacağı yönünde çok büyük tartışma yaratmaktadır. Bu iddiayı savunan Demokrat parti yetkilileri, bu makinaların Cumhuriyetçiler tarafından bilerek konulduğunu ve oy sayımında kendi aleyhlerine sonuç çakacağını savunmaktadır. Oylar seçim günü sayılır. Seçim gününden önce kullanılan oyların oranı artmasına rağmen, sandıklar kapanana kadar sayım işlemi başlamaz. Bu nedenle hangi adayın önde veya geride olduğuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmaz. Sonuçlarla ilgili yapılan erken bir açıklama seçimin sonraki aşamalarını etkileyebilir.

Her geçen gün tansiyon ve gerilimin yukarı tırmandığı Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri yarışında demokratlar ve cumhuriyetçiler bir birini hırpalamaya devam ediyor. Donald Trump’ın anketlerde geriden takip ettiği Joe Biden arasındaki rekabetin şartlarını ise hiç şüphesiz seçim sistemi belirliyor.

Yakın dönemin en hırçın ve en ateşli seçim kampanyalarına sahne olan ABD’deki 3 Kasım’da neticelenecek seçim takvimi işlemeye devam ediyor. Pandemi sürecinde kötü bir sınav veren Trump’ın temsil ettiği Cumhuriyetçilerin karşısına Joe Biden ile çıkan Demokratlar anket sonuçlarına göre önde ilerliyor. Marjinalliğin ve sivri dilin kitle topladığı seçimden kimin galip çıkacağını hep birlikte göreceğiz. Gelin her seçim merak konusu haline gelen ABD’deki seçim sistemi ve önümüzdeki süreci birlikte okumaya devam edelim.

SEÇİCİ KURUL (ELECTORAL COLLEGE) SİSTEMİ

İki partili sistemi destekleyen  bir diğer unsur da başkanlık seç iminde uygulanan Seçici Kurul sistemidir. Amerikalılar Seçici Kurul sistemi kapsamında teknik olarak, başkan ve yardımcısı için doğrudan oy kullanmaz. Bunun yerine her eyalette bir baş kan adayına bağlı olan “seçici” grubuna oy verir. Seçicilerin sayısı bir eyaletteki kongre delegasyonunun yani eyaletteki temsilci ve senatörlerin sayısına tekabü l eder. Baş kanın seçilmek için 50 eyaletteki 538 seçici oyun mutlak çoğunluğunu alması gereklidir. (Bu rakama, eyalet olmayan ve Kongrede temsil edilmeyen baş kent Washington’ın (District of Columbia) ü ç seçici oyu da dâhildir.) Bu gereklilik üçüncü bir parti adayının başkanlık yarışındaki işini bir hayli zorlaştırır çünkü eyaletlerin seçici oyları kazanan her şeyi alır (iki istisna dışında) sistemine göre dağıtılır.

Yani çok az farkla olsa bile bir eyaletteki oyların çoğunluğunu alan herhangi bir aday o eyaletteki seçici oyların tümünü kazanır. Maine ve Nebraska’da oyların çoğunluğunu alan aday iki seçici oy kazanırken diğer seçim bölgesindeki adaylar bir seçici oy alır.

SİSTEM NASIL ÇALIŞIR?

Tek ü yeli bölge sistemi gibi seçici Kurul da herhangi bir eyaletin seç ici oylarını kazanma şansı düşük olan ve yeterli sayıda eyalet seçici oyu kazanma şansı olmayan üçüncü partilerin aleyhine çalışır.

Ülkenin kurucuları gücü eyaletler ve ulusal hükümet arasında paylaştırma planlarının bir parçası olarak Seçici Kurul sistemini tasarlamıştır. Bu sisteme göre bir adayın ülke genelinde oyların çoğunluğunu alması baş kan olması iç in gerekli değildir. Bu nedenle, eyalet seçimlerine göre kazanılan seçici oylar ülke genelindeki oyların sayısından farklı bir sonuç oluşturabilir.

Amerikan tarihinde 17 kişi oyların çoğunluğunu almadan başkanlık seçimini kazanmış tır. Bu kişilerden ilki 1824 yılındaki seç imlerin galibi John Quincy Adams, sonuncusu 2000 yılı seç imleri galibi George W. Bush ve 2016 seçimlerinde Donald Trump’tır.

