Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Batı medeniyetinin tutarsızlığı

Avrupa, vahşilik ve barbarlık kavramlarını modernite ve medeniyetinin antitezi olarak kabul eder. Avrupa’yı modernitenin modeli, dünyanın diğer bölgelerini ise geri kalmış olarak tanımlar.

Batı medeniyetinin tutarsızlığı

Diriliş Postası Kenan Toprak/Analiz

Modernite anlatılarında dünyanın geri kalanı dışlanırken, modernitenin belirli bir coğrafi bölgeye sınırlanıp belirli bir ırka ve ten rengine atfedildiği görülür. Bu nedenle dünyanın “en geleneksel” kıtası olan Afrika moderniteden yoksun, neredeyse kıtanın tamamını sömüren ve bunu farklı yöntemlerle günümüzde dahi devam ettiren Avrupa ise modern ve erdemli olarak kabul edilir.

Afrikalılar ve Afrikalı kadınlar, aile yapısı ve kadın-erkek ilişkileri açısından Avrupalılarla zıt olduğundan, Afrikalılar medeniyetten yoksun kabul edilerek geleneksel ve geri olarak tanımlandı. Avrupalı sömürgecilerin Afrikalıları bu şekilde tanımlamalarının nedeni Afrika’da cinsellik dahil olmak üzere aile yaşantısını Avrupa’da olduğu gibi düzenlemekti. Bu bağlamda sömürgeci Avrupalılar Afrikalı kadınların kamusal varlığı ve evliliği üzerine yoğun çalışmalar gerçekleştirdi. Kültürel hayatları gereği kıyafet giymeyen kadınların açıklığını ahlaksızlık olarak gören sömürgeciler,  Avrupa’nın “uygarlaştırma” olarak gördüğü uzun elbise ve başörtüsü dahil olmak üzere her şeyi örten kıyafetlerin tanıtımı yaptı.

Burada altı çizilmesi gereken şey aşağıda bahsedileceği üzere, sömürge güçleri tarafından Afrikalılar arasında öteden beri ahlaksızlık, geri kalmışlık ve geleneksel olarak algılanan bazı uygulamaların, Batı’nın yüzyıllar sonra modernite, ilerleme ve kadınların güçlenmesi olarak ilan ettiği şey olduğu gerçeği Avrupalıların bu terimleri ve uygulamaları kendi çıkarları için kullandığını bize açıklar.

SÖMÜRGE VE ASİMİLASYON KODLARI

18. yüzyıl ve sonraki asırlarda “medenileştirme misyonu” sömürge düzeninin ana kodları arasında yer aldı. Günümüze baktığımızda “modernite” “bilim” “demokratikleşme” “özgürlük” “sanat”  “moda” “müzik” vb. uygulamalar asimile kodlarını içerdiğini görürüz.

Peki medeni olmak bir Avrupalı gibi davranmak, giyinmek, düşünmek anlamına mı geliyor? Modern nedir ve geleneksel nedir, nasıl tanımlanırlar, kim tarafından, ne zaman ve hangi ölçülere göre belirlenir? Bu konuda şu soruyu sormak çok önemli. Ahlaki ve aile yaşantıları, kadın erkek ilişkileri Avrupalılarla aynı olmadığı için, Afrikalıları ve başka milletleri medeniyetten yoksun olarak görmek, geleneksel ve geri olarak tanımlamak ne kadar doğrudur.  Eğer modernitede, kadınların özgürleşmesi ve güçlendirilmesi, kadın haklarının bir ilerleme ölçütü olarak kullanıldığı tema ise, sömürgeci Avrupalılar Afrika’ya geldiklerinde neden, erkek-kadın ilişkilerine, giyinmeye, danslarına ve kültürlerine “ilkel” gözüyle baktılar.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, sömürgeciler Afrika’ya geldiklerinde kadın bedeninin açıklığını ahlaksızlık olarak görmüşlerdi. Ancak, bir iki asır önce ilkel ve vahşi olarak tanımladıkları şeyleri aynı Avrupa günümüzde modernite olarak toplumlara sunmaktan haya etmemektedir.

HANGİ “MODERNİTE”

Sömürgecilerin ve misyonerlerin Afrikalı kadınların yaşamı üzerinde ele aldığı ve kontrol etmeye çalıştığı başka bir alan da giyinme biçimleriydi. Sömürge girişimleri, Afrika halkının Hıristiyanlığa geçmeye ve Batı tarzı kıyafet giymeye zorlandığı sosyopolitik sistemler meydana getirdi. Misyonerler, Afrikalılar Avrupa kıyafetlerini kabul ettiğinde, bunu ruh ve bedenin yeni ahlaki sistemi ve dini dönüşümün bir işareti olarak gördüler. Misyonerler Afrikalıların kıyafetlerini düşük ahlakın işaretleri olarak yorumladıklarından, Avrupalıların ahlaki ve kültürel üstünlüğünün kanıtı olarak görülmesi için genellikle Avrupa kıyafetleri giyip Afrika’yı gezerek Afrikalılara mesaj gönderdiler. Bu uygulama, gerçekten de sömürgeciliğe yön veren ırkçı görüşlerden kaynaklanıyordu. 19. yüzyıl seyahat anlatılarının çoğu Afrikalıları “sağlık, hastalık, ahlaki statü ve vahşet kavramlarıyla ilişkilendirmişti.

Misyonerlerin “modeniteyi” temsil ettiği dedikleri kıyafetlerin temel özellikleri, uzun elbiseler,  başörtüsü, yelek, örgü gömlek, tulum ve bele sarılan bir kumaş parçasını içeriyordu. Eğer insanlar bu Batılı kıyafetleri benimserlerse, gelenekten moderniteye giden yol olarak görülüyordu. Özellikle başörtü ve elbisenin uzunluğu noktasındaki giyim tarifi Afrikalı kadınların ortaya çıkan bedenlerinin sergilenmesine karşı mücadele etmek kolonyal modernite kavramına göre “ahlaklarını geliştirme” anlamı taşıyordu.

“BAŞÖRTÜSÜ FARKLILIĞINA” TAHAMMÜLSÜZ SİSTEM

Sömürgeci güçler tarafından algılanan modernitenin bu özelliği, kadın özgürlüğü ile ilgili çağdaş modernite ve ilerleme kavramlarına zıttır. Örneğin, Fransa’da kadınların başörtüsüne karşı son zamanlarda yaşanan karşıtlık bu durumu doğrulamaktadır. Fransız yargı sisteminin üyeleri, yasanın Fransa’nın laik liberalizmin değerlerini savunduğunu, temelde Fransa’yı “Fransız” yapan şeyin, kadınların başörtüsünü dini ve kültürel bir inanç olarak değil, moderniteye direniş olarak algıladığını iddia ediyor. İlginçtir ki, bu aynı başörtüsü, bir asır önce sömürgeciliğin “modernleştirme” ve “medenileştirme” söylemi Afrikalı kadının ahlakını iyileştirme “özelliği olarak tanıtılmıştı. Bu, Afrika’da sömürge bağlamında, Batı bağlamında ve başörtüsü bağlamında kadın özgürlüğüne ilişkin modernitenin şematik olarak zıt iki özelliği arasındaki çarpıcı bir ironidir. Her iki durumda da kadınların seçme hakkının, modernitenin en ünlü idealleri olan özgürlük ve bireycilikle alay edecek şekilde temelden tehlikeye atıldığı gerçeğini burada kısaca belirtmek önemlidir. Geçmişte Afrikalıların yaşam biçimini “ilkelik” olarak gören anlayış ile “başörtüsü farklılığına” tahammül edemeyen sistemin benzer yanları, her ikisinin de uygulamaları modernite ve medeniyet adına yapmalarıdır.

ÇIKARLARA GÖRE DEĞİŞEN “ZİNA” ANLAYIŞI

Sömürgeci Avrupa kendini modern ve erdemli olarak kabul ederken, Afrikalıları ahlaksız, ilkel, erotik ve utanmaz olarak tanımladı. Bu nedenle, sömürge söylemi, öznelerin vahşiliğini tanımlarken ve “uygarlaştırma” yollarını şekillendirirken cinsellik, kadınlar, giyinme ve davranış biçimlerini yoğun bir şekilde ele aldı.

Martin Chanock “Hukuk Gelenekleri ve Toplumsal Düzen-Malawi ve Zimbabwe’deki Sömürge Deneyimi” adlı kitabında, beyazların sömürgecilik sırasında Afrikalıların cinsel ahlakını ve kadınların statüsünü ciddi şekilde kınadıklarını; Orta Afrika’daki Lomwe halkı için henüz genç yaşlarında bir kadının dört ya da beş kocasının olması,  zinanın suç olarak görülmemesi ve evlilik bağının kırılgan olduğunu açıklar. Malawi’de  kadınların cinselliği üzerindeki kontrolün bir ölçüsü olarak, sömürge mahkemesi, Hıristiyan kurallarına göre “yasal evlilik kanıtı” olmaksızın getirilen hiçbir dava kabul edilmezken, evliliğe itaat etmeyen bu bağlar “ahlaksız bağlantı” olarak kabul edildi. Bu süreçte evlilik, kadınları “uygarlaştırma” yöntemi olarak tanıtıldı.

Ancak modernite ve medeniyetin zaman içinde sahip olduğu çelişkili anlamlar, modernitenin anlamlarının tutarsız olduğunu göstermektedir. Örneğin, sömürgeci Avrupalıların Afrika’da mücadele ettiği vahşilik ve ahlaksızlığın özellikleri olarak gördüğü zina, ve evlilik dışı ilişkiler bir asır sonra, aynı Avrupa tarafından özgürlük olarak kabul edilmesi Avrupa medeniyetinin tutarsız ve kendi menfaatleri ölçüsünde şekillendiğini gösteriyor.

BATI’NIN KANDIRMACASI

Günümüz bağlamında Afrikalılar, kadın özgürlüğüne ilişkin kültürel özelliklerin varlığına rağmen modernite hakkındaki güncel literatürde asla “modern” olarak tanımlanmamaktadır. Batı’da özgürlük belirtileri olarak tanımlanan aynı uygulamalar Afrika’da farklı algılandı. Maalesef Batı her zaman öteki kabul ettiği medeniyetleri kandırmanın yolunu bir şekilde buldu. Örneğin Afrikalılar, bu kez, ekonomi, aile yapısı ve bireysellik, teknoloji ile ilgili farklı nedenlere dayalı olarak geri kalmış olarak tanıtılmaya çalışılıyor. Müslümanlar ve İslam Dünyası ise, kadınların özgürlüğü, giyimi ve cinselliği ile ilgili kültürel özellikler nedeniyle geleneksel ve geri kalmış bir etiketle anılıyor. Batı sosyo-ahlaki ve teknolojik özelliklerinin ne olduğuna bağlı olarak kendisini modern olarak tanımlarken, buna uygun olarak bu tanımın tersini de başkalarına veriyor. Netice itibariyle Batı tarafından çıkartılan sözleşmeler ve aile yapısına ilişkin uygulamalar, bu bağlamda değerlendirilirse ne yapılmak istenildiği daha iyi anlaşılmış olur.

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri