Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Boyunu aşan sularda çırpınıyor

Fransa Cumhurbaşkanlığı koltuğundaki görevinde üçüncü yılını geride bırakan Macron'un ortaya koyduğu karne 2022 seçimleri için umut vermiyor. Hangi konuya elini attıysa, Beyaz Saray bahçesine diktiği meşe fidanı misali kurutuyor.

Boyunu aşan sularda çırpınıyor

Mehmet Kancı- Görüş

2017 seçimlerinin ilk turunda seçmenlerin yüzde 24,01’inin (8 milyon 656 bin 346 ) oyunu alıp, ikinci turda 2002’deki cumhurbaşkanı seçiminden bu yana tekrarlanan, seçmene aşırı sağ tehdidi göstermek suretiyle yapılan şantajla elde edilen yüzde 66,10 oy desteği ile Elize Sarayı’na yerleşti. 2008 yılından bu yana Fransa’yı hırpalayan ekonomik krize karşı kayda değer bir başarısı yok. İşsizlik tehlikeli boyutlarda, bütçe açığı büyüyor, Kovid-19 salgınına karşı alınan tedbirlerin gevşetilmesiyle yeniden günde 10 bini aşan vaka sayısı…

Avrupa kamuoyu onun sayesinde ekonomi politikalarından duydukları mutsuzluğu “sarı yelekleriyle” ifade eden kitlelerle tanıştı. Avrupa Birliği’nin lokomotif gücü olarak nitelenen ülkesini Almanya Başbakanı Merkel’in gölgesinden kurtarabilmiş değil.

ABD Başkanı Trump ile 2018 yılının Nisan ayında Washington ziyareti sırasında Beyaz Saray bahçesine diktiği meşe fidanı gibi Fransa-ABD ilişkileri de kurudu. Kimileri onu Roma tanrılarından Jüpiter’e, kimi de çağımızın “Küçük Napolyon”una benzetti. Fransa Cumhurbaşkanlığı koltuğundaki görevinde üçüncü yılını geride bırakırken ortaya koyduğu karne ise 2022 seçimleri için umut vermiyor. Hangi konuya elini attıysa Beyaz Saray bahçesine diktiği meşe fidanı misali kurutuyor. Evet bu manzaranın mimarı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron. Kamuoyu yoklamaları bugün bir seçim olması durumunda ilk turda Macron’un yüzde 26-28, en güçlü rakibi Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in ise yüzde 27-28 bandında oy alacağına işaret ediyor. İronik bir şekilde 2002 yılında Baba Le Pen’i Cumhurbaşkanı seçtirmemek için Jacques Chirac’ın çevresinde toplanan ve o yıldan bu yana Ulusal Cephe’ye karşı

Cumhuriyetçi Cephe’yi oluşturarak her seçimde benzer senaryoyu tekrarlayarak aşırı sağ şantajıyla seçmeni ehveni şer’e razı eden Fransa’nın müesses nizamı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı Macron’un eliyle aşırı sağa teslim etmenin eşiğinde. Macron’un ve temsil ettiği siyaset ile bürokrasi çevrelerinin ekonomi yönetimindeki yetersizliğinin toplumda doğurduğu tepki 2022’deki seçimde duygu sömürülerinin işlemeyeceğine ve Marine Le Pen’in ikinci turu da kazanarak bu sefer Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturma ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor. Küresel çapta yükseliş trendindeki popülizmin Fransa’da da bir zafer kazanması şaşırtıcı olmayacaktır.

FRANSA’NIN AKDENİZ POLİTİKASININ AKTÖRLERİ

Bu noktada Fransa’nın Doğu Akdeniz politikaları, Sarkozy ve Macron’un yollarının kesişmesinin de uzun bir geçmişi var. Macron’un yolu hem Sarkozy hem de Hollande ile kesişmiş. Merkez sağdan Sosyalist Parti’ye kadar
geniş bir yelpazede siyasetin içerisinde yolculuk yapmış, siyasette olmadığı yıllarda ise ABD’deki finans çevreleri için çalışmış.
Ona kapıları açan ise eski Cumhurbaşkanı Mitterand’ın yanısıra Sarkozy ve Hollande’ın da danışmanlığı görevinde bulunmuş olan “Cumhurbaşkanlarına fısıldayan adam” olarak anılan Jacques Attali.

Fransa’nın bugünkü Akdeniz politikasının mimarı olarak işaret edilen isim de Attali. Bu politikayı Libya’dan Mezopotamya’ya kadar tanıtma görevini üstlenen havari ise Bernard Herny-Levy. Sahnenin perde arkasında da Cumhurbaşkanı Macron’un emir subayı General Ludovic Chaker, Paul Soler ile Fransa Dışişleri Bakanlığının Elize Sarayı’ndaki Libya’dan sorumlu çalışma grubunda bulunan ve Hafter fiyaskosu sonrasında kendisini unutturmak için Güney Afrika Cumhuriyeti Büyükelçisi olarak Paris’ten ayrılan Aurelien Lechevallier bulunuyor.