Bazıları Seçici Kurulu eskimiş bir sistem olarak görürken, bazı gözlemciler bu sistemi destekler; çünkü bu sistem baş kan adaylarının sadece nüfusu çok olan eyaletlerde değil pek çok eyalette yarışmasını gerektirir. Bu sistemin sonuçlarına bakıldığı zaman dünyanın geri kalanında uygulanan demokratik seçimlere zıt antidemokratik bir durum ortaya çıkar. Nitekim genel oyların çoğunu almayı başarmış bir başkan adayının başkan olmaması temsilde adalet ilkesine vurulmuş bir darbedir.

KONGRE SEÇİMLERİ

ABD Kongre seçimlerinin başkan seçimleri kadar rekabetçi ve önemli olduğu söylenebilir. Bunun nedeni Kongrenin yasa yapmada merkezi bir rol oynamasıdır. Yürütme işlevinin parlamento tarafından yapıldığı parlamenter bir sistemden farklı olarak, Amerikan sistemi daha önce de belirtildiği gibi yasama ve baş kanlık organlarını birbirinden ayırır. Baş kanlar ve yasama organı üyeleri ayrı ayrı seçilir. Baş kan Kongreye yasa teklifi sunabilir ancak yasanın taslağı bu kurumdaki destekçileri tarafından hazırlanmalı ve imza için başkana geri gönderilmeden önce Kongreden geçmelidir. Temsilciler Meclisi ve Senato, başkanın isteğinden yasal ve politik olarak bağımsızdır. Kongrede, Amerikan parti disiplini, parlamenter sistemlerden daha ılımlıdır. Kongre üyeleri meselelere uygun gördükleri şekilde, buna tekrar seç ilmeleri de dâhil, oy verebilir.

Sonuç olarak, kongre liderleri baş arılı bir koalisyon oluşturmak için belli bir konuda kesin bir görüşe sahip tarafların otomatik olarak desteğini beklemektense kongre üyeleriyle görüşerek siyasi çoğunluğu sağlamalıdır. Bu nedenle kongre zaferini kazanmak zordur. Dolayısıyla, Kongre gibi kongre üyeleri de güçlü ve yapacakları önceden
tahmin edilemeyeceğinden Kongre seçimleri ülke için önemlidir.

TEMSİLCİLER MECLİSİ VE SENATO

Temsilciler Meclisi ve Senato neredeyse eş it yetkilere sahip olmakla beraber ü yelerin seç ilme yöntemi biraz farklıdır. Amerikan Cumhuriyetinin kurucuları Temsilciler Meclisi ü yelerinin halka yakın olması, halkın istek ve emellerini yansıtması niyetindeydi. Bu nedenle Kurucular küçük yasama bölgelerinden çok sayıda üyenin bulunması ve iki yılda bir seç im yapılması iç in Meclisi oldukça büyük şekilde tasarlamıştır.

İlk başta iki yıllık bir dönem bile çok uzun bulundu. Ulaşımın atla yapıldığı günlerde Washington’da iki yıl için seç ilen bir kongre üyesi görev süresi boyunca seçmenlerinden uzak kalıyordu. Bugünlerde ise kongre ü yeleri, iki yılda bir yapılan seçimler nedeniyle destek toplamak iç in her hafta kendi bölgelerine gidiyor.

Temsilciler Meclisindeki her sandalye bir bölgeyi temsil eder. Yukarıda belirtildiği gibi her üye çoğunluk kuralı çerçevesinde kendi bölgesinden tek temsilci olarak seçilir.

Mecliste sandalyeler eyaletlerin nüfusuna göre dağıtılır ancak 50 eyalet iç in mutlaka en az bir sandalye bulunur. Söz gelimi, Alaska’nın nüfusu çok az olduğu için Mecliste yalnızca bir sandalyeye sahiptir. Kaliforniya nüfusu en kalabalık eyalet olarak 53 sandalyeye sahiptir.

Senatoların kuruluş mantığı

Senato, üyelerin daha fazla seç meni yani bütün eyaleti temsil etmek ve nüfusa bakılmaksızın her eyaletin eşit şekilde temsil edilmesini sağlamak üzere kurulmuştur. Küçük eyaletler Senatoda büyük eyaletler kadar etkilidir (iki senatör). Senatörler ilk başta eyalet yasama meclisi tarafından seç iliyordu.

