Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Batı düşmanına karar veremiyor

Dünyanın emperyalist uluslararası dengeleri, her dönem kendi emellerine ulaşma yolunda kirli ajandalarına meşruiyet zemini oluşturmak için yeni düşmanlar seçiyor. Kuruluşundan bugüne kapalı kapılar ardında İslam’ı ve Müslümanlar’ı hedefe oturtan NATO, ilk kez yükselen ekonomisiyle Çin’i tehlike olarak algıladığını ilan etti. Peki, Batı için gerçek düşman kim?

Muhammed Şimşek
Batı düşmanına karar veremiyor

Diriliş Postası Haber Müdürü Muhammed Şimşek/Analiz-Yorum

Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyada kurguladığı kapitalist sistem içinde NATO şemsiyesi altında toplanan Batılı ülkeler emperyalizmin Avrupa’yı tahakküm altında tutan askeri gücünü oluşturuyor. NATO ile birlikte ABD ve onun efendisi konumundaki İsrail’in tasmalı piyonları haline gelen ülkelerin 1990’lı yıllardan bugüne kendine İslam ve Müslümanlar’ı düşman seçtiği vesikalarıyla ortada duruyor. İngiltere eski başbakanı Margaret Thatcher’ın “Düşmanı olmayan bir ideoloji yaşayamaz ve gelişemez. Bizim mutlaka bir düşmana ihtiyacımız vardır” sözlerini sarf ettiği günden bu yana İslam ve Müslümanlar, Batı için değişmeyen düşmanın ta kendisi oldu.

BATI’DA YÜKSELEN İSLAM DÜŞMANLIĞI

Bugün halihazırda İslam ülkelerinin hemen hepsi başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin körüklediği iç karışıklıklarla boğuşuyor. Irak’ı özgürleştirmek bahanesiyle işgal eden ABD’nin petrol kuyularını sömürmek için halka yaşattığı vahşet tablosu ortadayken Tunus’ta başlayıp Mısır, Suriye, Libya vs İslam ülkelerini kol gezen kaos yüz binlerce sivilin katledilmesine milyonlarcasının sürgün hayatı yaşamasına sebep oldu.

Kendi yaktıkları iç savaş yangınından kaçan kadın, çocuk, yaşlı ve hasta binlerce mülteciye kapılarını kapatmakta bir an olsun tereddüt etmeyerek insanlık sınavını da veremeyen Batı’da her geçen gün daha da keskinleşen nefret söylemleri geniş kitleleri etkisi altına alıyor. Yaşanan saldırıların terör mü yoksa münferit mi olduğuna saldırganın kimliğine ve inancına göre karar verilirken İslam ve Müslümanlar adeta şeytanlaştırılıyor.

İFLAH OLMAZ NEFRET DİLİ

Batılı ülkelerde siyasi partilerden sivil toplum kuruluşlarına varıncaya kadar topluma hitap eden bütün kişi ve kurumların Müslümanlar’a yönelik ağır hakaret ve suçlayıcı ifadeleri toplumda karşılık bulurken söz konusu terör kendilerinden kaynaklandığı ortaya çıktığında pişkinlikle suspus olmayı tercih ediyorlar. Bugün Hollanda’da Özgürlük Partisi (PVV), Fransa’daki Ulusal Cephe (FN) ya da Almanya’daki Almanya için Alternatif Partisi (AfD) İslam düşmanı söylemleriyle serbest bir dille siyaset yaparken toplumların Müslümanlara ve kendilerinden olmayanlar karşı bakışını her geçen gün radikalleştiriyor. Irkçı söylemlerin toplumda karşılık bulmasıyla bu pastaya ortak olmak için kendilerini yeni trendin merkezine oturtan siyasi partiler, düşman siyasetlerini oy devşirmek yolunda kullanıyor.

YENİ DÜŞMAN ÇİN Mİ?

Dünyadaki genel fotoğraf İslam ve Müslüman düşmanlığını gözler önüne sererken yakın dönemde NATO kendine yeni bir düşman ilan etti. Özellikle geçtiğimiz günlerde Londra’da yapılan NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde bir ilk gerçekleşti ve yükselen ekonomik gücüyle Batı’nın karın ağrısına dönüşen Çin, mücadele edilmesi gereken tehlike olarak deklare edildi. Bundan böyle Pekin’i daha fazla mercek altına alacak olan NATO’nun sonuç bildirgesinde “Çin’in artan etkisinin ve izlediği uluslararası politikanın, hem baş edilmesi gereken bir durum hem de bir fırsat anlamına geldiğinin farkındayız” ifadelerine yer verildi. Çin’i hem düşman hem fırsat olarak tanımlayan bildirge nereden nemalanacağına bir türlü karar veremeyen Batı’nın kafa karışıklığını gözler önüne serdi.

STOLTENBERG’E GÖRE DÜŞMAN DEĞİL

Ancak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Çin’i, en azından şimdilik yeni rakip ve hatta bir düşman olarak nitelendirmek istemiyor. Londra’da yaptığı açıklamada, “NATO’nun Güney Çin Denizi’ne taarruz etmesinden söz etmiyoruz. Ancak Çin’in bize doğru yaklaştığını dikkate almamız lazım” diyen Stoltenberg, Çin’in klasik anlamda askeri silahlanma ile şu an için bir ilgisi olmayan, Arktika, Afrika ve Avrupa’daki faaliyetlerine vurgu yaptı.

