Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Evet mi, hayır mı anlayalım!.. (3)

Evet mi, hayır mı anlayalım!.. (3)

Diriliş Postası olarak, kafası karışanların ya da kafası karıştırılanların net anlamaları için detaylı bir bilgi sunmak istedik. TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı adına yasama uzmanı Halit Tunçkaşık’ın 2016 yılında derin bir araştırma ile ortaya koyduğu ‘başkanlık’ sistemi ile ilgili sizin için derlediğimiz yazının 3 bölümü…

Hasan Taşkın / Diriliş Postası

İkinci Dünya Savaşından bu yana (1946) başkanlık sistemini uygulamış ve uygulamakta olan ülkeler şunlardır:

Robert Elgie, bu ülkelere Afganistan, Angola, Maldivler, Paraguay, Singapur, Sudan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı eklemektedir.

TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARI

Siyasi rejim tartışmalarının Türkiye’nin gündeminde yer bulması 1960’lara kadar gitse de, hükümet sistemleri konusundaki tartışmalar ilk kez 1982 Anayasası’nın hazırlanması döneminde zayıf biçimde gündeme gelmiştir. 1987’den itibaren Başbakan Turgut Özal’ın açık bir biçimde gündeme getirdiği başkanlık sistemi tartışmalarını, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de kendi döneminde sürdürmüştür.
AK Parti iktidarının ikinci döneminde başkanlık sistemine geçiş konusu daha üst bir seviyeye taşınmış, siyasi çevrelerde ve kamuoyunda bu sistem hakkında lehte ve aleyhte yoğun bir tartışma yaşanmıştır.

Başkanlık Sistemi Lehindeki Görüşler

Mustafa Erdoğan’a göre, parlamenter rejimlerin olağan dönemlerinde var olmayan kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda başkanlık sisteminde bulunmaktadır. Bu sistem hem parlamentoya hem yürütmeye güç ve itibar kazandırır. Başkan halktan aldığı sabit süreli yönetim döneminde düşürülme korkusu olmadan çalışır. Yasamayı kendi denetimine alıp tüm devlet iktidarını elinde toplayamaz. Başkanı diktatör gibi tasavvur edenler, olağan parlamentarizmde başbakanın bir başkandan daha güçlü olduğunu gözden kaçırmaktadırlar. Başbakanın güçlü konumundan dolayı literatürde parlamentarizmi başbakanlık hükümeti olarak adlandıranlar çoktur.
Erdoğan’a göre Türkiye’de mevcut durumda yürütmenin yasamayı da kontrol etmesini kuvvetler ayrılığına aykırı bulanlar, aynı zamanda kuvvetler ayrılığını öngören başkanlığa da karşı çıkmaktadırlar. Bunun nedeni Türkiye’de cari sistemde demokratik çoğunluklara karşı “ideolojik devlet iktidarını” temsil eden bir cumhurbaşkanlığının ve diğer vesayet kurumlarının sürdürülmek istenmesidir. Başkanlık sisteminde halkın seçtiği ve yürütme yetkisine tümüyle sahip bir başkanın yanında ayrı baş çekecek unsurlara zemin oluşturacak bir yetki belirsizliği olmayacaktır. Bürokratik kurumlar doğrudan demokratik meşruluğa sahip bir başkan karşısında kendi sınırlarını aşamayacaklardır. Seçim sisteminde, partilerin yapısında ve idari sistemde gerekli değişiklikler yapılmak kaydıyla başkanlık sistemi Türkiye’yi daha demokratik kılabilir. Başkanlık sisteminden duyulan korku diktatörlükten değil, halktandır.

Hasan Tahsin Fendoğlu’na göre, parlamenter rejim Türkiye’de yönetim istikrarsızlıklarına ve krizlere yol açmıştır. Ekonomik, sosyal ve siyasal olarak bu krizlerin bedeli çok ağır olmuştur. 21. yüzyıl hızlı ve etkin kararlar alabilen güçlü bir yönetimi gerektirmektedir.

Fendoğlu’na göre siyasi geleneğimiz aslında başkanlık sistemine yabancı değildir. İmparatorluk geleneğinden gelen toplumumuzda başkanlık, toplumsal parçalanmışlığı giderecek, devlet millet kaynaşmasını sağlayacak bir kurum olabilir. M. Kemal, İnönü, Menderes ve Özal dönemlerinde başkanlık benzeri yönetimler hâkim olmuştur. Bu dönemler diktatörlük tehlikesine yol açmamıştır. Latin Amerika ülkeleri Türkiye için örnek olarak verilemez; çünkü bunlar hem tarihsel-toplumsal olarak farklılık taşır hem de uzun bir sömürge geçmişleri vardır. Türkiye hâlihazırda yarı-başkanlığa yakın bir yerde durmaktadır.

Bununla birlikte bir sistem değişikliğine gidilecekse reformlar tamamlanmalıdır. Vesayet anlayışı sona erdirilmeli, demokrasi oturmalı, bürokrasinin ve ülkenin yapısal sorunları çözülmelidir ki sistem değişikliğinden sonuç alınabilsin. Reformlar tamamlandıktan sonra aksayan yönleri giderilmiş ve Türkiye’nin koşullarına uyarlanmış bir başkanlık veya yarı-başkanlık sistemine geçilmesi yararlı olacaktır.

Burhan Kuzu, siyasi istikrarın ulusal kalkınmada çok önemli etkisi olduğunu, bu nedenle istikrar getirecek en iyi model olarak başkanlık sisteminin gerekli olduğunu belirtmektedir. Kuzu’ya göre Türkiye’de parlamenter rejimin uygulandığı son 60 yıllık süre zarfında Menderes, Özal ve Erdoğan dönemleri istikrarlı olsa da, bunların arasındaki dönemlerde gelişmeyi ve kalkınmayı engelleyen hükümet krizleri ve ağır bunalımlar yaşanmıştır.

Cumhuriyet’in 87 yılında 60 hükümetin kurulması bu istikrarsızlık ve krizlerin göstergesidir. Başkanlık sisteminin diktatörlüğü çağrıştırması yanlıştır. Çünkü parlamenter rejimde yasama çoğunluğuna sahip bir başbakan başkandan daha güçlü hale gelmektedir. Başkanlık sisteminde ise yasama ile yürütme arasında daha dengeli bir ilişki söz konusudur. Başkanlık sisteminde güvenoylaması, koalisyon ve hükümet krizi gibi sorunlar yaşanmayacaktır.

Ender Ethem Atay’a göre dünyada demokratik ülkelerde parlamenter rejim daha yaygın olarak uygulansa da, özellikle Afrika’daki bazı ülkelerin parlamenter rejimden başkanlık ya da yarı-başkanlık rejimine doğru kaydıkları gözlenmektedir. Bunun en önemli sebebi parlamenter rejimin bünyesinde taşıdığı hükümet istikrarsızlığı sorunudur. Bu tür istikrarsızlıklarla mücadele eden ülkelerde başkanlık sistemi başkanın sabit bir süre için seçilmesi ve parlamentonun güvenoyuna muhtaç olmaması nedeniyle cazip görünmektedir.

Başkanlık Sistemi Aleyhindeki Görüşler

Erdal Onar’a göre başkanlık sisteminde özellikle yasama organı ile yürütme organı arasında çıkabilecek ihtilaflarla sistemin tıkanması riski yüksektir. Uzlaşma kültürünün gelişmiş olduğu ABD’de bile bu anlamda sorunlar yaşanırken Türkiye’de bu sistemin başarılı olması mümkün görünmemektedir.

Serap Yazıcı’nın değerlendirmelerine göre bütün hükümet sistemlerinde kilitlenmeye yol açan asıl faktör, seçim sistemlerinin parti sisteminde aşırı parçalanma yaratmasıdır. Bu yüzden sağlam bir demokrasinin yolu hükümet sistemiyle değil, iki parti veya ılımlı çok parti yaratacak parti sistemiyle açılır. Dolayısıyla yapılması gereken, seçim kanunlarında parti sistemindeki parçalanmayı önleyecek ve partileri merkeze yaklaştıracak değişiklikler yapmak ve parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak mekanizmalar geliştirmektir. Bu mekanizmalar parlamentarizmin rasyonelleştirilmesi, yapıcı güvensizlik oyu ve alternatif başkanlık sistemidir.
Ergun Özbudun’un konu hakkındaki görüşü şöyledir: Başkanlık sistemini dünyada başarıyla uygulayan tek ülke ABD’dir. Onu taklit eden Latin Amerika, Afrika ve bazı Doğu Asya ülkelerinde bu sistem, kriz üretmeye çok müsait olduğu için, başarılı işlememektedir. Yaşanabilecek sorunlar esas olarak yasama ile yürütme arasındaki kilitlenme olasılığından kaynaklanmaktadır.

Latin Amerika’da bu tür krizler askeri darbeleri davet etmiştir. Benzer sorunlar yarı-başkanlık sistemi için de geçerlidir. Bu nedenle yapılması gereken şey mevcut parlamenter rejimi daha demokratik, daha işler kılacak değişikliklerin gerçekleştirilmesidir.

Ersin Kalaycıoğlu’na göre bu sistemlerde “sıfır toplamlı oyun” nedeniyle iktidar muhalefet ilişkileri daha gergin ve çatışmacıdır. Siyasi uzlaşı kültürünün olmadığı toplumlarda başkan ile parlamento arasındaki bir uyumsuzluk siyasi tıkanıklığa neden olabilir. Başkanlık sistemi hükümet istikrarı sağlasa da siyasi sistemi istikrarsızlığa sevk etmektedir. Buna karşılık parlamenter sistem hükümet istikrarı sağlamasa da siyasi sistemde istikrar sağlar. Yine parlamenter sistemde başbakanın değiştirilebiliyor olması onların halkın tepkilerine daha duyarlı olmalarını sağlamaktadır.

SONUÇ

Başkanlık sistemi, genel kabul gören tanımıyla, halk tarafından sabit bir süre için seçilen başkanın hem yürütme organının hem de devletin başı olarak görev yaptığı; yasama ve yürütme organlarının birbirinin görevine son veremediği hükümet sistemdir. İlk defa ABD’nin uyguladığı ve günümüze kadar başarıyla sürdürdüğü bu sistemi, Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere Asya ve Afrika’da çeşitli ülkeler benimsemiştir.

Başkanlık sistemi demokratik düzenin iyi işlemesi açısından yürütmenin iki başlı olduğu diğer hükümet sistemleriyle kıyas konusu edilmekte, çeşitli avantaj ve dezavantajlarla birlikte değerlendirilmektedir. Hükümetin sabit/katı görev süresi, bir taraftan istikrarlı yönetimin formülü olarak öne çıkarılırken diğer taraftan yasama yürütme arasında kilitlenme nedeni olarak gösterilebilmektedir.

Literatürdeki genel yaklaşıma göre, başkanlık sisteminin diğer sistemler gibi güçlü ve zayıf yönleri bulunmaktadır. Bunlardan hangisinin öne çıkacağını ise her ülkenin kendi siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları belirlemektedir. Başkanlık sistemi ABD’de güçlü yönleriyle kendini gösterirken, Latin Amerika’da zayıf yönleriyle gündeme gelmektedir. Benzer şekilde parlamenter sistemin İngiltere örneği güçlü yönleriyle ortaya çıkarken, Doğu Avrupa örnekleri sistemin olumsuz yönlerinden etkilenmektedir.

Türkiye’de gerek başkanlık sistemini destekleyenler gerekse bu sisteme karşı çıkanların paylaştıkları görüş, seçim sisteminin çoklu parti sisteminden merkez partilere geçişi sağlayacak biçimde düzenlenmesine ihtiyaç olduğudur. Zira parçalanmış ve ideolojik ayrımların derinleştiği partilerden oluşan bir siyasi yelpaze, bütün hükümet sistemlerinin işleyişini zorlaştırmakta, tıkanmalara neden olmaktadır. Diğer taraftan, parlamenter sistemin devamından yana olan görüş sahipleri, bu hükümet sisteminin istikrarsızlığa yol açan özelliklerini törpüleyip, rasyonelleştirilmiş parlamentarizm uygulamalarını geliştirmek yönünde kanaat taşımaktadır. Buna karşılık, başkanlık ya da yarı-başkanlık sisteminin uygulanabilirliğini savunanlar, bu sistemlerin ancak birtakım reformlarla birlikte hayata geçirilebileceğini kabul etmektedirler.
Şimdi ‘Türk Tipi Başkanlık’ olarak da algılayabileceğimiz ve referanduma giden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesinin oylanması ne padişahlık ne tek adamlıktır. CHP ve destekçilerinin tek adamlık tartışmaları tamamen ters algıya dönük, siyasi ahlaktan yoksun bir yoldur. Halka doğruyu anlatmak ve doğrular üzerinde tartışmak en doğrusudur. Bu yolu kullanma yerine, vatana ihanet etmeyi görev bilenlerin söylemlerinden etkilendiği algısı yaratması sağlıklı bir siyaset yapma zemininden uzaktır…

Etiketler