1913’te Anayasada yapılan on yedinci değişiklik çerçevesinde, senatörler doğrudan eyaletlerindeki seç menler tarafından seçilmeye başlandı. Her eyaletin farklı zamanlarda altı yıl için seçilen iki senatörü bulunur. Senatonun üçte biri her iki yılda bir yeniden seçilir. Bir eyaletten en çok oyu alan aday senatör seçilir.

10 yılda bir nüfus sayımı

Her on yılda bir yapılan nüfus sayımından sonra, son on yılda eyaletlerin nüfusundaki değişikliklere göre bir eyaletin sandalye sayısı yeniden hesaplanır ve eyaletin nüfusunun artmasına veya yapılan iç göçe bağlı olarak eyalete ayrılan sandalye sayısındaki değişikliği yansıtmak için eyalet yasama meclisleri seçim bölgesi sınırlarını
yeniden belirler. Bu nedenle Amerika’da nüfus sayımları çok büyük önem arz etmektedir. Bu nüfus sayımı sadece seçim sebebi ile değil, aynı zamanda eyaletlerin aldığı federal yardımları da yakından ilgilendirdiği için eyaletler nüfus sayımı zamanında çok büyük kampanyalar yaparlar.

******

Dünyanın dikkatle takip ettiği ABD’nin başkanlık seçimleri her seferinde yarışın kurallarına bulaştırılan şaibe iddialarıyla gündeme geliyor. Ülkenin siyasetini dizayn etmeye çalışan karanlık finans gücünü hedefe oturtan bu iddialardan son dönemde Rusya da payına düşeni alıyor. Peki ABD’de seçim prosedürü nasıl işliyor?

ABD seç imlerinin organize edilip yapılmasından ve oyların sayılıp sonuçların belgelenmesinden binlerce kişi sorumludur. Bu kişilerin önemli olduğu kadar karışık bir dizi görevi vardır; seç imlerin tam tarihini ayarlama, adayların uygun olduğunu onaylama, uygun seçmenleri kaydetme ve seç men listelerini hazırlama, seçim ekipmanlarını seçme, oy pusulalarını tasarlama, seçim günü oylamayı yönetecek çok sayıdaki geçici görevliyi organize etme ve son olarak oyları sayma ve sonuçları belgeleme. Amerikan seçimlerinin çoğunda sonuçlar birbirine çok yakın değildir. Ancak bazen bir taraf ç ok az farkla kazanırken kimi zaman sonuçlar tartışmalara yol açar.

2000 yılı başkanlık seçimi sonuçları -Amerikan tarihinde sonuçların birbirine en yakın olduğu başkanlık seçiminde kazanını belirlemek için uzun süren çekişme – Amerikalıları ilk kez bu idari meselelerin pek çoğuyla karşı karşıya bıraktı.

SEÇİM YÖNETİMİ

Federal bir görev için olsa bile aslında ABD’de seç im yerel düzeyde, yerel yetkililer tarafından yapılır. Bu da daha önce belirtildiği gibi genellikle il veya belediye görevlisi ya da sayman olan seçim yöneticileri için zorlu bir görevdir.

Bu kişiler yıl boyunca seç menlerin kaydını yapmaktan ve vatandaşların seçim için uygun olup olmadıklarını belirlemekten sorumludur.

Ayrıca her seçim için oy pusulası hazırlar, geçerliliği onaylanan bütün adayların isminin listede olmasını sağlar ve karar verilecek bütün meselelerin doğru şekilde dile getirildiğinden emin olurlar. Ve oy pusulasının mümkün olduğunca basit ve kolay anlaşılır olmasını sağlarlar.

Oy pusulası formu iç in ulusal bir standart mevcut değ ildir. Oy Hakkı Yasası gereğince seçim yetkilileri, nüfusun tamamı ana dil olarak İngilizce konuşmuyorsa oy pusulalarını birden fazla dilde hazırlayabilir. Bazı idari bölgelerde aday ve partilerin oy pusulasındaki sırası rastgele belirlenir. Yerel seç im yetkilileri özel oylama araç ları ve bunlara göre oy pusulası seçmelidir. Seç imler arası dönemlerde, bu yetkililer oylama araçlarının saklanması ve bakımından sorumludur.

En zor görevlerinden biri uzun süren seçim gününde (genellikle 10 ila 15 saat) çalışacak çok sayıda geçici personel istihdam edip bunları eğ itmektir.