Sarkozy örneğinden de anlaşıldığı üzere Akdeniz ile ilgili tasarrufta bulunanların hangi makamda olurlarsa olsunlar adalet karşısında bir dokunulmazlık edindikleri de aşikar. (Attali’nin Fransız devletini yönlendirdiği Akdeniz politikasının ayrıntılarını merak edenlere Sinan Baykent’in ilgili makalelerini öneririm) Ülkesinde giderek yalnızlaşan, Avrupa Birliği’nin de beklediği desteğini alamayan Macron’un kişiliği de Fransa’nın Akdeniz politikasında ilerleme sağlanmasında aktör olarak tercih edilmesinin sebepleri arasında yer alıyor. Simon Kuper Financial Times’taki bir makalesinde romancı Emmanuel Carrere’den Macron’un kendini tanımlamasına dair şu alıntıyı yapıyor: “ Hayata dair klostrofobik bir kişiyim. Bir yere kapalı kalamam, her zaman hayatın içerisinde olmalıyım. Bu yüzden normal bir yaşamım olamıyor. Derinlerde bir yerde hiç şüphesiz bir kusurum varsa, normal yaşamayı sevmememdir.”

FRANSA’YI AŞIRI SAĞA TESLİM EDEBİLİR

Fransa Cumhurbaşkanının kendisini tarif ederken kullandığı ifadelerdeki gibi Macron’un ülkesine kapanıp kalmaya tahammül edememesi onu Doğu Akdeniz’in sıcak sularına oradan da Lübnan’a hatta Irak’a kadar sürüklemiş durumda. Macron bu coğrafyalarda 2022 seçimi öncesinde kendisine bir seçim zaferi ararken bir yandan da ülkesinin ekonomisini hareketlendirecek hamleleri hayata geçiriyor. Bu hamlenin en önemli ayağını Yunanistan’a satılacak 18 adet Rafale savaş uçağı oluşturuyor.

Fransa’nın ihraç etmekte zorlandığı bu savaş uçağı Dassault Havacılık şirketi ile alt yüklenicilerini içerisinde bulundukları krizden çıkarmak için önemli bir hamle olacak. Dahası, Fransa bu uçakların F3-O4T olarak sınıflanan gelişmiş teknolojik özellikleri sahip varyantlarını Atina’ya tedarik edecek. Yer hedeflerine karşı 250 kilometre menzilli SCALP füzelerinin yanısıra bu uçakların Türk Hava Kuvvetlerine karşı olası bir hava çatışmasında üstünlük sağlamasına imkan verecek AIM-120 AMRAAM füzelerini menzil olarak geride bırakan yeni nesil Meteor füzeleriyle teçhiz edileceği de iddia edilmekte.

Ülkesinin askeri olduğu kadar ekonomik etki alanını genişletmek niyetindeki Macron’un, İsrail’in Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile ilişkilerini normalleştirmesiyle Akdeniz kıyılarından İran Körfezi’ni kaplayan alandaki yeni finansal hareketlere de Lübnan üzerinden dahil olma isteğini gözönüne almak gerekiyor. Lübnan’nın yeni hükümetine olduğu kadar, Merkez Bankası ve bankacılık sisteminin yeniden düzenlenmesine de müdahale eden Macron, Beyrut üzerinden kendisine hem bir siyasal hem de finansal nüfuz kapısı açmanın peşinde.

Ankara için Macron çocuk oyuncağı

Macron’un Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki gerginlikleri tetikleyerek Ankara’yı köşeye sıkıştırma hamlesi, Ankara’nın ısrarlı diyalog çağrıları ve Almanya Başbakan’ı Merkel’in ağırlığını koyması ile şimdilik püskürtüldü. Merkel’in 2021 yılında Başbakanlık görevini bırakacağını dikkate almak ve Macron’un gerek Fransız devleti tarafından kendisine yüklenen misyonu yerine getirmek gerek 2022 seçimi için zafer kazanma hedefiyle Doğu Akdeniz kapısını tekrar zorlayacağını unutmamak gerekiyor. Dahası, Macron’un ülkesi içinde ve dışında her geçen gün yitirdiği desteğinin Fransa Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’i taşımakta olduğu gerçeğini de hesaba katmakta fayda var. Bu ihtimalin hayata geçmesi durumunda ise aşırı sağcı bir ismin liderliğinde daha da yalnızlaşacak olan Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki planlarını hayata geçirmesi Türkiye’nin lehine engellerle karşılaşacaktır.