Margaret Thatcher’ın itirafı
NATO’nun zihin kodlarını gözler önüne seren en çarpıcı vesika 1990’larda İskoçya’da kayıtlara geçti. Zira Soğuk Savaşın bitiminde gerçekleştirilen NATO toplantısında İngiltere eski başbakanı Margaret Thatcher’in ağzından dökülen cümleler bugünün fotoğrafını da en net şekliyle ortaya koyuyor. Thatcher’ın burada sarf ettiği “Biz NATO’yu Rusya’ya karşı kurduk. Şimdi Sovyetler dağıldı ne yapacağız, NATO’yu lağv mı edeceğiz? Düşmanı olmayan bir ideoloji yaşayamaz ve gelişemez. Bizim mutlaka bir düşmana ihtiyacımız vardır. Bugüne kadar düşman Sovyetlerdi, şimdi Sovyetler dağıldı. Yeni bir düşmanımız olmalı. Yeni bir düşman yaratmamıza da lüzum yok zaten hali hazırda İslam gibi bir düşmanımız var” sözler bugün hala Batı’nın en karanlık yüzünü resmediyor.
Öyle ki bu sözlerden sonra ABD’deki NATO karargâhındaki düşman işaretleri kırmızdan yeşile dönerken düşman şehirlerinin isimleri bir bir Müslüman şehirleri oldu. 90’lı yıllardan bu yana NATO, haçlı seferi inancıyla Müslümanlar’ın üzerine gelirken haydut ülke Büyük İsrail’i kurmak için çabalıyor.

ESPER’DE AYNI FİKİRDE

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanı Mark Esper de, sonuç bildirgesindeki cümlenin, “Çin’in şu an için bir düşman olduğu anlamına gelmediğini” dile getirdi. Pekin’in NATO için stratejik bir görev olarak kabul edilmesi gerektiğini kaydeden Esper, şu uyarıyı yapmayı da ihmal etmedi: “Bazı şeylerin istediğimiz gibi gelişmemesi durumuna hazırlıklı olmalıyız”.

LONDRA – PEKİN HATTI ÇIKMAZI

Aslında bu kararsızlık ifadesi açıklamaların arka yüzünde Batı’nın Çin’in ucuz maliyetle üretim yapabilme gücünün önünde durmaması yatıyor. Çünkü bugün Batı menşeli bütün markalara ait ürünlerin %87’sini tek başına Çin’de üretiliyor.

Hava ve su kirliliğini dikkate almayarak gelecek nesillere “daha temiz bir dünya bırakma” kaygılarını bir kenara atan Çin, bugün bütün dünyanın fabrika bacası olmaya rıza gösteriyor ve kendi insanın üretim bandında ölümüne dahi göz yumuyor. Böylece dünya markalarının vazgeçilmezi haline gelen Çin’deki ucuz maliyetli üretim imkânı bütün dünyada ekonominin gidişatına damgasını vuruyor. Son dönemde Brexit ile Avrupa Birliği’nden ayrılmaya çalışan İngiltere’nin amacı da bu yeni ekonomik gidişata ayak uydurmak olarak gösteriliyor. Öyle ki Londra ile Pekin arasında kurulan yeni ekonomik ilişkilerin dünyanın geleceğini inşa edileceği söyleniyor. İşte tam bu noktada yeni nesil siyonistlerin inşa ettiği Londra-Pekin hattının Çin’in Batılı ülkeler tarafından düşman ilan edilmesine müsaade etmediği belirtiliyor.

BAE – İSRAİL İTTİFAKI

Bir yandan İslam’ı ve Müslümanları düşmanlaştıran Batı’nın diğer yandan Ortadoğu’daki kukla yönetimler üzerinden ekonomik işbirliklerine imza atıyor. ABD vasıtasıyla İran’ı ortak tehdit olarak gösteren İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bölgede ekonomik ortaklıklara imza attı. Aralarında resmi diplomatik ilişki bulunmayan İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Expo 2020 Dubai’de, bu yılın şubat ayında gözlerden uzak şekilde inşa etmeye başladıkları ilişkileri yeni bir boyuta yükseltti.

Bu süreçte İsrail Başbakanı Netanyahu yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri ile değil toplam 6 Arap ülkesiyle aralarında “sıkı ilişkiler” kurduklarını ilan etti. İsrail’in halen diplomatik ilişkisi olan iki arap ülkesi Mısır ve Ürdün. Umman ve Suudi Arabistan’ın da son 2 yılda İsrail ile giderek yakınlaşan ilişkileri gözlerden kaçmıyor. Hatta İsrail, Körfez ülkeleriyle saldırmazlık anlaşması imzalamayı planlıyor iddiası gündemdeki yerini koruyor.

Diplomatik gözlemciler, Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail’e araladığı kapı ile ABD’nin Filistin devletini ortadan kaldırması beklenen “Yüzyılın Anlaşması” planının eş zamanlı olarak ilerlediğine dikkat çekiyor.

DÜNYA İSLAM’A MUHTAÇ

Sonuç olarak tüm bunlar her 10 yılda bir kendine bir düşman tanımlayan Batı’nın sömürülerine meşruiyet kazandırmak için yakın süreçte yeni bir düşmen seçmekte kafasının fena şekilde karışık olduğunu ispatlıyor. Fakat zihinsel kodlarında haçlı zihniyeti yatan Batı’nın ezeli düşmanının her dönemde olduğu gibi İslam ve Müslümanlar olacağı ise su götürmez bir gerçeklik olarak ortada duruyor. Kaldı ki Müslüman düşmanlığında ekonomik olarak rekabetten kaynaklanan çekememezliğine rağmen Çin ile ortak bir noktada buluşmasının önünde de bir engel bulunmuyor. Dolayısıyla Müslümanlar’ın bu iki büyük tehlike karşısında toparlanarak yeniden dünyaya medeniyet teklif eden barış ve adaleti yücelten bir güce dönüşmesi gerekiyor.

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri